Giderek içine kapanan ve anlamsız gündemlerle uğraşan bir ülke oluyoruz. Türkiye''nin dışarıdan görüntüsü hiç de iç açıcı değil.
Dış borcu artmış, ekonomik gailelerle pençeleşen, etrafı ile kavgalı, stratejik hedef ve politikalar yerine gündelik çözümlere bel bağlamış bir görüntü bu!
Kağıt üzerinde başka, uygulamalarda başka bir ülkeyiz. Güya liberal politikalar uyguluyoruz. Üstelik serbest piyasa modelini benimseyen bir ekonomimiz olduğunu iddia ediyoruz.
Ama aslında en katı rejimlerde ve Sosyalist ülkelerde bile görülmeyecek ''müdahaleci'' bir yapımız var. Her aktiviteyi kontrol etmek isteyen, müteşebbisi prangalayan, herkese şüphe ile bakan, ağır, hantal bir bürokrasiye sahibiz. Güvensizlik ve istikrarsızlık görüntüsü Bunun sonunda üretim düşüyor. Verimsizlik artıyor. Ne dışarıya satacak malımız, ne de serbest piyasada rekabet edecek durumumuz var.
İthalat katlanarak büyürken, ihracatımız sürekli azalıyor. Dış ticaret açığımız ithalat lehine 20 milyar dolarlara varmış durumda.
Yabancı sermaye girişini bırakın artırmayı, gelmiş olanları da kaçırtmak için sanki gizli bir ele sahibiz. Güvensizlik ve istikrar adına istikrarsızlık sanki bizim için olmazsa olmaz ortamlar..
Daima suçlu arıyor, dedikodu, iftira ve zanlarla yargısız infazlar yapıyoruz. Yıllardır özelleştirmeden bahsediyor, ama bir adım ileri gidemiyoruz. Sistemimizi bir türlü, çağdaş hukuk ve global ekonomi kurallarına uyarlayamadık.
Kendimize özgü bir demokrasimiz ve diplomasi anlayışımız var. Her türlü demokratik değerleri ve insan haklarını kabul ediyor, hatta bu konuda uluslararası anlaşma ve taahhütlere imza dahi koyuyoruz. Ama uygulamada farklı bir çizgideyiz.
Yıllardır demokrasimizde gerekli düzenlemeleri yapacağız, kötü sicilimizi düzelteceğiz, eksiklerimizi gidereceğiz, iyileşme sağlayacağız diyoruz. Ancak yapılanlar yetersiz. Reform ve iyileştirme programlarını uygulayanlar bile yaptıklarından tatmin olmuyorlar.. İçe dönük enerji ve güç tüketimi Bütün enerjimizi içe harcar durumdayız.
Suni gündemler ve hayali tehdit unsurları ile oyalanıyoruz. İçe dönük yaşadığımızdan ve birbirimizle çok uğraştığımızdan, her geçen gün kamplaşmalar artıyor. Diyalog ve hoşgörü sanki giderek yaşantımızdan çıkıyor.
Bu konudaki minnacık umutlar da kar gibi eriyip gidiyor. Her gün toplumumuzun bir başka sigorta unsurunu tahrip ediyor ve devreden çıkarıyoruz. Nefret ve kıskançlık duyguları, artan toplumsal ve ekonomik sorunlarla beraber, iç barış için korkunç bir potansiyel tehlike oluşturuyor. Dış politikamız sanki sadece, sözde Ermeni soykırımına endeksli. Sanki başka meselemiz yok. Almanya ve Rusya, aralarına İran''ı da alarak yeni bir eksen oluşturmaya çabalıyorlar. Uzakdoğu''dan Kafkaslar''a enerji yollarında stratejik avantajlar sağlamanın peşindeler. Ama biz bu enerji oyununa da yeterince ilgi gösteremiyoruz. Haklıyız deyip, beklemedeyiz. Halbuki haklı olanlar değil, güçlü olanlar borusunu öttürüyor. Dolayısı ile gücünü ve enerjisini içe dönük harcayanların, boru öttürme hevesleri de, şansları da giderek azalıyor.. Bakalım ne zaman titreyecek ve kendimize geleceğiz?..

