Asrımızın belirleyici unsurları globalleşme ve değişim, çok hızla yükselen bir grafik çiziyorlar.. Ama biz, değişime ve küreselleşmeye yeterince ilgili değiliz.. Zaman ve imkan kaybediyoruz..
Suni gündemlerle ve dışa kapalı olarak yaşıyoruz. Dış politikamızdan ekonomiye, bilimden ve teknolojik gelişmelerden sosyal hayata, eğitimden iç siyasete, ''vur patlasın çal oynasın'' anlayışı içindeyiz. Hazırlıklarımız yetersiz.. Halbuki ama öyle ama böyle, bu yeni dünya düzenine ve kurulan küresel sisteme entegre olacağız. Ya hazırlanarak küreselleşeceğiz; ya da ihtiyarımız dışında ''global sisteme'' uyduracaklar bizi.. Soğuk savaştan globalleşmeye Şu sıralar Thomas Friedman''ın, çarpıcı kıyaslama ve gözlemleriyle kaleme aldığı "The Lexus and the Olive Tree" isimli ''globalleşmeyi'' anlatan kitabını okuyorum.. New York Times gazetesinin bir dönem dış ilişkiler muhabirlik ve temsilciliklerini de yapmış Friedman''ın bu ilginç kitabı, en çok satanlar listesinde en başlarda yeralıyor. Dünyanın siyasi ve ekonomik gidişatının yönü konusunda, çok detaylı bilgiler veriyor. (İngilizce kitaba sahip olmak isteyenler //www.anchorbooks.com// adresine başvurabilirler.)
Friedman, globalleşmenin ve yeni dünya düzenindeki sistemin parametrelerini anlatırken ve bugün ile soğuk savaş dönemini kıyaslarken şunları yazıyor: "Küreselleşme sadece bir ekonomik moda veya gelip geçecek bir trend değildir. Berlin''de Demirperde''nin (Duvarın) yıkılışı ile Soğuk Savaş Dönemi''nin yerini alan, belirleyici etkilere sahip uluslararası yeni bir sistemdir.
Soğuk Savaş Dönemi''nde dünya Batı, Komünist Blok ve Tarafsızlar olarak üçe bölünmüştü. Her ülke bu üçten birinin içindeydi. Bu dönemin belirleyici teknolojik unsurları nükleer silahlar ile İkinci Endüstri Devrimi''ydi. En belirleyici ikili ABD ve SSCB''ydi. Halbuki bugün global sistemi karakterize eden tek bir kelime var: "Web-Ağ" veya "internet"! Ve bu internet''e ulaşanlar, birbirlerine buradan bağlananlar, bu çok sesli sistemde belirleyici de olabiliyorlar.
Bu yeni sistem ayrıca, Soğuk Savaş Dönemi gibi donuk ve katı değil; tam aksine son derece dinamik ve değişken bir süreçte, sürekli yenilenerek oluşuyor. Artık herşey çok farklı Global sistemde artık şahıslar, şirketler, milletler, ülkeler dünyanın her yerine daha hızlı, daha kalıcı ve etkili bir şekilde, hem de çok daha ucuza ulaşabiliyorlar. 1975''lerde ancak dünyanın yüzde 8''i liberal serbest pazar ekonomilerine sahipti ve dünyadaki toplam dış yatırım tutarı sadece 23 milyar dolardı. 1997''ye gelindiğinde liberal sistemi benimsemiş ülkelerin oranı yüzde 28''e ve yabancı sermaye yatırımları 644 milyar dolara yükselmişti. Geçen yüzyılın başında yani 1900''lerde dünya borsalarındaki işlem hacimleri milyon dolarlar mertebesindeydi. Halbuki 1992''de günlük işlem hacmi 820 milyar dolarlara, 1998''e gelindiğinde günde bir buçuk trilyon dolarlara yükselmişti. Günümüzdeki artışı ise, hergün katlanarak sürüyor. Bugünün globalleşmesinin teknolojik tanımlamasının içinde bilgisayarlar, dijitalleşme, uydu haberleşmeleri, fiber optik sistemler ve internet var. Teknoloji kullanımını hem daha katlayarak yaygınlaştıran hem de ucuzlatan mikroçiplere sahibiz, bugün. 1930''da New York ile Londra arasında 3 dakikalık telefon konuşmasının bedeli 300 dolardı. Bugün ise internet sayesinde neredeyse bedava.." Friedman bunları yazdıktan sonra şu ilginç bilgileri de veriyor: "Minneapolis''te oturan 79 yaşındakı annemi aradım 1998''in bir yaz gününde. Sesi buruk ve üzüntülüydü. Sebebini sordum. ''Bugün internette 3 Fransız ile birlikte briç oynuyorduk. Kendi aralarında Fransızca konuşmayı sürdürdüler ve ben ne olduğuu anlayamadım. Buna canım sıkıldı.'' dedi. Anne üzülecek başka birşey bulamadın mı demeye fırsat kalmadan, "önceki gün de Sibirya''dan birisi ile internette oynarken aynı şey oldu." demesin mi?
Evvelden, ''Sen kimin yanındasın, üçe bölünmüş dünyanın hangi kısmındansın" ve "ne kadar füzen var?" soruları önemliydi. Halbuki bugün, ''nasıl ve kimlerle haberleşebiliyorsun'' ve ''modeminin bağlanma hızı ne kadar'' soruları hayati önem kazanmış durumda. Değişim ve yenilikler, geleneksel herşeyi silip süpürüyor.
Sürekli 100 metre koşmak durumundasın. Ne kadar yarış kazandığın değil, sürüp giden koşuda bir sonraki ve bir sonraki yarışta hâlâ koşabiliyor olman önemli. Bu hep sürekli koşulan 100 metre yarışında, saniyenin yüzde biri farkla geride kalmışsan, aslında 1 saat kaybetmiş durumdasın.. Bu da seni heran yarışın dışına atabilir.. Ayrıca eskiden düşmanlar ve dostlar vardı. Globalleşme dostlukları ve düşmanlıkları kaldırdı; ''rekabeti'' ortak payda yaptı. " İşte bu şekilde anlatıyor, Thomas Friedman kitabında globalleşmeyi ve müthiş bir değişim hızıyla kurulan yeni dünya düzenini-sistemini.. Şimdi ''Türkiye ne kadar önemli?'' sorusunu kendimize soralım. Buna, ''Biz Türkiye olarak bu değişimde neredeyizi?'' de ekleyelim. Sonra da kendi kendimize cevaplayalım. Görünen köy kılavuz istemez! Eğer bu değişime istekli, gayretli ve öncelikli olarak hazırlanabiliyorsak, o ölçüde önemliyiz ve önemli kalacağız! Açıkçası ya dijital küreselleşmeye kendimiz ayak uyduracak; ya da yalayıp giden rüzgarı ile, yellenerek avunacağız! Yani, tercih bizde!..

