Ne olacak bu dünyanın hali?.. Bir tarafta özellikle Afrika''daki açlık tehdidi ve kitlesel ölümler, hastalıklar... Diğer tarafta da Amerika''da tokluk ve oburluk belasının yolaçtığı bilumum çağdaş hastalıklar, ürküten tehlikeli gelişmeler.. Kaderin garip cilvesi..
Afrika''da bebeler daha doğarken açlıktan, hastalıktan, bakımsızlıktan ölüyorlar.. Amerika''da ise çocuklar ve gençler çok erken yaşlarda, oburluğa ve oburluğun yolaçtığı hastalıklara doğru hızla, hem de dolu dizgin gidiyorlar..
Amerikalılar bu tehlikeli gidişata dur demek için çareler arıyor. Araştırma üstüne araştırma yapıyorlar.. Zayıflamaya daha küçük yaşta başlayın diye kampanyalara girişiyorlar. Bu kampanyalar yakında topyekun ulusal bir seferberliğe dönüşmezse, şaşarım..
Ay babaanne yine mi yiyorsun Amerika''da okul çağındaki çocuklar ve gençlerin şişmanlığı ile ilgili araştırmaları konu eden haberi U.S News & World Report Dergisi''nin geçen sayısında okurken, aklıma bizim tombik Büşra takıldı.
Büşra benim İstanbul''da 5 yaşındaki yeğenim.. 4 erkek çocuğum olduğu için ve hep kız çocuğu özlemi çektiğimden Büşra''ya haddinden fazla düşkünüm.. Ben ona ''Prenses'' diyorum.. Yüce Allah onu ve cümlesininkini bağışlasın, binbir cilveli, dolgun yanaklı, maviş gözlü, tatlı mı tatlı bir sarışın Büşra.. Sık sık telefonda görüşürüz. Her ne kadar kızsa ve öyle değilim dese de, benim prensesim tam bir obur.. Ne bulursa yiyiyor.. Hafta geçmez ki mide fesadına uğramasın..
Abisi akıllı Fatih''im ise tam tersi.. Uzaktan kemiklerini say.. Üflesen uçacak. Sanki yürüyen bir iskelet.. Herhalde kardeşini çok sevdiğinden kendisi yemiyor; o da Büşra''ya yediriyor.. ''Birazcık, evet birazcık fazla kilolu olmak'' piyangosu ailede, canım anneciğim ile bana vurmuştu.. Eh buna şimdilerde bir de Büşra eklendi. Ne yapalım sağlık olsun..
Birkaç sene önce nasıl oldu ise annemi ikna etmiş, kardeşimin evinde, yani Büşralar''da rejime sokmuştuk.
Ama kadıncağız rejimi zor götürüyor. Ayrıca hem kendisini zorlamamızdan hem de tek başına bu işi yapabilecek iradeyi bir türlü beceremiyor olmanın verdiği stresle olsa gerek, tam bir sinir küpüne dönmüştü o zaman..
İşte böyle bir anda 2 yaşında ve daha konuşmaya yeni başlayan Büşra az daha bir aile faciasına yolaçıyordu.. Zavallı anneciğim, diyet ve rejim diye sık sık önüne konan otları, yağsız tuzsuz haşlanmış sebzeleri ne zaman yemeye başlasa, Büşra yanında bitiyor, "Aaa babaanne, yine mi yiyorsun?'''' diyerek kendisini daha da deli ediyordu.. Sonunda olan oldu. Annem ''Bunları çocuğa siz öğretiyorsunuz'' serzenişiyle hepimize cephe aldı. Aile içinde durum çok gerginleşti.. Baktık daha fena olacak, ''Tamam anne git kendi evine, diyetini-rejimini kendin yap!'' demek zorunda kaldık. Neyse vartayı böyle atlattık atlatmasına ama şimdi ne zaman Büşra''nın oburluğu hatırıma gelse sakın bu kız babannesinin farkında olmadan ahını almış olmasın diyorum..
İspiyoncu veliler Neyse sadede gelelim.. Amerika''daki gençlerin şişmanlığı ve buna karşı açılmış savaştan bahsedelim. U.S News & World Report Dergisi''nin yazdığına göre, Amerika''da bugün yaşları 6 ila 18 arası çocukların dörtte biri, ya fazla kilolu ya da tombikler ordusuna katılmaya aday durumundaymış. 1980 yılına göre bu oran bugün, tam ikiye katlamışmış. Ayrıca bu grubun yarısı, -ki bunların sayısı tam 5 milyon 300 bin ediyor- daha şimdiden maalesef şişmanlamış vaziyettelermiş. Kiloları, yaşlarına göre olması gerekenden en az yüzde 30 oranında daha artmışmış. Bu sebeple okullarda diyet uygulamalarına, sağlıklı ve lezzetli beslenme derslerine başlanılmış.
Derginin belirttiğine göre, bununla yetinmeyip daha ileri giden okullar da varmış. Bunlar okul kafeteryalarında abur cubur satışlarını yasaklayıp, kantin ve kafeteryaları tam bir salata ve sebze-meyve bahçelerine çevirmişler. Ayrıca jimnastik derslerini de artırmışlar. Böylece zavallı yavrucukların, öyle löp gibi oturup biran bile istirahat etmemeleri için, gerekli her tedbiri vakit geçirmeden alıvermişler.. Okullar böyle, peki ya veliler?.. Onlar da okulların bu gözyaşartıcı çalışmalarına, yavrucuklarının evde ne yiyip içtiklerini ve egzersiz yapıp yapmadıklarını idarecilere ispiyon ederek katkıda bulunuyorlar..
Uzmanlar ise, ''Bu durum hayat boyunca gözleyip kontrol altında tutmamız gereken salgın bir hastalığa dönüştü'' diyorlar. Artık çocuk ve gençlerde yaygınlaşmış kalp hastalıklarından ve alametlerinden, çok erken yaşlarda ortaya çıkan şeker hastalarından ve ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkum olanların sayısındaki yüksek artıştan bahsediyorlar. Çocuk psikiyatristlerinin gözlemleri ise en katı kalpleri bile yakıp eritecek ağırlıkta. ''Zavallı tombikleşmiş yavrucuklar birer birer oyun sahalarından çekiliyor. Akranları ile oynaşmaktan korkuyorlar. En tehlikelisi de bu korkular her an bir komplekse dönüşmeye ve ömür boyu taşınmaya aday'' şeklinde konuşuyorlar..
Üzüm üzüme baka baka kararır Bu tehlikeli duruma düşmelerinin iki ana sebebi var: Bir kere ''Üzüm, üzüme baka baka kararır'' diye boşuna söylenmemiş. Her iki yetişkinden birisinin ya çok şişman ya da fazla kilo sınırına yaklaştığı bir Amerika''da, yavrucuklar zafiyet gösterecek değiller ya.. Ayrıca haftada ortalama 32 saat bilgisayar ya da televizyon karşısında oturan çocuklardan başka ne beklenebilir ki..
Hele hele en favori yiyecekler hamburger ve benzerleri ise.. Dev porsiyonlarla ancak doyulabiliyorsa.. Midelerde bir santimetre küp bile boşluk kalmamak üzere kolalar, meşrubatlar lıkır lıkır dikiliyorsa..
Hayat; oturmak, yemek, uyumak ile geçen bir makine çarkına dönüşmüşse.. Hareketsizlik insanın genlerine işlemişse..
Liselerde jimnastik ders saatlerini sen 1991''deki yüzde 42 oranından, 1997''ye gelindiğinde yüzde 27''ye geriletmişsen başka ne olacaktı ki.. Olacağı bu değil mi?. Bunu aptallar bile anlayabilmez mi?.. Zaten anlayabildikleri için kolları sıvayıp, ''ağaç yaş iken eğilir'' diyerek seferberliğe girişmiş durumdalar.. Çocuklara ve gençlere yönelik başlatılan bu kampanyanın ana sloganı ise çok basit: "Hey gençler! Aldığınız ve yakmanız gereken kalorilerin dengesini kurmayı öğrenmeye var mısınız?" Tombikleri zayıflatmak ve şişmanlamaya doğru yelken açanları durdurmak için neler yapılıyor, bunları da kısmetse ileriki haftalarda yazarız..
Ama yeğenim Büşra''ya buradan kısa bir not:
Benim mavi gözlü prensesim, tatlım! Biliyorum, daha okumaya yazmaya başlamadın. Fakat bu yazdıklarımı duymanı istiyorum.
Ne olur abiciğin (iskelet) Fatih''e, (Ara not: Zinhar, sakın, aman tatlı babannene değil!) rica et, yalvar. Amcam ne yazmış bana bir okusana de.. Olur mu?..
Benim tarafımdan söylersen, Fatihçiğim kırmaz, amcasının hatırı için sana bu kadarcık bir kıyak yapar artık..

