Ekonomik ve mali bunalımdan kurtulabilmek için Türkiye, şimdiye kadar 16 program hazırlamıştır. Bunlardan yaklaşık üçte birinden daha başlangıçta vazgeçilmiş, geriye kalanların da çoğundan beklenen netice elde edilememiştir. Halen uygulaNmakta olan medyanın, özel ve kamu sektör temsilcilerinin, dış finansal kuruluşların, Batı ülkelerinin çoğunun desteğini alan 17. programın olumlu sonuç verebilmesi için büyük çaba harcanmıştır. Başarıdan başka alternatifi olmadığını sürekli tekrarlayan yetkililer ise, karşılaştıkları sorunları aşabilmek için içte ve dışta yeni stratejiler geliştirme ihtiyacı duymaktadırlar.
Uluslararası kuruluşların eleştirileri Dünya Bankası Ankara temsilcisi Ajay Chibber, Financial Times''ta yayınlanan makalesinde Türk ekonomisini keskin bir üslupla eleştirmiş, bulanık bir tablo çizerek, dış yatırımcılara adeta bir süre daha bekleyin sinyalini vermiştir. Böylesine olumsuz bir tavır karşısında ekonomi bürokratlarımız, bu zata gerekli cevabı vermedikleri gibi, Dünya Bankası''nın denetleme yönünden attığı yeni adımları da sinelerine çekmişlerdir. Örneğin, Beyaz Enerji Soruşturması sürüp giderken, TEDAŞ dahil Dünya Bankası''ndan kredi kullanan KİT''lere bağımsız denetim firmalarından rapor getirme, bilançolarının doğruluğunu tasdik ettirme zorunluluğu getirilmiştir. Buna ilaveten, IMF de anlaşmalar gereği, normal olarak göndermesi gerektiği dilimleri yeni koşullara bağlamış, ek niyet mektupları istemiştir. Ankara da kaynak bulabilmek için gözünü karartmış, yeni ödünler içeren ek niyet mektuplarını Washington''a göndermiştir. Bu doğrultuda, Türk ekonomi tarihinde çok önemli bir yere sahip olan TEKEL''in tümüyle özelleştirilmesinin yanı sıra, tütün alımlarında da destekleme politikasından vazgeçilmesi ilkesi kabul edilmiştir. Tarım alanındaki yeni politikalar, IMF Başkanı Horst Kohler''i memnun etmekteyse de tarımsal üreticilerimizin geleceğini belirsizliğe itmektedir.
Batıda ve bizde zirveler Paketten beklenen sürede olumlu sonuç alınamaması, reel sektörle finansal kuruluşlar arasındaki çatışmayı da arttırmıştır. Daha 1990''ların başında Türk ekonomisine imzasını atan birçok kuruluşun günümüzde zor anlar yaşaması, bunların bir bölümünün iflas etmesi, bir bölümünün de piyasayı terk etme aşamasına gelmesi tedirginliği arttırmıştır. Bu durum karşısında hükümet, piyasadaki dinamik güçleri yeniden harekete geçirebilmek, üretim kapasitesini arttırarak ihracatta ve istihdam seviyesinde yükselti sağlayabilmek için 8 Şubat Perşembe günü Ekonomik Zirveyi toplama ihtiyacı duymuştur. Bizde ise, bu tür görüşmeler işlerin kötüye gitmesi halinde alelacele gerçekleştirilmekte, tarafların tümü yerine, belirli kuruluşlar ve bankalar davet edilmektedir. Konsensüs sağlanmadan gerçekleştirilen bu tür toplantılarda hükümete çok abartılı talepler sunulmakta, bu doğrultuda raporlar hazırlanmaktadır. Buna karşılık, gerçekten dertli olanların sorunlarına fazlasıyla eğilme imkanı bulunmamaktadır. Ekonomi politikamızı acımasızca eleştiren Batılı kuruluşlara, Dünya Bankası''na, IMF''ye gösterilen hoşgörünün üreticilerimize ve hizmet sektörü temsilcilerimize de tanınması, onların görüş ve önerilerinden yararlanılması, ülke çıkarlarımız açısından büyük önem taşımaktadır. Ümit ederiz ki, gelecek toplantılar, bir ayrıma sebebiyet vermeden en üst düzeyde ve en yetkili kuruluşlar tarafından gerçekleştirilir.

