Son çeyrek yüzyılda Orta Doğu ülkelerindeki petrol gelir artışı sadece toplumsal refahın artışına katkıda bulunmamış, aynı zamanda ülkeler arasındaki iktisadi, siyasi ve mali işbirliğinin de gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu doğrultuda 1970 yılında büyük ümitlerle kurulan İslam Konferansı Teşkilatı (İKT), şark dünyasındaki birçok müessese gibi az sayıdaki devlet adamının ve şahsiyetin çabalarıyla belli bir noktaya kadar gelmiş, ondan sonra kendinden bekleneni verememiş, etkinliğini kaybetmiştir. Kral Faysal''ın kişisel ilgisi ve ısrarı ile siyasi, mali ve ekonomik ilişkilerin beraberce götürülmesi planlanmış, İslam Kalkınma Bankası''nın kuruluşuna yönelik çalışmalar yapılmış ve ticari ilişkilerin gelişmesi hedeflenerek Mekke Deklarasyonu yayınlanmıştır. Sonraki dönemlerde yetenekli insanların yerine siyasi faktörlerle işbaşına gelen sorumlular, bu önemli kuruluşa gereken katkıda bulunamamıştır. Böylece İKT, Birleşmiş Milletler düzeyinde etkisini kaybetmenin ötesinde, üye ülkelerin de fazlasıyla önemsemediği bir müessese haline dönüşmüştür.
Geçmişteki atamalar Başlangıçta gözlemci sıfatıyla çalışmalara katılan Türkiye, 1975''te İslam Kalkınma Bankası''nın kurucu ortakları arasında yer almasından sonra, İslam dünyasındaki gelişmelere ilgi duymaya başlamıştır. Ancak ne finansal yönden desteklediği İslam Konferansı Teşkilatı''nın ne de 500 milyon dolara yakın para yatırdığı İslam Kalkınma Bankası''nın üst yönetimine kendi vatandaşlarını yerleştirmek için çaba sarfetmemiştir. Bunun da ötesinde zaman zaman başka ülkeler tarafından takdir edilen Türk uzmanların daha önemli görevlere getirilmesi hususunda lobi faaliyetlerine bile katılmamıştır. Bu nedenle 1977-1979 arasında Genel Sekreter Yardımcılığı yapan rahmetli Fethi Tevetoğlu''nun dışında günümüze kadar hiçbir Türk önemli bir göreve atanmamıştır. Buna karşılık Malezya''dan Tunku Abdurrahman (1970-1973), Mısır''dan Hasan Thami (1974-1975), Dr. A. Karım Gaye (1975-1979), Tunus''tan Habib Chaty (1979-1984), Pakistan''dan Şerafeddin Pirzade (1985-1988), Nijer''den Hamid Al Gabid ve halen görevde bulunan Fas''tan Dr. İzzettin Laraki, İKT''nin sorumluluğunu üstlenmişlerdir. Teşkilat''ın statüsüne göre, Genel Sekreter her iki yılda bir dönüşümlü olarak Afrika, Arap ve Asya ülkelerinin birinden seçilmektedir. Bu yıl görevi sona eren Arap dünyasının temsilcisi Dr. Laraki''nin yerine bir Asya ülkesinden Genel Sekreter atanacaktır. Ortada belli başlı iki aday vardır. Biri Türkiye''den diğeri Bangladeş''tendir.
Türkiye''den genel sekreter Üzülerek belirtmek gerekir ki, Türkiye kendi uzmanlarının uluslararası kuruluşlarda sorumlu mevkilere atanmasında çok becereksiz hatta isteksiz kalmıştır. İsmi duyulanlar da belirli ölçülerde kendi kabiliyetleriyle yükselmişler ve bir yerlere gelmişlerdir. Boşalmakta olan İslam Konferansı Genel Sekreterliği için hükümetimiz, Sayın Yaşar Yakış''ın sadece ismini ileri sürmekle kalmamalı, seçilmesi için lobi faaliyetlerine de hız vermelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, Yaşar Yakış, İslam Konferansı Teşkilatı''nı çöküşten kurtarabilecek, canlandırabilecek, hatta eski saygınlığına kavuşturabilecek ender diplomatlardan biridir. Sayın Yakış, kendi çabasıyla, Fransızca, İngiliz ve Arapça öğrenmiştir. İslam Konferansı''nın en üretken kuruluşlarından biri olan İSEDAK''ın kurucu başkanlığını yapmıştır. Türkiye Cumhuriyeti''nin Riyad, Kahire Büyükelçilik görevlerini başarıyla tamamlamıştır. Dışişleri Bakanlığı Ekonomik İşlerden Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı görevini üstlenmiş ve ülkemizi uluslararası kuruluşlarda yüksek bir performansla temsil etmiştir. Sayın Yakış, üstlendiği tüm görevlerde ulusumuzun yüzünü ağartmış, uluslararası kuruluşlarda aranan bir diplomat olmuştur. Bu yıl İKT''ye Asya ülkeleri arasından seçilecek olan Genel Sekreterlik şansımızı kaybetmemek için, Türkiye lobi atağına geçmeli, hatta 17 Mayıs''ta otomatikman İSEDAK Başkanlığı görevini de üstlenecek olan yeni Cumhurbaşkanımız öncelikle diğer ülkeler nezdinde etkin bir politika başlatmalı, adayımızın üstün vasıflarını öne sürmelidir. Böylesine bir şans her 20 yılda bir geldiğine göre, elimize geçen fırsatı değerlendirmenin tam zamanıdır. Adayımızın seçilmesi, Türk diplomasisine büyük kazançlar sağlayacaktır.

