Türkiye''de özel sektörü temsil eden ciddi kuruluşlar, dünyadaki ekonomik, sosyal ve finansal gelişmeleri kamuoyuna yansıtmada çok önemli görevler üstlenmektedir. Uluslararası sermaye hareketlerini izleyen, ülkemize yönelen finansal kaynakları belirleyen, çok uluslu şirketlerin etkinliğini objektif kriterler doğrultusunda analiz eden kuruluşların başında Yabancı Sermaye Derneği (YASED) gelmektedir. 20 yıldır ülkemize önemli hizmetler sunan, dış finansal kuruluşlarla temasımızda başarılı çalışmalar yapan YASED, bu hafta en güvenilir kaynaklara dayanarak, yabancı sermaye çekmede Türkiye''nin ne denli geri kaldığını bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştur. 2000 yılı "Dünya Yatırım Raporu''nda" (World Development Report), Birleşmiş Milletler ticaret ve Kalkınma Örgütü (UNCTAD) Türkiye''nin dış sermaye konusunda gelecek yıllarda radikal önlemler almaması halinde büyük problemlerle karşılaşacağını göstermektedir. Başka bir deyimle son çeyrek yüzyılda siyasilerin verdikleri nutuklara, anlattıkları pembe rüyalara karşın ortada elle tutulur, gözle görülür bir gelişmenin olmadığını anlamaktayız.
Dünyadaki dağılım Geçen yıl dünya çapında yapılan 865 milyar dolarlık dış yatırımın 836 milyar doları yine gelişmiş ülkelerde gerçekleşmiştir. Bu kategorinin başını 275 milyar dolarla Amerika çekmektedir. İkinci sırayı 82 milyar dolarla İngiltere alırken, bu ülkeyi 39 milyar dolarla Fransa, 34 milyar dolarla Hollanda, 27 milyar dolarla Almanya, 16 milyar dolarla Belçika izlemektedir. Japonya ise, geçen yıl 12 milyar dolarla yetinmek zorunda kalmıştır. Ortaya çıkan trendin ilginç bir yanı da, son 10 yılda yatırımların Avrupa''dan Amerika''ya kaymasıdır. 1989 yılında dış yatırımların yaklaşık % 45''i Avrupa''ya yönelirken, bu rakam 1999''da % 36''ya düşmüştür. Aynı süre içerisinde Amerika''nın payı ise % 25''ten % 35''e yükselmiştir. Gelişmekte olan ülkeler ise, 1999''da dünyadaki doğrudan dış yatırımların sadece % 26''sını yani 229 milyar dolarını kendine çekebilmiştir. Rakamların kıtalara ve ülkelere göre dağılımı ayrı bir araştırma konusu olabilir. Sözü edilen rakamın 105 milyar doları Asya''ya, 90 milyar doları Güney Ameriak''ya, 21 milyar doları Doğu Avrupa ülkelerine yönelirken, koskoca Afrika Kıtası bu pastadan sadece 9 milyar dolar almakla yetinmiştir. İşin ilginç yanı yine son 10 yılda az gelişmiş ülkelerin bölgelere göre farklı trendlere sahne olmasıdır. Örneğin 1989''da dünyadaki dış yatırımların % 16''sını kendine çeken Asya ülkeleri, 1999''da % 12''ye düşmüştür. Buna karşılık Latin Amerika ve Karayip ülkelerinin oranı %7''den % 11''e çıkmıştır. Afrika Kıtası''nın oranı yarı yarıya düşmüş, % 2''den % 1''e inmiştir.
Türkiye''nin durumu Rakamların Türkiye yönünden analizi ise, gerçekten üzücü ve düşündürücüdür. Başarılı bir sonuç gibi gösterilmek istenen 783 milyon doları diğer ülkelerle karşılaştırırsak, durumumuzu daha iyi değerlendirebiliriz. Türkiye, yıllardır 1 milyar doların üstüne çıkmayı özlerken, sadece geçen yıl Kazakistan 1.6 milyar, Macaristan 2 milyar, Rusya 3 milyar, Malezya 4 milyar, Tayland 6 milyar, Singapur 7 milyar, Şili 9 milyar, Meksika 11 milyar, Arjantin 24 milyar, Brezilya 32 milyar doları kendine çekmiştir. İşin daha da acı yanı Türkiye''nin 50 yılda sağlayamadığı dış kaynağın iki mislini Brezilya''nın tek başına bir yılda elde etmesidir. Yapacağımız işlerin başında başarısızlığımızı kabul edip öncelikle hatalarımızı belirlememiz ve yeni bir strateji oluşturmamızdır. Özellikle kendimizi tanıtıcı bir atağa geçmemiz, özel sektörle devlet kuruluşları arasındaki koordinasyonu gerçekleştirmemiz, bıktırıcı ve caydırıcı bürokratik işlemlere son vermemiz, özelleştirme konusunda inandrıcı adımlar atmamız zorunludur. Şimdi yetkililerden beklediğimiz eldeki rakamları masaya koyarak, izlenecek yeni politikaya karar vermeleri ve bu doğrultuda başarılı ülkelerle temasa geçmeleridir. Hatta bir zamanlar özelleştirme dersleri verdiğimiz Doğu Avrupa Ülkeleri''ndeki deneyimler de bize yol gösterici olabilir.

