Son ikiyüz yıldır, Batı devletleri Avrupa''daki Türk izlerini silmek için, var güçleri ile uğraşıyorlar. Ellerinden gelse, dünyadaki izlerimizi de silecekler. İnanıyorum ki bu hiçbir zaman nasip olmayacaktır...
Anadolu''yu gezerseniz görürsünüz ki; gayri Türk olanların izlerini kaybetmeye çalışan yoktur. Hatta kendi eserlerimizden daha çok önem verildiği, esefle görülür.
Öyleyse Avrupa''nın bizimle alıp veremediği nedir?
Olsa olsa oradaki Türk izleri, kendilerini aşağılıyor olmalıdır. Koskoca İmparatorluktan kala kala, birkaç kasaba halkı kime ne yapıyor. İnsan bu kadar kindar olamaz. Zannediyorum esas sebebi maddi çıkarlardır. Gerisi bahanedir.
Onlar ne kadar silmeye uğraşırlarsa uğraşsınlar, o mübarek izlerin kökü çok derinlerdedir. Güçleri yetmeyecektir.
700''üncü kuruluş yıldönümünü kutladığımız Osmanlı devleti için, Time dergisindeki bir yazıda: "Balkanlar öyle zannedildiği gibi huzursuzluklar ülkesi değildir. Osmanlı idaresinde geçirdiği beşyüz yılda tam bir sükunet ve huzur yaşanmıştır" diyor.
Bu kutlu kuruluş yıldönümü çalışmaları, bütün hızı ile devam ediyor. Kültür bakanımız sayın İstemihan Talay''ın gayretleri ile OSMANLI MİMARİSİ isimli gerçekten enfes bir kitap bastırılmış. Sayın bakanın lütufları olarak, Müsteşar Prof. Dr. Sayın Tekin Aybaş bey tarafından bana da gönderilen bu eser, insanın tek elle taşıyamayacağı büyüklükte. Zannederim şu ana kadar gördüğüm cesameti en büyük kitaptır. Teşekkürlerimi arz ediyorum.
1873 senesinde Viyana''da açılacak bir sergi için, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı devletine bir davetiye göndererek, lütfen bu sergiye katılmalarını talep etmiş. Sultan Abdülaziz de derhal emir verip üç dilde bir kitap hazırlatmış. Türk mimarisini detaylı olarak tanıtan pek güzel bir eser meydana gelmiş. Türk şaheserlerinden örnekler sunulmuş. İşte yeniden basılan, bu kitaptır.
AB nazlanmalarının, oyunlarının kol gezdiği bu dönemde, doğrusu Avrupalılara iyi bir ders olmuştur.
Gelelim Kosova meselesine. Ne oldu, nasıl oldu bilemedik. Bir anda Türkiye saha dışı kalıverdi. Gözle kaş arasında Ali Cengiz oyunu... Hükümetin kararlı tutumu ile tabur büyüklüğünde bir birlik gönderileceğini yeni öğrendik. Hayırlı olsun.
NATO askerleri Kosova''ya girdiğinde, Kosovalılar NATO bayrağını öpüyorlardı. Gözlerim yaşardı. O insanların 500 senelik nesli Türk bayrağını öperek bugünlere gelmişlerdi. Nereden nereye?
Sayın başbakanın ifadeleri ile Priştine''deki Sultan Murat türbesinin güvenliği, Türkiye tarafından sağlanacakmış. Çok güzel, ancak yıkılmaya yüz tutmuş bir türbenin birçok bakımlardan güvenliğe ihtiyacı vardı.
Bundan bir hafta kadar evvel, Yenibosna''da, gayet güzel Türkçe konuşan birisi beni buldu. Elinde birçok fotokopiler. Sened-i hakaniler. Meğer bu adamcağız, sultan Murat Han''ın türbesinin bakıcısı olan sülalenin son ferdi imiş. Şu anda bakımdan o sorumlu imiş. Sırplar Kosova''ya girince türbedar, Fahri beyi dipçiklerle yerlere yuvarlamışlar. Can derdine düşen Fahri bey, önce diğer Türkler gibi Makedonya''ya sığınmış, oradan da İstanbul''a iltica etmiş. Fakat onun bir tek derdi var. Yıkılmaya yüz tutmuş Sultan türbesi ile onun karşı yamacında bulunan Bayraktarlar türbelerinin onarımı için hayırseverler arıyor. Konuyu bölgedeki bütün Türk hariciyecileri biliyormuş.
Sayın Kültür Bakanımız, size yine yol göründü. O güzel üslubunuzla, bu viraneye döndürülen Türk izini yenileyelim. Topkapı Sarayı''ndaki sponsor firmalar aracılığı ile yaptırılan yadigârları kurtarma çalışmalarını, burada da uygulatalım.
Fahri Türbedar, işini o kadar seviyor ki, soyadını bile Türbedar almış. İkinci Dünya harbine kadar, Türkiye bu aileye her ay maaş gönderirmiş. O günden sonra kesilmiş. Merak edip sordum. Ne kadar aylık gelirdi diye, mesela mark, dolar veya altın gibi ölçüleri hatırlattım. Düşündü düşündü hiç birine uyduramadı. Ancak gönderilen para ile bir çift öküz alınırdı diyebildi. Fakat derdi maaş değil. "Ankara''ya gideceğim. Sayın Cumhurbaşkanımıza ulaşmak istiyorum. Eğer bu türbeye bir şey olursa, beş yüz senedir gelmiş geçmiş ecdadıma ben nasıl hesap veririm" diye ağlıyordu.
Bu hafta Kültür Bakanlığı''nın Topkapı Sarayı''ndaki restorasyon çalışmalarının bir kısmını görme fırsatı buldum. Evet bir şeyler yapılıyor. Ancak büyük bir eksiklik vardır. Dost acı fakat yararlı söyler: Restorasyonda çalışan usta ve ameleler işin tam şuurunda değiller. Büyük bir kısmı ucuz işçiler. Neyin nasıl korunacağını bilmiyorlar.
Teklifim: Böyle özelliği olan yerlerde görevlendirilecekler, velev ki amele bile olsalar, belli bir meslek kuruluşunun kontrolünden geçmeli ve liyakatı onaylandıktan sonra iş başı yaptırmalıdır. Bir kontrol yaparsanız nasıl olduğunu bizzat görebilirsiniz. Tamirlerin yaz mevsimine rastlatılması turizm açısından çok menfi tesirler yapıyor.
Hele bir de Mozart''ın "Saraydan kız kaçırma" çekimi tam bir tuz-biber olmuştur. Ziyaretçilere yürüyecek yol bırakmıyorlar. Ekip çok büyük olduğu için kontrol güçlükleri görülüyor. Müze idaresi elindeki kadro ile yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışıyor.
Milletleri ayakta ve zinde tutan kuvvet, kültürleridir. Yeryüzünde Türkler kadar kültür mirası olan bir millet daha gelip geçmemiştir.
Not: Geçen haftaki yazımda, Mimar Sinan''ın devşirme olduğunu yazmıştım. Evet öyledir. Ancak Mimar Sinan "Türk oğlu Türk"tür. Bu devşirme yolu Anadolu''daki zeki gençlerin toplanarak, İstanbul''da yetiştirme şeklidir. Konu hakkında haklı ikazlarından dolayı Orhangazi''den sayın Turgay Tüfekçioğlu beyefendiye teşekkürlerimi sunuyorum.

