Kaydet
a- | +A

Geçen hafta Saraybosna''da, 50''ye yakın devlet ve hükümet başkanının katıldığı bir zirve yapıldı. Güneydoğu Avrupa''da istikrarın korunması maksadıyla yapılan bu toplantıya, Türkiye en üst düzeyde katıldı. Cumhurbaşkanı sayın Süleyman Demirel''in başkanlık ettiği heyette, Dışişleri bakanı ve diğer üst düzey görevliler de vardı. Türk basını, başta gazeteniz Türkiye, bu toplantıya çok duyarlı bir şekilde katıldı. Kenan Akın beyin, uçakta Cumhurbaşkanımızla yaptığı söyleşiyi zevkle okudum.

Son on senedir, Avrupa''nın istikrarı ciddi şekilde bozulmuştur. Hatta Üçüncü Dünya Harbi sözleri pek sık kullanılmıştır. Şükür şimdilik bu tehlike uzaklaşmış gibi görünüyor. Ama ne zamana kadar?

Türkiye''nin Balkanlardaki anlaşmazlıklarda, hep haklının ve güçsüzün yanında bulunması, tarihten gelen alışkanlık ve değerlerinden kaynaklanmaktadır.

Tam bu zirveye denk gelen günlerde, Yunan Dışişleri Bakanı ve eski Dışişleri bakanları ayrı ayrı zamanlarda, "Biz Batı Trakya''daki Türklere, vahşete varan eziyetleri reva gördük" yollu beyanatlar verdiler.

Rahmetli Dr. Sadık Ahmet Beyefendiyi, sebebi meçhul cinayetlere uğratanlara ne oldu da böyle birden bire, suret-i haktan beyanatlar veriyorlar. Eceli gelen eşkıyanın tövbekâr olması gibi olmasın sakın.

Yıllardır Batı Trakya Türklerine, Müslüman Yunanlılar diyenler, doğruyu nasıl da söylemeye başladılar. Eğer Kıbrıs''tan bir ümitleri varsa, onu unutsunlar...

Türkiye, Balkanlarda doğmuş ve doğacak ihtilaflarda, hep taraftır. Müslim, gayri müslim kim olursa ezileni, Türkiye kanatları altına buyur eder, şefkatle sarar. İşte Hırvatistan, işte Makedonya bunun canlı örnekleridir.

Son on senede, bölgedeki elli milyon civarındaki insanı, yerinden yurdundan eden Avrupa''nın sömürgeci devletleridir. Rusya kendi beter haline bakmadan, son ikiyüz yıldır yaptığı gibi, Bölge Ortodokslarını galeyana getirdi.

Ve ne acıdır ki Zengin Sırbistan, bugün ekmeğe bile muhtaçdır. Nerede kaldı ki Avrupalı

gibi yaşasın. Rus''a dost olanın akıbeti işte budur.

1860-1880 yılları arasında, Balkanlarda huzurlu bir gün geçirilmedi, oluk gibi kan aktı. Milyonlarca insan yerinden yurdundan oldu. Türkleri Avrupa''dan kovma uğruna, Ortodoksların ve Türklerin uğradıkları zulümlere Papalar kulaklarını tıkadı. Katolik intikamı alıyorlardı.

Elime bir kitap geçti. Kafkaslar''da, Anadolu''da, Trakya dahil, bütün Balkanlar''da, 1826 ile 1926 arasındaki Türk kıyımları üzerine yazılmış. Kitabı hazırlayan bir Amerikalı, üstelik CIA''nin maaşlı elemanı Prof.

Son yüz yılda, şu saydığım yerlerde nüfus artışı olmadığı, üstelik büyük bir azalma olduğundan yola çıkılarak derinlemesine bir inceleme ihtiva ediyor kitap.

Bu kitaptan birkaç pasajı aşağıya alıyorum. Bu yazılanlar, 1877-1878 tarihlerinde, adına Doksanüç Harbi denen, Osmanlı Rus Harbinin, Bulgaristan cephesinde yaşanan olayları; İngiliz konsolosları, İstanbul''daki İngiliz elçisine rapor etmişler. Bu elçi ise meşhur Layard''dır. Bu kişi Kıbrıs adasını tehdit ile İngiliz idaresine geçirten, bu maksatla belge imzalayıp, sonra bunu inkar eden zattır.

Konsolos Calvert diyor ki: "Türk sığınmacılara yapılanları tek tek yazsam bir cilt kitap olurdu. Mala ve ırza tecavüzün haddi hesabı yoktur. Terk edilmiş köylerde bir tek cami ayakta kalmamaktadır. Halbuki Türklerin kontrolündeki yerlerde, bir tek kilisenin bile zarar görmediğini hayretle yazıyorum. Razgrad''daki 7 Türk mahallesinden 5''ini Bulgarlar işgal etti. Diğer ikisi de Rus Kazaklarına verildi. Yerlerine dönmek isteyen Türk sığınmacılar yollarda hesapsızca öldürülüyorlardı. Ruslar buna hep seyirci kaldılar.

Bulgaristan''da ne kadar Yahudi varsa onları da, Türklere yaptıkları gibi, ya öldürdüler ya da sürdüler.

İngiliz gemisi Torch, Burgaz limanına yanaştı. Sabahtan akşama kadar, Hıristiyan halkı, filikalarla gemiye taşıyan kaptan, gemide yiyecek pek bir şey bulunmadığı için, Burgaz''ın Türk valisine müracaat ederek, askeri depodaki bisküvilerden, parası mukabili bu Hıristiyanlara vermesini rica etti. Hayretle gördüm ki vali gayet istekli olarak; 600 kilo bisküvi verdi. Kaptanın para teklifine ise bunlar padişahımızın halkı için alınmıştır. Para alamayız. Biz halkı dininden dolayı ayırmayız. Hatta daha lazım olursa, yine de verebilirim dedi.

Beş gün sonra Burgaz''ı Bulgarlar işgal edince, aynı depodaki 40.000 Sterlinlik buğdaya el koyarak, sadece Bulgarlara ve askerlerine dağıttılar. Türkler ise sokak başlarında açlıktan kıvranıp ölüyorlardı."

Bu kitap bu köşede tefrika edilse, bıkmadan okunacak durumdadır. Balkanlar''daki istikrar düşmanlarına da okutup insafa davet etmek lazımdır.