Nöbet, herhangi bir güvenlik biriminde, işyerinde veya askerlikte, sıra ile yapılan bir hizmettir.
Bu haliyle kutsal bir görevdir. Yazıma başlık yaptığım Nöbet ismi ise, böyle kutsallıklarla alakalı değildir.
Son on senedir, Batı güçlerinin yazdığı ölebilme nöbetlerinden söz ediyorum. Şöyle bir etrafımıza bakarsak; bu gelişmiş (maddi) devletler birilerini ölüm nöbetine yazıyorlar. Son ikiyüz yıldır olduğu gibi.
Gerek Ortadoğu''da, gerekse Balkanlar''da Türk unsurlara karşı, ölüm fermanı verilmiş gibi bir manzara görünüyor.
Bosna-Hersek, Makedonya, Kosova, Endonezya, Irak''ın Saddamı, Azerbaycan, Türkmenistan ve daha niceleri. En son ölme nöbeti Kafkasya''ya Çeçen ve diğer Kafkas Türkler''ine yazıldı. Sivili-askeri, kadını, yaşlısı, çocuğu; gözünün yaşına bakılmaksızın kıyılıyor. Yarın Kırım''a da bir kulp bulurlar.
İki yüz senedir devam eden bu öldürmelere, sürgünlere kim ne zaman dur diyecektir.
Batının insan hakları şampiyonlarının, bugünlerde kulakları duymaz, gözleri görmez olmuş. Çeçenistan''dan yükselen feryatları duyamıyorlar. Bir de Çeçen Cumhurbaşkanı Mashadov, Papa''dan imdat istemiş. Sayın Mashadov, bilmiyor musunuz ki; başınıza bu işleri açanlar Papa ve onun akıl verdikleridir. İngilizler''in malum sistemidir. Bir ağacı kurutmak isterlerse; gündüz herkesin gözünün önünde o ağaca su verip; bakım yapar gibi uğraşırlar. Geceleyin de gizlice gelip o ağacın dibine zehir akıtırlar. Sonra da, eyvah ne güzel ağaçtı neden kurudu acaba diye sahte gözyaşı döküp dövünürler.
Bugünkü yazımın bundan sonraki bölümünde, Ruslar''ın Kırım Tatarları''na uyguladığı zulümlerden birkaç örnek sunmak istiyorum:
Kırım Tatarları, Avar, Kuman, Peçenekler ile Oğuzlar''dan gelmektedirler. Yani Türktürler. Moğollar bunlara zorla Tatarlığı kabul ettirmişlerdir.
1783''ten itibaren, Çariçe Büyük -ahlaksız- Katerina Kırım''ı zorla Rus topraklarına kattı. Bu sırada yıldırma politikası ile yüzbinden fazla Kırımlıyı Osmanlı topraklarına göçe zorladı. Hükümet bu bölgeye has olarak; her türlü vergiyi artırdı.
Kırım''daki Rus devlet adamlarının Kırımlılar''dan büyük rüşvetler almasına, hükümet göz yumdu.
1828-29 Osmanlı-Rus harbinde, bir Kazak Ordusunu Kırım sahillerinde konuşlandırdılar. Bu ordu, aylarca Tatar köylerini talan etti. Bunlar insaftan nasipleri olmayan dinsiz-imansız, Rus Kazakları idi. Kırımlı''nın maddi imkanlarını kuruttu.
1854-56 Kırım harbi, Kırım Türkler''i için tam bir felaket oldu. Ruslar öldürdüler, göçe zorladılar, bu da yetmeyince Sibirya''ya sürdüler. Sebep, bu harpte düşmanla işbirliği yapma ihtimali olması idi.
Kırım harbinde Kırım''daki Rus birliklerinde görevli bir Rus generali şunları yazıyor: "Harbin başlangıcından sonuna kadar, üç yıl Rus Kazaklar''ı Kırımlılar''ın köyleri arasında devriye gezdiler. Düşmana yardımcı olmakla kasten suçladılar. Onları sık sık tutuklar ve büyük rüşvetler ile serbest bırakırlardı. Kimini öldürdüler, kimini ise yurtlarından kaçmaya zorladılar. Hiçbir Kırımlıda silah bırakılmadı. Buna rağmen bütün Rus ve Kazak siviller bile silahlı idi. Bu insanlara yapılan muamemelerden ben utandım."
1856''da Çar Aleksandr, bir emir yayınlayarak, Kırım''daki idarecilerin, oradaki Tatarlar''ın göç etmesini kolaylaştırmalarını istedi. Öyle bir kolaylaştırıldı ki o kadar olur. Bütün Tatar köylerine, Hıristiyanlığı yayma dernekleri kuruldu. Halkın Urallar''dan öteye sürüleceği şayiası çakırtıldı. Eğitim ve günlük lisanda Rusça mecburiyeti getirildi. Büyük toprağı olanlara, yüksek oranlarda vergi getirildi. Böylece toprak sahipleri topraklarını satsınlar ve aç kalsınlar.
Bu zulüm karşısında Kırım insanı, Türkler''e sığındı. 1.800.000 kişiden fazlası, Kırım''ı bir baştan bir başa yaya yürüyerek; Balkanlar''a akmaya başladı.
Osmanlı devleti ekonomik yönden çok zayıf. İlk defa dış borca Kırım harbi ile girmiş. Çadır, ulaşım vasıtası, yiyecek ve para yok. Kurulan derme çatma göçmen kamplarında, hastalık kol geziyor. Bir tek Dobruca kampında her gün 70-80 kişi açlık ve bakımsızlıktan ölüyordu.
Kırım sürgününe İkinci Dünya Harbi sırasında, zalim Stalin son noktayı koydu. Kıyıda köşede ne kadar Kırımlı varsa; uçsuz bucaksız Rus bozkırlarına küçük gruplar halinde serpiverdi.
Bugünün Kırımlısı, Sayın Cemiloğlu''nun önderliğinde, briketten kuru duvarlar arasında yatıp kalkıp, meydanlarda çamaşır yıkayarak, yani yüz sene öncesinin şartlarını yaşayarak ayakta durmaya çalışıyor.
Bu Rus zalimi Türk kanına doyamamıştır. Yüzlerce yıldır milyonlarımızı yedi. Kırımlı''nın tarihteki kıyımı sırasında hiçbir Hıristiyan devlet ne oluyor dememiştir. Nerede ise gizliden alkış tutmuştur.
Tıpkı Kurtuluş savaşımız sırasında Türkiye''ye yaptıkları zulümler gibi, bir Türk''ün öldürülmesini kâr saymışlardır.
Türk milletinin insanlığa medeniyet, hoşgörü ve iyilikten başka ne zararı olmuştur.
Ölme nöbetini Türk milleti hak etmedi. Kimseyi de böyle bir nöbete yazmadı.

