Kaydet
a- | +A

Son iki yıldır, Bizans''ı hatırlatıcı bütün etkinliklerde, Fener Rum Patriği hazır bulunuyor. Fırsat bulunca da, kürsüye fırlayıp fikirlerini sunuyor. Türk milleti, tarihten gelen engin müsamahası ile, bu davranışı hor görmüyor. Ses çıkarmıyor.

Patriğin bu tutumu, bir dizi zıtlıklarla doludur. Patrik, Fatih''in kendi dindaşlarına bahşettiği din serbestisine teşekkür ederken; şimdiki hükümetlerin hoşgörülü davranmadığının altını çizmektedir. Hem de hükümetin bir üyesi Kültür Bakanı sayın İstemihan Talay''ın huzurunda...

Fener semtinde, gizli açık tapulu mülk edinen Patriklik ve çevresinin bu davranışının hesabı sorulmadı. Üstelik, Patrikhane civarı, birinci öncelikle, en pahalı çevre tanzimlerine kavuştu. Patrikhane önünde günün her saatinde on kadar polisimiz nöbet tutarlar.

Gerçekten Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul''u aldığı 29 Mayıs 1453 Salı günü, Ayasofya''ya gelir gelmez, binlerce Ortodoks Bizanslıyı ağlar, yalvarır, yani içler acısı bir durumda buldu. Sordu onlara "Sizin bir başınız, büyüğünüz yok mu?" diye. Onlar da "vardı ama İmparator doğruları söylediği için onu Zeyrek''teki zindana hapsetti" dediler. Fatih derhal emir verip Rahip Gennadios''u zindandan çıkartarak; eline beyaz

bir asa verip Ortodoks Cemaate baş tayin etti. 1453-1800 tarihleri arasında, patrikler, velinimeti olan Türklere sadık kaldılar. Yani üçyüz elli sene. Osmanlı ordusunun en önemli bölümü olan Yeniçerilerin; doğru yoldan çıkması ile devlet zayıfladı ve işte bu sırada sadık bildiğimiz Patriklik çirkin yüzünü ortaya koydu.

Zavallı Patrikler, Rusun çirkin oyunlarına piyon olmuşlardı. Rus sıcak denizlere inebilmek ve böylece Balkanlar ve boğazlar üzerinde üstünlük kurabilmek için; Ortodoksları maşa gibi kullandı. Bunun için de dini lider patrikleri alet etti. Dini siyasete alet etti.

Mora-Patras isyanının teşvik ve tahrikçisi olarak Patrik suç üstü yakalanmıştı. Devlet aleyhinde çalışan ve her iki taraftan binlerce insanın ölümüne sebep olan bu çete başını astı. Bunu hoşgörüsüzlük olarak bilip Türke ve Müslümana kin bağladılar. Eğer o patrik asılmasa, isyan genişleyecek ve yüzbinlerin ölümü söz konusu olacaktı. Kangren olan uzuv kesilir. Ve öyle yapıldı.

O tarihten itibaren ikiyüz yıldır Patrikhaneler, Türkü bölücü davranışlarını artırarak devam ettiriyorlar. 1900''lü yıllarda, Osmanlı devletindeki toplu ayaklanmaların ardında Patrikhane vardır.

13 Kasım 1918, yani Mondros mütarekesinden onüç gün sonra, Mütareke şartlarına aykırı olarak 22 İngiliz, 12 Fransız, 17 İtalyan ve 4 tane Yunan harp gemisi İstanbul boğazına doluşuverdiler. Yunan gemilerinden birinin adı Averof''tu. İngiliz ve diğer işgal kuvvetleri komutanlarını Patrik efendi sevinçle karşıladı. Bütün Ortodokslar ellerinde mavi Yunan bayrakları, sokaklarda geceli gündüzlü nümayişler yaptılar. Fener Patrikliği, Ayasofya''ya asılmak üzere çok büyük bir Bizans bayrağı hazırlattı. Bunu haber alan Türk komutanlığı, halkın da iştiraki ile aldıkları etkili tedbirler sayesinde bu şeni fikirden Yunanlılar vaz geçirildiler. Emekli general Cemal Karabekir hatıralarında bunu gözyaşları ile anlatmaktadır.

O zamanki Patrik hemen İngiltereye gitti. İngiliz Kralı ile görüştü. İstanbul''da İngiliz idaresinde bir Bizans kurulması için söz aldı. Ama birkaç gün içinde bu Patrik Londra''da ölüp gitti.

1918''de bu Patriğin yerine Meletyos geçti. Meletyos, işgal kuvvetleri İstanbul''da kaldığı müddetçe, bir hükümet başkanı gibi resmi kabuller yaptı. Patrikhaneye ve diğer kiliselerine Yunan bayrakları çekildi. Meletyos Yunan ordusuna, Osmanlı tebaasından asker yazdı. Ve hatta vergi topladı.

Kilise ianesini de ayrı topladı. Devletin üst kademesinde ne kadar vatansever aydın varsa, işgal kuvvetlerine ihbar etti. Bunların birçoğunun idamına sebep oldu. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyin asılmasına bu patrik sebep oldu.

15 Mayıs 1919''da Yunan''ın İzmir''e çıkması ile, Büyük Önder Mustafa Kemal''in, milleti kurtarabilmek için Anadolu''da başlattığı kurtuluş hareketini, çeşitli entrikalarla Patrik İstanbul''dan sabote etmeye kalktı.

İstanbul''da vatanseverlerce kurulan Mücadele Grubu, Tavşancıl, İzmit, Arifiye üzerinden Anadolu''ya asker, subay ve silah, cephane kaçırırken, bunu İngilizlere Patriğin adamları ihbar ettiler. Hangi birini yazayım...

Eylül 1999''da yapılan bir tarihi konulu toplantıda, Patrik yine hoşgörüden bahsetmiş. Bu sözlerin altında istikbale ait teklifleri yatmaktadır.

Ne gibi: Mesela Heybeliada Ruhban okulunun açılışı, Patriğin ekümenikliğinin tanınması, Ayasofya''nın kilise olarak hizmet vermeye başlaması, İstanbul''da Suriçinin, Vatikan gibi bir din devletine dönüşmesi...

Oldu olacak Patrik efendi, şu İstanbul''u verip, biz de Orta Asya''ya dönsek. Sizin arzu ettiğiniz hoşgörü bu olsa gerek.

Bir kere Ayasofya, Ulu Önder Atatürk''ün emriyle müze haline getirildi. Bunun bir kiliseye dönüşmesi, Türkiye için Kıta sahanlığından daha önemli bir olaydır.

Patriğin, birileri kulağını çekmesi lazımdır. Türkün bütünlüğüne zarar veren her hareket susturulmalıdır.

Eğer Patrik hoşgörülüyse ve sözünün de eriyse PATRİKHANENİN ORTA KAPISINI AÇIVERSİN. Yoksa nalıncı keseri gibi, hep kendine yontup durmamalıdır. Keser döner sap döner, bir gün de hesap döner.