İstanbul''un Fethi''nin 546. yılını geride bıraktığımız şu günlerde, hakiki kurtuluşun reçetelerinin arandığını görmek, doğrusu beni pek sevindirdi ve ümitlendirdi.
Fatih İstanbul''a girer girmez, su getirme ve imar faaliyetlerine başlamıştı. Şehir bir şantiyeye dönmüştü. Öncelikle insanlar suya kavuşturuldu. Kurtlu Sarnıç sularını içmekten iflahı kesilen Bizanslılar, bu refahtan pek memnundular.
Bugünkü üniversitenin olduğu yere, yani Bayezid meydanına devletin idare merkezi bir saray, çabucak yapıldı. Hükümet merkezi Edirne''den İstanbul''a taşındıktan sonra, İstanbul''un ilk tapu kaydını Tursun bey yaptı.
Daha sonra gelenler, hep iyi ve faydalı eklemeler yaptılar. Zaman geldi beklenmeyen bir zelzele, tarihi eserleri yerle bir etti. Bir yangın İstanbul''un üçte ikisini bir gecede yutuverdi.
İmparatorluğun son günlerinde, birçok siyasi çekişmeler sebebiyle İstanbul''a hiç bakan olmadı. Maden dağı üstündeki fakir kulübesinde yaşayan insanın hayatını, İstanbulluya yaşattılar.
Beşyüz sene evvel kişi başına günlük 150 litre su düşerken bu, 40-50 litrelere kadar indi. İmar altüst oldu. Siyasi gücünü ortaya koyanlar, Boğaz kıyılarını konaklarla donatıverdi.
1950''lerden sonra, rahmetli Adnan Menderes ilk esaslı neşteri vurdu. Yine İstanbul bir şantiyeye dönmüştü. O zaman lise talebesi idim. Bakar bakar, bu çamur deryası düzelir mi diye söylenirdim.
Gelelim bugünlere. Habitat toplantısına ev sahipliği yapan bir şehrin bugün:
Araba giremeyen sokağı var mı? Var hem de pek çok.
Toprak yollu sokakları var mı? Var, ne kadar ararsan.
Lağım suları açıktan akan sokaklar? Dereler akıyor.
Kaçak yapılar, iskansız iş yerleri? Onu hiç sorma.
Daha neler neler. Saysam yazı bununla biter...
10 Temmuz 1999 günü, Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Ali Müfit Gürtuna''nın tertiplediği "1.İstanbul Şûrası" için bana da bir davetiye gönderilmiş.
İstanbul''un tarihinin haraplığını görerek üzülen birisi olarak koşup gittim.
Bir hafta hazırlık yaptım. Ön almak için iki sayfalık, acil olan tekliflerimi sayın Ali Müfit Gürtuna''ya elden takdim ettim. İstanbul''un tarihi için her türlü göreve, hiçbir karşılık gözetmeden, severek geleceğimi de bildirdim.
Bir defa bu Şûra, son senelerin en mühim girişimidir. Tarihe geçeceğine inanıyorum. Başlamak bitirmenin yarısıdır demişler.
Sayın Gürtuna, yaptığı açış konuşmasında çok beğendiğim bir girişle konuyu açtı. Aynen şöyle: "Biz bu çalışmalarımızda, müşterek noktalarımızdan hareket etmeliyiz. Ortak noktaların değerlendirilmesi, ayrılıkların azaltılmasına vesile olacaktır."
Bu anlayışı, rahmetli sayın Özal''dan sonra ilk defa bir idarecimiz telaffuz ediyor. Hakikaten ayrılıkları kaşımaktan kime fayda gelmiş? Hiç kimseye...
Tek tuğlaya tekme atan çok olur. Ama bu tuğlalar bir duvar olarak örülürse, bu duvara kimse tekme atamaz.
Gelin İstanbul için, tarih sevgisi ile harcını kardığımız bir duvar örelim. Kötülük ve sıkıntıları da bu duvarın arkasına hapsedelim.
Büyükşehir Belediye Başkanına sunduğum yazıdaki tekliflerimden bir kaçını aşağıya sıralıyorum. Bu sırf bir fikir versin diyedir... Zira Şûra, herkese açık. İsteyen 0212 241 30 01 nolu telefona faksla tekliflerini gönderebilir.
Bir idareyi tenkit etmek kolaydır. Ancak oturup kafa yorup çözüm üretmek her babayiğidin harcı değildir. Madem ki bize, yöneticilerimiz soruyor, hak bildiğimizi yazalım.
İşte verdiğim tekliflerden bazı satır başları:
1- Topkapı Sarayının denize doğru dış avlularının, sosyal tesis haline getirilip halkın istifadesine açılması. Gülhane''yi lahmacun ve kokoreç kokusundan kurtaralım.
2- Banliyö hattının Küçükçekmece''ye kadar sökülerek, yerine, sahil yoluna alternatif bir karayolunun, Cankurtaran''dan itibaren devreye sokulması.
3- Silahtarağa Elektrik Fabrikasının yerinin, tarihi değeri de göz önüne alınarak belediye sosyal tesisi olarak tanzimi. Burasının adı Fatih''ten beri Fil Sahrasıdır.
4- Okmeydanı''nın tarihi şerefine yakışır bir şekilde korumaya alınması.
5- Yedikule Gazhanesi ve DDY elektrik atölyelerinin istimlaki ve yetişmiş ağaçlarına dokunulmadan, halkın hizmetine bir sosyal tesis olarak verilmesi. Sur içinde oturan vatandaşların nefes alacakları ve çoluk çocuğu ile oturacakları yerleri yoktur. Haliç kıyılarında bulunan yerlerde de böyle ıslahlar yapılabilir.
6- Yedikule Müzesinin Kültür Bakanlığından devralınarak, etrafı ile birlikte halka açık bir mekan haline getirilmesi, Yedikule içinin insanlara açılarak, kulelerin katları da eski haline getirilip, nezih bir dinlenme yerine dönüştürülmesi. Yedikule''yi zindan olarak anılmaktan kurtaralım.
Vatan Caddesi''nden Ayvansaray sahiline kadar, surlara yakın en az üç sokak genişliğindeki alanın, insanca yaşanır hale getirilmesi. Buralarda oturan insanımızın, ekonomik durumu elverse zaten burada oturmazlar. Yokluktan dolayı buralardaki hayata katlanıyorlar. Gerekirse bir miktar sosyal konut yaparak garibanların birer eve kavuşmalarının sağlanması.
7- Surların sağlı sollu ve içi ile insanlandırılacak şekilde, bir ticari merkez haline getirilmesi.
Bunlar ilk etapta yazdıklarımdır. İstanbul için geceli gündüzlü çalışmaya varım. Yeter ki tarihini kurtaralım.
Bu husus çok önemlidir. İstanbul''u seven her kim olursa olsun derhal ilgililerle temasa geçip bu hizmet kervanına katılması vatan görevidir.

