Kaydet
a- | +A

Bir haftadır Türkiye''de esen, daha doğrusu estirilen Clinton rüzgarı, hepimizi önüne kattı götürüyor. Meğer bizim basınımız, daha doğrusu görsel medyamız, körkütük Amerikan sevdalısı imiş de biz bilmiyormuşuz!..

ABD Başkanı, TBMM''mizde yaptığı konuşmalarında, dostça tavsiyeler sundu veya bunları dikte etmeye yöneldi. Olabilir. Bu kadar senelik müttefikimizin, ortak bir zeminde istekleri olması normal görülebilir.

Peki bu şanlı misafirimiz, daha geçen sene bu zamanlarda, naklen yayınlarını nefesimizi tutarak seyrettiğimiz veya haberini okuduğumuz kimseden farklı birisi mi. Hani şu malum sekreter meselesi.

Bazı gazetelerimiz, Clinton''a dair edep dışı fıkra köşelerini günlerce kendi kültürlerine göre süslemişti. Aynı kalemlerin, aynı kimse için, bugün övgü sağanağı, basın ahlak yasaları ile çelişmiyor mu?.. Yani şimdi etikselliğe aykırı oluyor mu?

Clinton zaten olması gereken ithalata bağlı bir krediyi, öyle bir şekilde söyledi ki; dolarların sıcaklığını cebimizde duyuverdik.

Deprem bölgesindeki, bebekli gösteriler ve bunu bizim basının değerlendirmesi anlaşılır gibi değil. Erkan bebek, Clinton''ın kucağında burun sıkarak, belki meşhur oldu. Amma esas o yavru, bir Türk evladı olarak yeterli şerefe malik idi...

Deprem bölgesini, 17 Ağustos''tan 19 gün sonra birkaç gün süre ile gezdim. Ne sıkıntılar ve dertler dinledim. Doğu Kışla bölgesinde Amerikan çadırlarının ilk kazıklarının çakıldığı gün, onları seyrettim.

Alel acele kurulan bu çadırlara, Türk yetkililer 18''er kişi yerleşeceğini ilan etti. Depremzedeler, 18''i doldurmak için birkaç aile ile beraber aynı çadırda kalmaya zorlandılar.

"Ailelerimiz üçer beşer kişilik. Ve bir aile mahremiyeti var. Böyle şey olur mu?" dedilerse de; dinleyen olmadı. İzmit''in Belediye Başkanı Sefa Sirmen beyefendi, hiç ortalarda yoktu. Depremzedeler "başkan zabıtayı göndererek bizden haber alıyor, bir kendisi gelse de derdimizi anlatsak"diyorlardı. Ah ediyorlardı.

Yenidoğan Seka İşçi Koop. evlerinin halkı; "Ne büyükşehir, ne de yavru şehir başkanlarının gölgesi bu sokağa düşmedi" dediler.

İşte bu Büyükşehir Belediye Başkanı, Clinton İzmit''e gelince ortaya çıkıverdi. Misafir başkana şirinlikler sergileyerek, iyi bir iş yapmış gibi, Cengiz Topel Havaalanında, başkanın cebine bir de dilenme mektubu koyuvermiş. Yazıklar olsun, hem de binlerce defa.

Beş bin yıllık medeniyeti dünyaya örnek olan, bu asil milletin bir belediye başkanı, Amerikalıdan bir köy kurmasını rica ediyor.

Bu resmi görevlinin, dilenmesinden hükümetin haberi yoksa; işte o zaman ört ki ölem.

Eğer hükûmet, hasarlar için baştan sıkı bir

tedbir alsaydı, Türkiye''deki her Holding bir köy değil, şehir kurardı. Ama ne yapalım ki devletçiliği bir türlü üstümüzden atamadık. Şimdi de 30 Kasım için yırtınıp duruyoruz. Bu, taşı havaya atıp, başını altına tutmaktan farksızdır.

Clinton, esas işi İstanbul''da bitirdi gibime geliyor. Gelir gelmez Patriği ziyaret etti. Heybeli Ruhban Okulunun açılmasını emr etti... Gibi.

Eğer din adamını ziyaret edecek ise, Ankara''da Diyanet İşleri Başkanı, İstanbul''da İstanbul Müftüsü, Yahudi cemaatı lideri, Türk Ermeni Patriği gibi kimseler dururken; neden Fener Rum Patriği? Bildiğim kadarı ile Clinton Ortodoks da değil. Patrikhanenin hemen yanında bir Bulgar Ortodoks kilisesi var. O da bu ziyaretten mahrum bırakıldı. Zira o kilise Bulgar Eksharlığına bağlı ve Patriğin Ekümeniklik sevdasına olumlu bakmıyor.

Bu patrik ziyareti, Lozan''a da tamamen aykırıdır. Ulu önder Atatürk hayatta olsa idi; bu temasları men ederdi. Bana refah vaad ederek özgürlüğümden, istiklalimden kimse taviz (ödün) isteyemez.

Bir Amerikan uçak gemisi ziyaretini, Dolmabahçe''ye demirlemesini, işgalle bir tutanlar, size sesleniyorum. Bu ne kadar geniş açılı bir değişiklik.

Heybeli Ada Ruhban Okulu açılmalı. Hatta birkaç tane daha açılsın. Ama bu Türkiye''nin tam kontrolünde olmalıdır.

Ne Patrikhane, ne yabancı din okulları, Türkiye Cumhuriyeti kontrol ve komutasının dışında bırakılamaz. Bırakılırsa daha önce olduğu gibi; fesat yuvası olmada potansiyel mekanlara dönüşecektir.

Bugün Boğaziçi Üniversitesi''nde, Bizantolog kürsüsü ve lisans üstü eğitimi verilmektedir. Bu safiyane bir Bizans araştırması değildir.

Bu çalışmaların hepsi aydınlık bir zeminde, yan yana getirilirse; Türkiye''nin bütünlüğünü tehdit eden korkunç bir tablo ortaya çıkar.

Böyle gelecek yardımlar, İstiklal harbimiz sırasında da teklif edildi. İstanbul''da İngiliz Muhibleri Cemiyeti kurulacak kadar hainlikler oldu.

Ulu önderin elinin tersiyle ittiği şeyi, bugün onun yolunda giden ülkemiz, hiçbir zaman kabul edemez.