Kaydet
a- | +A

Kıbrıs''ın bağımsızlığı ve Türklüğü, milli bir meselemizdir. Hem de Türkiye''nin bağımsızlığı kadar, vatanımız ve bayrağımız kadar...

Kıbrıs adasının tarihteki yeri M.Ö. 1450''lere kadar uzar. Bilindiği kadarı ile onsekiz defa el değiştirmiştir.

Hazreti Ömer ve Hazreti Osman zamanlarında, Kıbrıs insanı, Müslümanları daha yakından tanımaya başlamıştır.

Sevgili Peygamberimizin süt teyzesi Ümmü Hiram (r.a.), hadisi şerifin müjdesine kavuşmak ümidiyle, seksen yaşını aşmış iken Kıbrıs seferine katılmıştır.

Larnaka''nın Tuzla civarında, atının sürçmesi ile attan düşerek şehid olmuştur.

Türk gemileri Akdeniz''de dolaşmaya başladıktan sonra, yolu Doğu Akdeniz''e düşen denizcilerimiz bu mübarek insanın kabrini selamlamayı adet haline getirmişlerdir. Hem de topların namlularını Kuzeye yani Tuzla''ya doğru çevirip, güvertelerde selama durarak...

Böyle manevi değeri olan bir yerin, küffar elinde kalmasına bir türlü gönülleri razı olmuyordu. Her sefer dönüşünde, donanma komutanı, padişaha tekmilini arz ederken, öncelikle bunu bildiriyordu. Bu hasret bütün leventleri üzüyordu.

1500''lü yılların hemen öncesinde bu Ada, Venediklilerin eline geçti. O vakitler Karadeniz ve Marmara''dan kovulan Venedikliler, Akdeniz hakimiyetini de, rahmetli Barbaros korkusu ile kaybettiler. Kıbrıs ve Girit ile yetiniyorlardı. Korsanlık yapıyorlardı.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı gibi yine, bir Temmuz günü, Osmanlı kuvvetleri Tuzla sahillerine çıkarma yaptılar. 51 günlük kuşatmadan sonra Lefkoşa alındı. Girne ve Larnaka, Lefkoşa Valisi Dandalon''un kesik başını görünce, kalenin anahtarlarını Türkler''e savaşsız teslim ettiler.

Onbeşbuçuk ay süren Kıbrıs seferi 9 Eylül 1571 tarihinde Magosa''nın beyaz bayrak sallaması ile sona erdi.

1877 yani "doksanüç harbi"nin elim sonuçları Osmanlı devletini çok müşkil bir duruma sokmuştu. Bunu fırsat bilen İngiliz Kraliçesi, Kıbrıs''ı Türkler''den kopartmak için harekete geçti. Bazı gafil devlet adamlarımızı kandırarak, Padişaha söylettiler.

Avrupa siyasetinde dengelere dikkat eden Sultan, bu zorlama karşısında uzun bir müddet direndi. Baktı ki İngilizler zorla asker çıkartacaklar, peki demek zorunda kaldı.

İstanbul''daki İngiliz elçisi Layard''ın yazılı teminatı ile, Kıbrıs geçici bir süre için İngilizlerce kullanılacaktı. Ne yazık ki 1914''te çıkan Birinci Dünya Harbi''nde, hasım taraftaki İngilizler, bu bahane ile Kıbrıs''ı ilhak ettiler. Bunu Lozan anlaşması ile de hukuki hale, zorla getirdiler. Lozan öncesinde Türkiye''nin, yeni bir harbe tahammülü olmadığını bilen İngilizler, fırsatı değerlendirdiler.

Kıbrıs hiçbir zaman ne İngiliz''e, ne Yunan''a silahlı bir mücadele sonucu bırakılmadı. Zaten Balkanlar''daki hangi toprağımız, harple kaybedildi ki.

Silahla Türkler''i yenemeyeceğini iyi bilen Batılılar, zaferleri, entrikalarla masa başında kazanmayı tercih ettiler.

İngilizler, Yunanistan''ı Türkler''in üzerine saldırtmak için çok tahrik ettiler.

Yunan ise korkusundan buna yanaşmıyordu. Bu sefer Kıbrıs''ı rüşvet olarak teklif ettiler. Adalar denizindeki oniki adayı da söz verdiler. Gafil Yunan, bunun üzerine İzmir''e asker çıkarmaya başladı. İngiliz''in her türlü desteğine rağmen, şahlanan Türk ordusu karşısında fazla tutunamadı ve sonunda İzmir''de denize döküldüler. Hayatta kalanları da defolup gittiler.

Anadolu''da yaptıkları vahşet, cildlerle kitapları doldurur. Maalesef Türkiye uzun bir süre Kıbrıs''ı mesele olarak görmedi, sanki unuttu. Unutturuldu.

23 Ocak 1950''de zamanın Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, TBMM''deki konuşmasında "Kıbrıs diye bir meselemiz yoktur. Bunu hayli zaman evvel gazetecilere de söylemiştim" diyebiliyor.

20 Nisan 1951''de Kasım Gülek konuşmasında: "Kıbrıs halen İngiltere''ye ait olduğuna göre, Türkiye''de Kıbrıs diye bir mesele mevcut değildir" şeklinde beyanat veriyor.

1954''te tanınmış siyasetçi Fuat Köprülü de maalesef bu yollu beyanat vererek, Kıbrıs''a Yunanlı göçünü cesaretlendiriyor.

TMT''yi, rahmetli Adnan Menderes kurduruyor. Türklüğünü unutmaya yüz tutan Kıbrıs Türküne mazisini hatırlatıyor. Ezilen bu garip insanlara kucak açıyor.

Harbiye dahil birçok fakültede Kıbrıslı gencin tahsil yapmasını sağlıyordu.

Kıbrıs hiçbir zaman Yunan ülkesi değildir. Venedikliler zamanında, buradaki Ortodokslara, Katolikler çok zulmederlerdi. Köpekten aşağı durumda idiler. Türkler Kıbrıs''ı alınca, yerli halka mal mülk verildi. İnsanca yaşamaları sağlandı.

1907''de Churchill, Kıbrıs için "Adadaki Rum topluluğunun, Yunanistan''ın parçası olduğunun delili nedir. Ada tarihte, Mısır, İran, Asur, Roma, Bizans Venedik ve Osmanlı devletlerinin olmuştur. Hiçbir zaman Yunan''ın olduğunu tarih kaydetmiyor. Orada şimdi yaşayanlar Mısırlılardır ve Yunan karışması ile melez olmuşlardır" diyor.

Kıbrıs, Türk''ün öz ve helal malıdır. İngiliz halen orada işgalci durumundadır.

İngilizler, Hindistan yolunu kendine açık tutmak için Süveyş, Kıbrıs ve Cebelitarık''ı elinde tutmak istiyor. İngilizler, Cebelitarık''taki maymunlara çok itina ederlerdi, pek masraflı beslerlerdi. Zira inanıyorlardı ki bu maymunlar ölürse, İngilizler Cebelitarık''tan kovulacaklar. Maymunlar çoktan öldüler... İngiliz''in bizim mülkümüzden ellerini çekme zamanı gelmiştir.

Bütün Türklüğe Kıbrıs''ın fethinin ve Kıbrıs Barış Harekâtı''nın hayırlara vesile olacağını müjdelemek istiyorum.

Batı''nın KKTC''yi tanımama inadı devam ederse Türkiye nihai adımı atmalıdır. O da entegrasyondur. Olur inşaallah.