Miladi ikibin yılına yaklaştığımız şu günlerde, birçok yayın organlarında, milenyum kelimesi bol bol kullanılmaktadır. Ve sanki bir müjdenin yaklaştığı imajı işlenmektedir.
Peki nedir bu milenyum? Milenyum Hıristiyanlar''ın Katolik kolunun, bir tarikatıdır. Bu tarikatın inancına göre, İsa Aleyhisselam''ın doğumunun ikibininci yılında, gökten gelecek bir grup Katolik, dünyaya hakim olacak ve bin yıl daha dünya yüzünde Katolik hakimiyetini sürdürecektir. Papa''nın ve şeriklerinin ikibin yılı için olan telaş ve gayretleri herhalde bu milenyum beklentisindendir. Bu onların bir hurafesidir. Peki bize ne oluyor. Biz de milenyum müjdecilerini bekler bir haldeyiz. Yazıklar olsun. Teknik yönden gelişmiş bir devir ve dünyada; iki bin yıllık safsata ile uğraşıyoruz. Onlar ne yaparsa yapsın; Türk milletinin birlik, beraberlik ve bölünmezliğine kimse zarar verememelidir. Gladyatör, hatırlanacağı üzere, Roma imparatorlarının, esirleri cezalandırmak için, arenalara kapatıp, üzerlerine saldırttıkları ucuz kahraman silahşörlere verilen addır. Günlerce aç susuz bırakılan ve silahsız olan esirlerin yürümeye mecalleri yoktur. Gladyatörlerin ellerinde en öldürücü silahlar vardır. Etrafa gülücükler dağıtarak, Roma''nın zalim imparatorlarını selamlarlardı. Yanaklarından kan damlardı. Neticede bütün esirler, koyun boğazlar gibi birer birer ve alkışlar arasında telef edilirlerdi. Bugün Bosna, Makedonya, Kırım ve en son Çeçenistan ve Dağıstan''da yaşananlar buna tıpa tıp uymuyor mu!!! Çeçenistan''ın kaçıncı tepelenişi. Elleri kanlı Rus Çarları, Deli Petro''dan beri, Kuzey ve Güney Kafkasya''daki Türk soyundan bu kahraman insanları kıtır kıtır kesmektedir. Komünist Rusya yıkıldı. Yerine gelen kapitalist Rusya da onun aynısı çıktı. Bugün Rusya "bu bizim iç meselemiz" diyor. Biz dahil bütün dünya elhak doğrudur diye tasdik ediyor. Avrupa''nın yavru balina hamisi sahte demokratlarından tıs yok. 1944''te Stalin, Muhtar Çeçen Cumhuriyeti halkını köy meydanlarında toplayarak; kadın çocuk, yaşlı demeden, trenlerle Sibirya''ya sürerken de insan hakları sahtekarlarından ses yoktu. Beri taraftan, ülkemizde suç işlemiş, 30.000 insanın ölümüne sebep olmuş bir katilin asılması, yani cezasını çekmesi gündeme gelince; "asamazsınız, nerede insan hakları" feryatları yükseliyor. Gelelim Kafkasya cinayetlerine: Ruslar sıcak denizlere inmek için en kestirme yolun Kafkaslar''dan geçtiğine karar verince bu bölgedeki Türk ve Müslüman milletlerin boşaltılması çalışmalarını başlattılar. Oradaki Türkleri eziyet ederek, göçe zorladılar. Göçmek istemeyenleri küçük büyük ayırmaksızın öldürdüler. Bu şekilde boşalttıkları yerlerden, Kuzey Kafkasya''ya Slavları, Güney Kafkasya''ya ise Doğu Anadolu''daki Ermenileri göçtürdüler. Böylece Kafkaslar Ortodokslaşmış olacaktı. Bu siyasetin oyununu bozan, Şeyh Şamil oldu. Yirmibeş seneden fazla bir zaman Rus ordularını, Dağıstan ve Çeçenistan dağlarında perişan etti. Tolstoy bu kıyımlar için şunları yazıyor: "Kafkasya''daki Müslüman avullarına (köy) gece karanlığında baskın veren Rus kuvvetleri, girdikleri avullarda ikişer ikişer evlere dağılıp, kaçma imkanı kalmayan kadın ve çocukları kıtır kıtır kesiyorlardı. Öyle cinayet ve tecavüzler oldu ki, bunu hiçbir resmi görevli raporuna yazmaya cesaret edemedi." Sohumkale''deki İngiliz konsolosu, İngiliz Dışişleri Bakanlığı''na şu raporu geçiyor: "Bir Çerkez aşireti olan Abzehler''in Tuba isimli köyünü çeviren Rus kuvvetlerine, köy halkı hiç direnmeyip teslim oldu. Ruslar teslim olanların evlerindeki silahları aldıktan sonra; kadın çocuk demeyip hepsini topluca katlettiler. Öldürülenlerin içinde hamileliği hayli ilerlemiş iki hanım ile beş süt çocuğu da vardı." O zaman da, bugün de, dünya siyasetinde etkili olan İngiliz''den ses çıkmıyor. Ancak rapor tanzim ediyorlar. Bugünkü Rus vahşetinin raporunu da; bizden yüz sene sonra gelenler okur ve yazarlar. Neye yarar, Basra harap olduktan sonra. Kafkaslar Türkiye''nin arka veya ön bahçesi değil evidir. Buradaki Rus harekatına ilgisiz kalamayız. Moskova''daki Subay lojmanı sabotajları, Dağıstan ve Çeçenistan cinayetleri, Ermenistan''daki parlamento katliamı ve ülkemizdeki PKK cinayetlerinin arkasında hep Rus çarları vardır. Rusya, Türk ekonomisinde direkt etkili olma yolları aramaktadır. Türkiye dünyada, her şeyi ile kendi kendine yetebilen şanslı birkaç ülkeden biridir. Daha düne kadar bizden toplu iğne, tuz, kuru soğan, domates alan bir ülkeye, Türkiye''yi bağımlı kılacakları, milletimiz affetmeyecektir. Tarihin meclisinde af kanunu çıkartmak için sayıya ihtiyaç yoktur. Ve böyle bir suç hiçbir zaman suçlunun sicilinden silinmez. Çeçenlere Vehhabiler bulaştı diyerek işin içinden çıkamayız. Onları çaresiz bırakanlar, denize düşen yılana sarılır sözü gereği, Çeçenleri Vehhabilere muhtaç etmişlerdir. Zavallıların Ehl-i sünnet itikadları da zarar gördü. Kafkas insanları, Türkiye''den ümitlerini kesmiş görünüyorlar. 1863''te Çeçenistan''dan Osmanlı topraklarına gelen mültecilerin, 400 bini yollarda açlık ve hastalıktan telef oldular. Bugün de bir mülteci akını başladı. Mülteci kabul etmek yardımların en aşağı derecesidir. Biz onlara arka çıksaydık hiç mülteci olurlar mıydı? Türkiye bu meselede tavrını açıkça koymalıdır.

