1914 senesinde başlayan Birinci Dünya Harbine, Osmanlı devleti bir hiç uğruna gafil idareciler tarafından sokulmuştur. Hem de ne gaflet!
Mart 1914''te Almanlarla İngilizler, Londra''da bir seri toplantılar yaptılar. Konu, Osmanlı toprağı olan Ortadoğu''daki petrol bölgelerinin paylaşılması idi. Yani İngiltere Birinci Dünya Harbinin başlamasından ancak beş ay evvel, beş ay sonraki düşmanı olacak Almanya ile aleyhimize bir anlaşma yapmaya çalışmıştır.
Bu yazdığım meselenin, resmi tarih görevlimiz Türk Tarih Kurumu''nca ortaya çıkarılıp belgelenmesi ve okullarda ders kitaplarına yazdırılması artık şart olmuştur.
Alman ortaklığından çok şeyler bekleyen Enver Paşa, Türk milletine en büyük zararı vereceğini bilemeden, ferdi kararı ile Devleti bu korkunç harbin kucağına atıverdi. Olanlar oldu. Bir milyona yakın şehid, iki milyondan ziyade yaralı ve kayıp vererek harbin sonuna geldiğimizde, Batının insan hakları şampiyonları, Osmanlı devletini Mondros mütarekesine zorladılar.
Bütün cephelerde, itilaf devleti birlikleri, gelecekleri son noktaya gelmişlerdi. Yemen, Asir, Medine-i Münevvere ve Hazar denizi kıyılarındaki Osmanlı birlikleri dayanıyordu. İtilaf askerleri bunları alt edemediler. Edemeyeceklerdi de. Zira buradaki komutanlar, "devletimin bir karış toprağını vermem" diye canla başla direniyordu.
Talat Paşa hükümetinin verdiği emirle, bu direnişi kendi büyüklerimiz kırdılar.
30 Ekim 1918''de maalesef, Limni adasının Mondros limanındaki bir İngiliz harp gemisine giden Osmanlı heyeti, mütarekeye imza koydular.
Ertesi gün anlaşıldı ki bu mütareke değil, Türkün teslim belgesi idi.
Zira yurdun her tarafını emperyalist güçler işgale başladı. Bütün limanlar ve demiryolları işgal edildi. İngilizler, Ermeni isyanları esnasında yıllardır çete merkezi olan kolejin bulunduğu Merzifon''u da işgal ettiler.
İngiliz devleti Merzifon''un işgal sebebini açıklamaya mecburdur. Siz orada ne arıyordunuz?
İşgalci devletler Mondros''un hiçbir maddesine uymadılar. Canları ne istiyorsa onu yaptılar. Sanki bir sömürgelerine gelmiş gibi. Başta İstanbul olmak üzere, bütün Türk yurduna kan ağlattılar.
19 Mayıs 1919''dan itibaren, Anadolu insanı, İzmir''in Yunan kuvvetlerince işgali ile iyice kamçılanmıştı. Samsun''a çıkan Mustafa Kemal Paşa, Havza, Amasya Sivas yoluyla Erzurum''a kadar geldi. Erzurum''da toplanan kongre ve Anadolu''daki mücadele derneklerinin vatandaşları uyandırması ile işgalcilere kıyam başladı.
Dört yıl gibi bir zaman içinde yurdun her tarafı işgalcilerden kurtarıldı.
9 Eylül 1922''de İzmir''den denize dökülen Yunan''ın kalıntıları 17 Eylülde Mudanya''dan kovuldular.
Pabucun pahalı olduğunu geç de olsa İngilizler anlamıştı. Hemen Ankara hükümetine müracaatla, Mütareke talep ettiler. Türklerin süratle ilerleyişinden, kısa sürede Trakya arazisine de atlayacaklarını anlayan İngilizler, ordaki Yunan''ı ezdirmek istemiyorlardı.
Trakya''ya geçişimizi önlemek için Çanakkale kıyılarına birkaç tabur İngiliz askeri çıkarttılar.
İngilizlerin zulmünü gören Fransızlar, ülkesini kurtarmaya çalışan Türk askerlerine saygı göstermeye başladılar. Bir an önce mütareke yapılması için İngilizlere baskı yaptılar.
11 Ekim 1922''de Mudanya''da, Yunanlılar hariç diğerleri mütareke imzaladılar. 15 Ekim''den itibaren Yunanlılar da imza koymaya mecbur oldular.
Anlaşmaya göre Trakya boşaltılıncaya kadar, Türkler Çanakkale''den ve İzmit''ten öteye geçmeyeceklerdi. Yenilen işgalcilerdi. Şart koşan yine onlar!!
Türk milleti burada da asaletini göstererek, yapılan anlaşma şartlarını ihlale yeltenmedi. Zalimler geldikleri gibi gittiler. Aslında gidemediler. Çünkü büyük bir insanlık sillesi yemişlerdi.
Öyle ki İstanbul''u boşaltırlarken, Haydarpaşa istasyonunun üst tarafında bulunan İngiliz mezarlığına zarar verilmemesini bile, utanmadan şart koşmuşlardı.
Türkler mezarlara zarar verecek SIRTLAN değildir. Böyle bir alçaklığı ancak kendi soyları yapabilir. Bugün yakıp yıktıkları Gelibolu''nun, en mutena köşesinde İngiliz ve Anzak mezarları bulunmaktadır.
Batının emperyalistleri Türkün varlığından, dirliğinden ve huzurundan hep rahatsız olmuşlardır.
Türk, dünyanın hangi coğrafi bölümünde bulunursa, orada huzur ve insanlık vardır. Eğer bazı hatalarımız varsa, o da Batıdan bize sirayet eden bir hastalık olsa gerek.
Körle yatan şaşı kalkarmış...

