Kaydet
a- | +A

Bu yazımı aslında, sekseninci yıldönümünü kutlamakta olduğumuz 19 Mayıs ile ilgili yazmak istiyordum. Devletimizce ve milletimizce gençlik ve spor bayramı olarak kutlanmakta olan bu tarih, kana susamış müstevlilere dur demenin başlangıcıdır. Anadolu''da kurtuluş hareketinin, Ulu Önder Atatürk''ün liderliğinde Türk milletinin şanlı kıyamıdır.

Ancak son haftada yaşanan öğrenci olayları beni yüreğimden yaraladı. Okullarda, eğitim yılı sonunun yaklaşması sebebiyle zaten gergin olan gençler, ÖSYM sınav sorularının çalınması ile doruk noktasına ulaştı. Yani burnundan solur hale getirildiler. Bunun için böyle bir konuya girmiş oldum.

Bu soruların çalınması ilk olmuyor diye, bazı gazetelerin sütunlarındaki inanmak istemediğim yazı ve haberler, ihbar kabul edilip savcılarca işlem yapılmalıdır. Bütün bir yıl geceli gündüzlü hazırlık içine giren öğrencilerimiz, 1 Mayıs günü akşam saatlerinde şaşkına döndüler. Şu ana kadar tutuklanan tek kişi olmaması çok dikkat çekicidir. Anladık YÖK bağımsızdır, ama sorumsuz değildir. Bu ihmale çanak tutan her kim ise evvela onlar hakkında adli kovuşturma yapılmalıdır. Efendim çalan bulunamadı denecektir. Olsun elbet bir gün bulunur. Hakikat olan şey çalınma hadisesinin vuku bulmuş olmasıdır. Koruma ve gözetim görevinin ifasında ihmali olanların hepsi suçludur. Hem de başta YÖK başkanı olmak üzere, hiç kimse bu sorumluluktan kurtulamaz. Sayın savcılar derhal harekete geçmelidir.

Soruları çalınan öğrencilerle alay eder gibi, moral programı uygulayacağız dediler. Sayın ilgililer, hangi moral programı? Derslere boş vermek midir? Sınıflarda yoklama yaptırmamak mıdır?

Alın size moral eğitiminin semeresi: Bir haftada üç tane... Okullarda işlenen cinayet. Bu olayları Amerika''da işlenen cinayetlerin yansıması olarak göremeyiz. Eğer böyle yansıma olsaydı, oralarda yapılan iyi işler de yansırdı. Nerdeee...

Türkiye Cumhuriyeti''nde eğitim anayasal görev olarak, devlete verilmiştir. Eğitim kelimesi sadece derslik yapmakla bitmiyor. Hoş dersliklerin büyük bir kısmını da vatandaşa yaptırıyoruz. Eğitime katkı payı diye nerede ise yeni vergi haline getirilen fonun, nasıl kullanıldığı devletin teftiş düzeninin dışında bırakılmıştır. Peki nerede bu fon birikimleri. Hani neredeyse Nasreddin Hocanın kedi-ciğer hikayesine döndü. Eğitim imkanlarında iki yılda nasıl bir olağanüstü gelişme oldu. Gören varsa haber versin.

Gelişen teknolojiye göre eğitim şartları geliştirilmemiştir. Öğrenciler zoru oynuyor. Buna asi gençlik deyip içinden çıkamayız. Bu gençleri kim asi yaptı. Bugün anneler babalar, baskıcı ve suçlu gösteriliyor. Ne yapsınlar? Oğlum, kızım istediğin gibi yaşa mı desinler? Bilgi görgü ve hayat tecrübesini evladına aktarmasın mı? Aylardır uygunsuz yerlerde sürtmüş bir kızı, polisler baskınla buluyor. Yılışık şey, kameraları karşısında görünce başlıyor: Efendim ben aile baskısından kaçtım. Peki nereye kaçtın? Pis pis sırıtıyor.

Basınımız ve diğer medya organları böyle ahlaksızlıkları, aile baskısı diyerek ebeveynleri suçlayamaz, suçlamamalıdır.

Öğretmenlerimiz, elleri öpülesi fedakar insanlarımız, geçim derdini sineye çekiyor ama elini kolunu bağlayan yönetmelikler sebebiyle, nerede ise öğrencisine yalvarır duruma düşürülmüştür.

Güçleri gözyaşlarına yetiyor. Hatta, yolunu şaşırmış öğrencilerin hedefi olmuşlardır. Okul önleri uyuşturucu satıcılarının en münasip pazarı haline gelmiştir. Buna okul idaresi ne yapsın? Baba parası ile serserilik yapan başıbozuklar, okul önlerinde kız yavrularımızı tuzağa düşürmek istiyorlar. Tehditler gırla gitmektedir. Bu insana benzemeyen varlıklardan anne-babalar da korkuyor. Devlet beni korumak zorundadır. Ben kendi kendimi mi koruyacağım?

Okul önünde tek tek sigara satıcıları gibi yarın, kiralık tabanca bulunduranlar olursa kime ne diyeceğiz?

Men-i Müskirat Kanununa göre okul yakınında içkili yerler açılması yasaktır. Bu kanuna göre korunmuş kaç okul gösterirsiniz. Okulların civarında birahane ve oyun salonları gırla gidiyor. Sayın Milli Eğitim Bakanımızdan istirham ediyorum. Belki İstanbul''a kadar gelecek vakitleri olmayabilir. Lütfen bir sivil araca bininiz. Ankara''nın kenar semtlerinden birinde, orta öğretim yani yeni düzene göre bir lisenin giriş kapısına yakın yarım saat kadar aracınızı park edip, olanları seyredin. İnanıyorum ki, Bakanlık koltuğu sizi çok rahatsız eder.

Bunları sayfalarla yazsak bitiremeyiz. Sayın Bakan Bey, yapıcı ve samimiyim. Bu evlatlar yarının bakanları, genel müdürleridir. Kurtlar sofrası olan yeni dünya düzeninde, ülke menfaatlerini bunlar koruyacaktır. Milletin ve devletin istikbali için okulları korumaya alalım. Basın yayın organlarının tahrik edici tesirlerini durduralım. Milli Eğitimin de bir RTÜK''ü olmalıdır. Şimdi Bakan Bey diyecek ki kardeşim, şu hükümet bir belli olsa da biz de sorumluluğumuzu bilsek. Altı aydır emanetçi Bakanı oynuyorum. Evet buna söyleyecek sözüm olamaz.

Neticeten deriz ki: 1- Devlet her öğrenciye eşit olarak yüksek tahsil imkanını vermelidir. Bu anayasal mecburiyettir. Bir buçuk milyon gence bir defalığına bu imkan verilse geriden gelen yığılmalar bitiverir.

2- Bütün okullarda okuyan öğrencilerin can güvenlikleri her çareye baş vurularak sağlanmalıdır. Bu yapılmazsa terör örgütlerinin ekmeklerine devlet imkanı ile yağ sürmüş oluruz. Hatta eleman vermiş oluruz.

3- Öğretmenlerin her hususta can güvenliği sağlanmalıdır. Disiplin kurulları kararlarından ötürü, öğrenci baskısı söz konusu olmamalıdır.

4- Her okulda yüz öğrenci için bir tane olmak üzere psikolog bulundurulmalıdır. Sınıf öğretmenliği bu işi tam çözememektedir. Böylece okul idarecilerinin işi kolaylaşacaktır. Öğretmenlerimiz için de düşünülebilir.

5- Öğrencilere insan ilişkileri ve manevi dersler vermeye mecburuz. Vermezsek illegal güçler bu çocuklarımızı sahipleniyorlar. Sonra da gelsin direniş ve olaylar. Bilhassa bu son bir ay, okul hayatı için çok önemlidir. Derhal icab eden tedbirler alınmalıdır.