Türk İstiklal Harbi, asil milletimizin tarihindeki kurtuluş savaşlarının en mühim kilometre taşlarından biridir.
1911 Trablus Garp, Bingazi, yine 1911-1913 Balkan harpleri, devletin harp gücünü iyice yıpratmışken, gafil Enver paşanın tek başına verdiği, akıl almaz kararlarla Birinci Dünya Harbine giren Osmanlı hükümeti, dört yıllık bir boğuşmanın tam ortasında kendini buluverdi.
Dört sene devam eden ve bizim için çok gereksiz olan bu savaşta, en zararlı yine biz çıktık. Mondros Mütarekesi ile yurdun her tarafının işgaline onay veren gafiller, bütün liman ve demir yollarının kontrolünü da işgalcilere bahşettiler.
Türk hudutları içinde yaşayan bazı gayri Türk unsurların yardım ve bilgilendirmesi ile sanki kendi evlerinde gibi hareket eden müstevliler, kendilerine zorluk çıkaracağını zannettikleri bir aydın grubunu Malta''ya sürdüler. Yüzellilikler...
Ülke insanı başsız tavuk gibi ne yapacağını bilmez bir halde idi. Ulu önder Mustafa Kemal Paşa''nın Samsun''a çıkması ile, küçük gruplar halindeki direnişçiler, artık milletçe hareket etmenin zaruretini gördüler. Milli Birlik kuruluyordu.
Aynı günlerde İngilizler ile Yunanlılar arasında bir pazarlık sürmekteydi. Anadolu''nun işgalini Yunanlılara ihale etmek isteyen İngiliz Başbakanı, Yunan Kralının direnişi ile karşılaştı.
Yunan Kralı Anadolu''yu istilayı çok istiyordu. Bizans''ı yeniden kurmanın rüyalarını görüyordu. Hatta Atina sokaklarında, büyük boylarda Bizans bayrakları dolaştıran sarhoş sürüleri görülüyordu.
Ancak bütün İngiliz motivasyonlarına rağmen Kral, eski efendisi Türklerden pek korkuyordu. Her ne kadar Avrupa arkandayım diyorsa da bu harpti. Hiç belli olmaz. Bu Türkün ölüsü de yeterdi onları perişan etmeye...
Yunan''ın ihtirası başına bela oldu. Kıbrıs rüşvetini İngilizler teklif edince bu işe peki dediler. Ve 15 Mayıs 1919''da İzmir''e çıktılar.
Öncelikle, İzmir''deki Rumların emniyeti için geldik dedilerse de; soluğu Bursa ve Uşak''ta aldılar. İşler iyi gidiyordu. Her ne kadar Birinci ve İkinci İnönü''de iki defa yenildilerse de, Eskişehir-Kütahya hattını aşmışlardı bir kere.
Türk Genelkurmayı, bu ilerlemeyi durdurmak ve harp araç gereçlerini ikmal için Sakarya''nın doğusuna çekilme kararı verdi.
27 Temmuz 1921''de Yunanlılar Kütahya''da bir harp meclisi topladılar. Loyd George''un kendilerine vaad ettiği Anadolu''nun, dağlarından yağ, ovalarından bal akan topraklarında bulunmak hakikat olmuştu. Türk ordusunu Sakarya''da ezelim kararı alındı. Ancak Yunan komutanlarının tereddütleri vardı. Türkler geri çekilerek kendilerini bir tuzağa düşürebilirdi. Başbakan, Kurmay başkanını korkaklıkla suçlayıp azarladı. Kral kendini Arslan yürekli Rişard''a benzetiyordu. 1199''dan beri Anadolu''ya giren ilk Haçlı Ordusu olmak ile övünüyordu. Kral İngiliz irtibat subayını, Ankara''da ziyafete davet ediyordu. "Eskişehir''de Türkler''in çayını içtik, Ankara''da kanını içeceğiz" demekten kendini alamıyordu.
Ankara''da ise Kemal Paşa, Meclise derhal "Başkumandanlık takririni" verdi. Bazı mücadelelerden sonra Büyük Millet Meclisi Başkomutanlık görevini Gazi''ye verdi.
Sakarya bölgesindeki Yunan kuvvetlerinde 88.000 piyade, ayrıca bir süvari tugayı, 300 top, 20 uçak vardı. Buna karşılık Türk tarafında 40.000 asker ki yarısının tüfeği yoktu. Tüfeklerin de büyük cephane eksiği vardı. 177 top ve patates ve yumurta akı ile tamir olunmuş iki adet uçak.
23 Ağustos 1921''de bir şafak vakti başlayan Sakarya Meydan Muharebesi, sade bir meydanda değil, dağ taş her tarafta birden devam ediyordu.
Bu savaşın bir adı da "subay harbidir". Zira erleri teşvik için subaylardan kurulu birlikler vardı. Askerin sırtında elbise, ayağında çarık yoktu.
Birliklerin et ihtiyacı için kesilen birkaç hayvanın ham derileri, sıra ile birliklere dağıtılıyordu; ki çarıklarını tamir etsinler.
Yiyecek olarak birer avuç çiğ buğday verilebiliyordu. Bazıları kavurabiliyor, gerisi onu da çiğ yemeye mecbur oluyordu.
22 gün 22 gece devam eden ve harpten ziyade gırtlak gırtlağa boğuşmaya benzeyen meydan muharebesi 13 Eylül 1921''de bitti ve Yunan çözülmüştü. Kaçmaya başlamıştı. Hem de ardına bakmadan.
Türkün kurtuluşu demekti bu.
Sakarya''da bin subay, 24.000 er şehid verdik. Yunan''ın kaybı ise 12.000 er ölü, 23.000 yaralı idi.
Bu başarımızı gören Ruslar, 13 Ekim''de Türkiye ile sınır anlaşması yaptı. Fransızlar ise 21 Ekim''de Ankara İhtilafnamesini imzalamaya koştular.
Avrupa devletleri tarihte hep böyle davranmışlardır. Kuvveti görünce hemen anlaşacakları tutar. Burda da böyle olmuştur.
İstiklal Harbimiz akıl almaz zorluklara ve bütün Avrupa''ya rağmen kazanılmıştır.
Türkün istiklaline kasdedenler, cezalarını denize dökülerek gördüler.

