Bin yıllık komşumuz İran ile münasebetlerimizde, son günlerde bir gerginlik yaşanmaya başladı. Bu gerginliğin sebebi, hiçbir şekilde Türkiye değildir. Yıllar yılı iyi komşuluk münasebetlerinin gereğini, Türkiye fazlası ile ifa etmiştir. Edecektir de. İran için ise bunları söylemek mümkün değildir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul''u feth edince, Bizans halkını kendi arzularına bıraktı: İsteyen kalabilirdi, isteyen ise kurtuluş akçesi vererek, arzu ettiği yere gidebilecekti. Böyle de oldu. Ancak fethi kalıcı görmeyen bazı gafil Bizanslılar, İstanbul''u tekrar kurtarabilmek için, Trabzon bölgesindeki Pontus devletine sığındılar.
Komnenos sülalesi, İran''daki Uzun Hasan''dan medet umdular. Pontus Kralı kızını, Uzun Hasan''a hanım olarak vererek onun desteğini sağlamaya çalıştı. Roma''daki Papa, İstanbul''u Türklerin aldığını görünce, kendi tahtını tehlikede görmeye başladı. O da İran''dan destek almak için özel elçi gönderdi. Bu husustaki anafikir şu idi: Papalık, Venedik, Pontus ile, Türk ve Müslüman olan İran birleşip, Türkleri İstanbul''dan, Avrupa''dan ve hatta Anadolu''dan atacaklardı. Böyle bir talep, ancak İran için yüz karası idi. Ötekiler zaten Türk düşmanı idi. Yüzyıllardır Türklük davasının ayağında bir bağ gibi, İran hep muhalif olmuştur. Böyle hareket etmiştir. İkinci Selim zamanında, Kıbrıs''ı Türkler aldığında, Papalık yine İran''dan yardım istemiştir. Kıbrıs''ı kaybeden Haçlılar, Türklere zarar verebilmek için 300 gemilik bir donanma peydahlayıp Akdeniz''e saldılar. Türk deniz kuvvetlerinin yorgunluğu ve komuta kademesindeki bazı anlaşmazlıklar, İnebahtı yenilgimize sebep oldu. 200 kadar harp gemisini kaybetmemize rağmen, üç ay kadar kısa bir zamanda yeni bir donanma kuran Osmanlı devletinin harp gemileri, tekrar Akdeniz''de dolanmaya başlayınca, Papa V Pie, Haçlı ordusu kurmaya gayret etti. Bu arada yine İran Şahı ve Yemen İmamından yardım istedi. Papanın tarih boyunca yardım istediği tek devlet maalesef İran olmuştur. Dördüncü Murat zamanında, Bağdad''a kadar Türk topraklarına saldıran İran, gerekli cevabı alıp; Türkler karşısında perişan olunca, 1639 senesinde Kasr-ı Şirin anlaşması ile bugünkü Türk İran sınırları çizilmiş oldu. O tarihten sonra bu sınırlarda değişiklik olmadı. Ancak Birinci Dünya Harbi esnasında, Türkiye Bağdat ve havalisini, İran ise Nahçevan''ı kaybettiler. Ulu önder Atatürk zamanında, İran-Türk münasebetleri iyi bir düzeyde idi. İran Şahı Rıza Pehlevi, Atatürk''ü ziyaretinde çok dostane davranışlar sergilemiştir. 1980''li yani Humeynili yıllara kadar Türk-İran ilişkileri, Bağdat paktı kuracak kadar sıcak bir durumda idi. Bugünlerde, iki Mehmetçiğimizi hududu geçtiler diye tutuklayan İranlıların hudutlarını, seksen senedir biz beklerdik. İran hudut karakolları askeri disiplinden yoksun ve kaçakçıların dinlenme istasyonu gibi idi. Zaman zaman kendilerini ziyarete gelen Türk askerine çay demleyip ikramlarda bulunurlardı. Kaçakçı takibindeki Türk jandarması, 30-40 km. İran içlerine girer ve suçluyu alıp gelirdi. Son senelerde, Türk devletinin ve vatanın bölünmezliğinin düşmanlarını besleyenlerden biri de maalesef İran olmuştur. Türkiye''nin ricalarına olumlu cevap vermişler ancak, icraatta bölücüleri hep barındırmışlardır. İran''ın Ankara büyükelçisi, bazı siyasi parti toplantılarında Türk idare şekline laf söyleyecek kadar terbiye hudutlarını aşarken, Türkiye''nin sert tavrı ile belli çizgiye çekilmişlerdir. Bugün İran''daki öğrenci olayları için, "iyi bir durum değil, ancak ben İran''ın içişlerine karışmam" diyen Başbakan sayın Ecevit''i İran idaresi düşman ilan etmektedir. Senin elçin konuşsun, karışsın. Benim başbakanım sussun. Oldu mu ya. Türkiye kardeş kavgası istememektedir. Türkiye Atatürk''ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" emrini düstur edinmiştir. Düşmanlarımız Türkiye ile İran''ı, Ermenistan''ı ve Suriye''yi karşı karşıya getirmek için bölücüleri desteklemektedir. Bu komşularımızın Türkiye ile savaşında hiçbir çıkarları olmayacaktır. Kaybeden Türklük ve bölge insanı olacaktır. 1980-1988 yılları arasında Irak ile kapıştırılan İran''da yüz binden ziyade genç öldü. Neticede her iki devletin askeri varlığı sıfıra yaklaştı. Ekonomileri çöktü. Bunu da göz önüne alarak, İran bu gibi davranışlarına son verip; dostça yaşamanın yoluna girmelidir. Keskin sirke küpüne zarar verir... Batının inisiyatifine kapılanlar, onların sömürgesi olmaktan kendilerini kurtaramazlar.

