Kaydet
a- | +A

Bu yazımı, ülkemizin geçirdiği felaketi tahlile hasrettim.

Zelzele, yer kabuğunun önceden tesbit edemeyeceğimiz bir hadisesidir ve tahrip edicidir. Bu şiddetli sallantıyı, insan eliyle durdurma imkanımız yoktur. Yani bu hususta aciziz. Nasıl gökten yağan yağmur, dolu ve karı önlemek mümkün değilse, zelzele de böyledir. Yağmuru durduramıyoruz diye tutup sokaklarda kalamayız. Hemen bir sığınılacak yer aramak aklın icabıdır. Zelzeleyi durduramayız, ama tedbir almamız, zararlarından korunmamız mümkündür. İşte bu gün bunlara bir nebze temas etmek istiyorum. Şu yaşlı dünyamız, tesbit edilebilen 129 milyar yıldan fazla olan hayatında, milyonlarca defa sallanmıştır. Bu seferki; ne ilktir, ne de bundan sonra bir daha olmaz diyemeyiz. Türk tarihini incelediğimizde, zelzelelerdeki can kaybının azlığı dikkat çekici bir durum gösterir. Meskenler sarsıntılara dayanıklı yapılmıştı. Bizden binlerce yıl önce yaşayanların binaları sağlam, bizimkiler ise karton kuleler gibi çöküveriyor. İstanbul''a şöyle bir bakıverelim. 1453 senesinde yapılan camiler ve Topkapı Sarayı, okullar, köprüler neden dimdik ayakta. Halbuki bu günün inşaat makina techizatı, çok daha güçlüdür. Ama o zaman hileli ve hatalı yapının mimar ve ustaları, binanın önünde cezalandırılırdı. Bin yıllık Ayasofya''ya, mail destekleri Mimar Sinan yapmasa idi, Ayasofya çoktan yerle bir olurdu. Demek ki her yapıda biraz da mimarın sevgi ve muhabbeti katılırmış. Bugün acaba muhabbetimiz mi eksik? Yoksa para muhabbeti mi ağır basıyor? İşte bu günkü çöküntü, vicdanlarda olmuştur aslında. Yıkılan binalara şöyle bir bakınız: Hemen hepsinde inşaat malzeme ve usul hatası vardır. Kanunlarımız bu binaların sağlamlığı hususunda yeterlidir. Ama uygulama, yasalara taban tabana zıttır. Uygulayıcılar hatalıdır. Devlet hizmetlerinde devamlılık esastır. Yapılan binaların kontrol mühendisleri, müteahhitleri, belediyelerin fen işleri görevlileri, bu 14 binden ziyade can kaybında, direkt sorumlulardır. Müteahhit belki daha ucuz olsun diye yanlış uygulamaya sapabilir. Bu binalara ruhsat veren görevliler, bunu bal gibi tesbit edebilirlerdi. Bütün bunlar bir noktaya gelip dayanıyor. O da vicdanlardaki artarak büyüyen erozyondur...

Ben 1971-1973 yıllarında Adapazarı''nda görev yaptım. 1967 zelzelesinin üzerinden dört sene geçmişti. O zamanlar namı, naylon olan bir müteahhit vardı. Yıkılan evlerin çoğu onun yaptığı idi. Naylona kimse bir şey sormadı. Bugün ise, binlerce naylon türettik. Herkes iki kattan fazla yükseklikte ev yapmaya korkuyordu. Kısa zamanda üç ve dödüncü katlar geliverdi. Derken sekiz kat...Dört yıla kadar, binlerce dönüm ziraat arazisi iskana açıldı. Şimdi buraları iskana açanların suçunu varın siz hesab edin. 1973-1976''da İzmit''te görev yaptım. Köseköy''e kadar olan binlerce dönüm ziraat arazisinde, iki senede yüzlerce fabrika yükseliverdi. Ecdadımız İzmit''i Bizans''tan aldığında, kaleyi ve şehri yükseklere kurmuş. Biz, ecdadımız bunu akıl edememişler zannettik. Bugün zelzelenin tahribat yaptığı Adapazarı ve İzmit ta Hereke''ye kadar, 1972 ve 1973''te büyük bir sel tahribatına uğradı. Çene dağı denize aktı. Allah bizlere bu son acıyı unutturmasın. Yani bundan büyüğünü ve hatta küçüğünü bir daha görmeyelim. Ama bilelim ki, biz aynı çıkar hırsıyla yola devam edersek, daha çok elimiz böğrümüzde kalır. Çadırkent sanayii gelişir. İlk yardım çalışmaları, bilgisizlikten dolayı pek verimli olmadı. Her şeyi devletten beklemek yanlıştır. Herkes görevini yapacak; yetişilemeyen yere devlet el atacak. 1999-2000 öğretim yılında ilköğretim okullarında, ders müfredatına, ülke genelinde, Deprem ve Kurtulma Yolları dersi ile beraber Kapsamlı ve Tatbiki İlk Yardım dersinin konması zaruret olmuştur. Derhal Eğitim Şûrası toplanarak, bu kararın alınması sağlanmalıdır. Sönen hayatları elbette geri getiremeyiz, hiç olmazsa yeni acıları yaşamayalım. 17 Eylül 1998 tarihli yazımda, Sakarya Nehri''nin bir kanalla, Sapanca gölüne, oradan da İzmit Körfezi''ne bağlanmasını teklif etmiştim. İstanbul Teknik Üniversitesi bu konuda bir fizibilite çalışması başlattı. 500.000 dolarlık bir yatırım ile yılda 50.000 dolarlık gelir getirebilecek bir proje. Adapazarı Valisi Sayın Rakıcıoğlu, devlet müsaade ederse beş kuruşsuz bu projeyi hayata geçiririm dedi. Neticede bu iş unutulup gitti. Bu proje Sokullu Mehmet Paşa tarafından gündeme getirilmişti. Sapanca-İzmit arası güzergahı binlerce amele tarafından düzlenmişti bile. İşte bu güzergah bugün Sapanca''dan başlayıp Gölcük''e uzanan fay kırığının geçtiği yoldur. Bu proje hayata geçirilse idi, hem bu fay kırığında mesken bulunmaz ve ölümler azalırdı, hem de Adapazarı ve Düzce yaralıları süratle ve deniz vasıtaları ile İstanbul''a hastanelere yetiştirilirdi. Heyhat.

Bu depremde Türk Silahlı Kuvvetleri''nin çalışmalarını takdirden aciz kalıyorum. Geceli gündüzlü fedakar çalışmaları ile yaraları şefkat ve süratle sarmıştır. İnanıyorum ki Türk Silahlı Kuvvetleri, hükümetten görev alır almaz, en hızlı müdahaleyi yapmıştır.

Yazımın sonunda inşaatçılara bir çift sözüm var. Belki kanunun pençesinden bazı yollarla yakanızı kurtarırsınız. Ama ya vicdanınız. Akşam yatağa yatınca içiniz rahat mı? Biriktirilen paraları gördünüz, moloza dönüştü. Biriktirilen altın ve paralar bırakın sahibinin hayatını koruması, cenazesini bile koruyamadı. Soysuzlar cenaze soyuculuğu yaptı. Eden bulur, ama belki hemen olmaz.