Kaydet
a- | +A

"Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu"nu oluşturan kuruluşlardan biri olan Atatürk Araştırma Merkezi''nin 17-18 Mayıs 2000 günlerinde Bilim Kurulu Toplantısı''nı ve "3. Bin Yılda Atatürk ve Millî Egemenlik Kavramı" konulu panel ve konferanslarını Eskişehir''de yapması her bakımdan yerinde ve yararlı olmuştur.

1959-60 Akademik yılından başlayarak, bugün Türkiye''nin en büyük üniversitesini oluşturan "Anadolu Üniversitesi"nin çekirdeği olan "Eskişehir İktisadi İdari Bilimler Akademisi"nde, yıllarca -ve genç bir doçent olarak- Anayasa ve İdare Hukuku dersini okuttuğum için, ülkemizin hem ekonomik hem de kültürel yönden çok önemli merkezlerinden biri olan Eskişehir''i bir kere daha ziyaret etmek ve kaydedilen büyük gelişmeleri görmek benim için ayrı bir mutluluk olmuştur.

Toplantımızın, Eskişehir''in Osmangazi Üniversitesi''nin 30. Kuruluş Yıldönümü''ne rastlaması bu mutluluğumu daha da arttırmış, Osmangazi Üniversitesi''nin çalışkan Rektörü Prof. Dr. Necat A. Akgün ile tanışmak ve bugün 7 fakülte, 4 enstitü, 4 yüksek okul, 6 araştırma ve uygulama merkezinden oluşan ve öğrenci sayısı 9.000''e ulaşan bu büyük üniversiteyi çok güzel bir şekilde yeşillendirilmiş büyük bir kampus içinde, yerinde görmek hepimizi bahtiyar etmiştir.

Osmangazi Üniversitesi Konferans Salonu''nda kalabalık bir dinleyici önünde yapılan panelin konusunun "Atatürk ve Milli Egemenlik Kavramı" olarak saptanması da sebepsiz değildir. Zira Atatürk, Türk Milleti''nin 1919''da başlattığı Milli Mücadeleyi, Türk Milliyetçiliği ve Millî Egemenlik ilkesinden güç alarak yönetmiş, Osmanlı İmparatorluğu yerine Türkiye Cumhuriyeti''ni aynı ilkeye dayalı olarak kurmuştur. Sağlam bir tarih bilgisi, üstün sezi gücü ve Demokrasi idealine bağlı olan Atatürk, "millet egemenliği fikri"nin başlıca kuvvet kaynağı olduğunu, çağın "Milli Devletler" çağı olacağını ve "Demokrasi"nin büyük gücünü anlamıştı. Avusturya''da Habsburglar, Almanya''da Hohenzoller, Rusya''da Romanovlar ve köklü Çin Hanedanının tarihe karıştığına, buna mukabil "Milliyetçilik" ve "Milli Egemenlik" akımlarının dünyayı sardığına tanık olmuştu.

Bunun sonucu olarak Milli Mücadele''nin ilk yazılı vesikası "Amasya Tamimi"nden başlayarak, Millî Egemenliğin 1919''da Erzurum ve Sivas Kongreleri kararlarında ve ilk defa 1921 Anayasası''ndan başlayarak 1924 Anayasalarından itibaren bütün Anayasalarımızda yer aldığını, Sivas Kongresi esnasında çıkarılan gazeteye "İrade-i Milliye" adının verildiğini, 10 Ocak 1920''den itibaren Ankara''da "Hakimiyet-i Milliye"nin yayınlandığını görüyoruz. Gerçekten Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi sadece ordularla yapmayarak, davasını 23 Nisan 1920''de toplanan ve millet temsilcilerinden oluşan TBMM ile yürütmek kararını almış, zaferler kadar, inkılapların şerefini de Meclis''e mal etmiş, ilham kaynağının millet, yürütücüsünün de TBMM olduğunu haykırmıştır.

1789 Fransız Devrimi''nin eseri "İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi"nin 3. maddesinde yer alan Milli Egemenliğin Atatürk''ü etkilediği muhakkaktır. Fakat Atatürk için önemli olan teorilerin ayrıntıları değil Milli Egemenlik fikrinin çağımızda demokrasi idealini ifade etmek için kullanılması olmuş ve Atatürk bu çağdaş yorumu benimsemiştir. Mustafa Kemal kitleleri sürüklemeye elverişli Milli Egemenlik fikrinden yararlanmış, hem dış düşmanları yenebilmek, hem içteki işbirlikçi çevreleri meşruluk temelinden yoksun bırakmak hem de büyük bir inkılabı sağlam zemine oturtmak için, bu güçlü prensibi âdeta bir manivela gibi kullanmıştır. Fakat Atatürk, Fransız Devrimi''nden etkilenmekle birlikte bu ihtilâli taklit etmemiş, aşırılığını ve kanlı terör yönünü onaylamadığı gibi, katı ve değişmez bir egemenlik kavramı yerine dinamik ve pragmatik bir egemenlik kavramını benimsemiş, bunun sonucu olarak "Milli hakimiyetin kayıtsız şartsız millete aidiyeti" bütün Anayasalarımızda kabul edilmekle birlikte egemenliğin kullanılışı 1921 Anayasası''ndan başlayarak diğer Anayasalarımızda farklı şekillerde düzenlenmiştir. Bugün ülkemiz AB adayı olduğuna ve AB''nin tam üyesi bulunan ülkeler Anayasaları, karşılıklılık şartıyla egemenliğin bir kısmının AB kurumlarına devrini öngördüğüne göre, Türk Anayasası''nda ileride yapılacak buna benzer bir değişikliğin akıl ve bilimden gücünü alan "Atatürkçü Düşünce" sistemine ve egemenlik anlayışına aykırı olmayacağını düşünüyorum.