Geride bıraktığımız Mart ve Nisan aylarında Çanakkale deniz ve kara savaşlarının 85. yıldönümlerini törenlerle ve milletçe kutladık.
Atatürk biyografisi "Tek Adam"ın yazarı Şevket Süreyya Aydemir''in söylediği gibi, Mustafa Kemal''in zuhuru Çanakkale Muharebeleri ile başlar. O zamanlar Sofya Ataşemiliteri olan Mustafa Kemal''in, Dünya Savaşına katılmamıza karşı olduğunu biliyoruz. Fakat kendisi gibi düşünmeyenleri günün birinde eleştirmek için, olduğu yerde kalmak onun yaradılışına uymuyordu. Orduda ısrarla görev istedi ve sonunda, 3. Kolordu için Tekirdağ''da kurulmasına çalışılan 19. Tümen''e, 20 Ocak 1915''te komutan atandı. Bu, yarbay olan bir subay için onur verici bir görevdi. Mustafa Kemal, Çanakkale Destanı''nı yazan 19. Tümen''i, göreve 2 Şubat 1915''te başlayarak, Tekirdağ''da hazırladı.
İngiltere ve Deniz Bakanları Churchill, Ruslar''a Türk boğazlarından yardım sağlanması için Çanakkale''de bir cephe açılması girişiminde bulunmuş, fakat 18 Mart 1915 Deniz Savaşı, 360 tonluk Nusret Mayın Gemisi''nin Karanlık limana döşediği 26 mayınını kıyı topçumuzla gezgin bataryalarımızın korumaları ve savaşmaları sonucunda, düşman donanmasından üç zırhlı batırılarak, üç zırhlı da savaş dışı çıkarılarak, zaferimizle sonuçlanmıştır. O sırada Maldos (Eceabat) bölgesi komutanı olan Mustafa Kemal, bu zaferi sahilden izleyerek, "Çanakkale Kara Savaşı" için azim ve inancını bilemiştir.
İngilizler, 18 Mart yenilgisi üzerine donanmalarını karadan çıkarma ile, destekleme kararını aldılar. 25 Nisan 1915 sabahı, Avustralya ve Yeni Zelanda birliklerinden oluşan "Anzak" kuvvetleri, Mustafa Kemal''in önceden tahmin etmiş olduğu yerden çıkarma yapmaya başladılar. 109 savaş, 308 taşıma gemisi ve özel çıkarma taşıtı ile yapılan bu çıkarma karşısında ve kalabalık bir düşmanın önünde çekilen asker ile Mustafa Kemal arasında şu "tarihi konuşma" cereyan eder; "Neden kaçıyorsunuz? Düşman geliyor ve cephanemiz kalmadı. Düşmandan kaçılmaz, süngüleriniz var ya."
Askerlerin süngü takıp yere yatmalarını emreden Mustafa Kemal''in bu müdahalesi karşısında düşman da yere yatar. Anzaklar''ın bu tereddütünden faydalanan Mustafa Kemal de, 57. alayı, kendisi atı ile en önde olmak üzere, doğruca savaşa sürer. Verdiği günlük emirde: "Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum" der.
Düşmanı deniz kıyısına kadar süren ve fakat yorgunluktan bitkin halde bulunan Mehmetçiğe, Mustafa Kemal: "Karşımızdaki düşmanı, hepimizin ölümü pahasına da olsa, denize dökmek zorundayız" diyor, öleceklerini bilen ve fakat yine de yılmayan erler, ellerinde Kur''an-ı Kerimler ve dudaklarında Allah''ın adı olduğu halde saldırıyorlardı. Mustafa Kemal Türk Askerinin bu iman gücünü Çanakkale''de keşfetmişti.
İngiliz savaş kabinesi, 7 Kasım 1915''te Çanakkale''yi boşaltma kararı vermiş, düşman Aralık 1915''te Anafartalar-Arıburnu, Ocak 1916''da da Seddülbahir bölgelerinden çekilmiştir. Mustafa Kemal Çanakkale''de hem dehasının ışığını yakmış, hem de yurdunun ve ordusunun onurunu kurtarmıştı. Gerçekten Mustafa Kemal Çanakkale savunmasının ruhuydu. Bu başarısı memleketin her tarafına yayılmış, şöhreti bütün vatanı tutmuştu.
1935 yılında, Mehmetçik Anıtının başında şehitleri anmak için Çanakkale''ye giden Bakanlardan birine Atatürk; "Çanakkale''de yalnız bizim şehitlerimiz yok, kahraman düşman savaşçılarını da saygı ile anacaksın" der ve bizzat kendisinin hazırladığı nutuk metninde şunları yazar: "Bu memlekette kanlarını döken kahramanlar. Burada bir dost memleketin toprağındasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar, gözyaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."
Bu nutuk yabancı basında duyulur duyulmaz, aylarca özellikle Avustralya ve Yeni Zelanda''dan, sevgi ve minnet mektupları yağmıştı.
Çanakkale şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

