Yunanistan''ın, öteden beri, Ege ve Kıbrıs Sorunları''nın aynı zamanda AB''nin de sorunu olduğu görüşünü savunduğunu ve bu suretle Türkiye''nin AB''ye kabulünü bu sorunların çözümlenmesine bağlamak istediğini biliyoruz. Türkiye ise, Kıbrıs ve Ege konularının Türkiye''nin AB''ye tam üye olmasının bir şartı olmadığını savunmakta ve bu nedenle, başarılı Dışişleri Bakanımız İsmail Cem, Kıbrıs ve Ege konularının AB Katılım Ortaklığı Belgesi''ne dahil edilmemesi yönünde, bundan birkaç ay önce, AB''nin 15 tam üyesinin Dışişleri Bakanlarına birer mektup yollamış bulunmaktadır.
Ne var ki, Eylül başında, Fransa''nın Evian şehrinde yapılan AB Dışişleri Toplantısında, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, İsmail Cem''in AB Dışişleri Bakanlarına yolladığı mektupların etkisini önlemek için olacak "Sayın Cem bu mektuplarla Yunan Tezi''nin doğru olduğunu kanıtlamıştır" demek sureti ile, Dışişleri Bakanımızın "Kıbrıs ve Ege sorunları AB''nin sorunu değildir. Bu nedenle de bu konuların "AB Katılım Ortaklığı belgesine dahil edilmemesi gerekir" görüşünü, safsata yaparak, tahrif etmeye kalkışmış ve bu suretle, Yunanistan kamuoyunun da % 60''ının Türk-Yunan ilişkilerinin düzelmesinden yana olmasına ve geçmiş aylarda Başbakan Simitis ve kendisinin de Türk-Yunan dostluğu yönünde bazı beyanlarda bulunmalarına rağmen, Yunanistan''ın Türkiye aleyhine "Geleneksel Büyüme" özlem ve politikasından bir türlü vazgeçmek istemediğini ortaya koymuştur.
Böylece Yunanistan Dışişleri Bakanı, Kasım ayında son şeklini alıp yayınlanacak ve Türkiye''nin AB''ye üyelik sürecini belirleyecek temel metin olan "Türkiye-AB Katılım Ortaklığı" belgesine, İsmail Cem''in haklı uyarı ve talebine rağmen, Kıbrıs ve Ege konularının dahil edilmesi için girişimde bulunmuş ve bu suretle AB''yi, Türkiye ve Yunanistan arasında mevcut bulunan ve Yunanistan''ın, haksız, pireyi deve yapan ve küçük şeylerle uğraşıp Siyaset Biliminde "Petty Nationalism-Adî Milliyetçilik" olarak adlandırılan hırçın tutum ve politikasına alet etmek istemiştir.
Nitekim medyada son zamanlarda çıkan haberlerden, Yunanistan''ın, Kıbrıs ve Ege Sorunları''nın da 8 Kasım''da son şeklini alacak olan Katılım Belgesi''ne dahil edilmesini sağladığını ve bu hususu Avrupa Komisyonu''nun, AB''nin genişlemesinden sorumlu komiseri Günter Verheugen''in de doğruladığını öğreniyoruz.
Bu olumsuz gelişme karşısında kalan Türkiye ise, Katılım Ortaklığı Belgesinde Ege ve Kıbrıs sorunlarının ancak Helsinki kararında yer aldığı şekli ile ifade edilebileceğini, Helsinki Kararı çerçevesinin dışına çıkacak bir ifadelendirmenin ise "Ek Koşullar öne sürme" anlamına gelebileceği için "diğer Adaylarla Eşit Muamele" ilkesine ters düşeceğini, Avrupa Komisyonu ile bazı AB başkentlerine bildirmek zorunda kalmıştır.
Yunanistan''ın Türkiye''ye karşı sergilediği tutum karşısında kısaca söylemek istediğimiz şudur: Günümüzde, komşu devletlerin toprak, kıyı ve denizlerini, biribirlerinin aleyhine büyütmek kavga ve ihtilaflarına en çok Orta ve Güney Amerika ülkelerinde rastlanmakta ve fakat bu yüzden savaşmaktan ve Uluslararası Adalet Divanı''na giderek, vakit ve para kaybetmekten bıkan bu ülkeler dahi, aralarında görüşme ve uzlaşma yoluna giderek, silahlanma masraflarını azaltıp, ekonomik ve ticari ilişkilerini arttırarak ve bu suretle halklarına "barış" ve "refah" getirmeye çalışmakta -ve işin en önemli tarafı- aralarındaki uyuşmazlıklara hiçbir zaman, 1948''den beri mevcut bulunan "Organization of Amrican States-Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) adlı ve AB benzeri bölgesel örgütü alet etmemektedirler. Acaba AB''nin tam üyesi komşumuz Yunanistan da, bu uygulamalardan esinlenmeyi neden düşünmez?

