Ortadoğu''daki son gerginliğin ve özellikle İsrail-Filistin uyuşmazlığının temelinde "Kudüs faktörü" yatmaktadır. Temmuz 2000''de, ABD''de Bill Clinton''ın gözetiminde, İsrail Başbakanı Ehud Barak ile Filistin Başkanı Yaser Arafat arasında Camp David mevkiinde yapılan görüşmelerde tarafların hemen her konuda anlaşmalarına rağmen, görüşmelerin Kudüs şehri yüzünden kesildiğini biliyoruz. İsrail ile Filistin''in, öteden beri, Kudüs''ün kendi başkentleri olmasını istedikleri ve İsrail Parlamentosu''nun 1980''de Batı ve Doğu kısımlarında oluşan "Birleşik Kudüs"ü İsrail''in Başkenti olarak ilân ettiğini görüyoruz. Ne var ki, İsrail''deki fanatik çevrelerin muhalefetine rağmen Başbakan Barak, Kudüs şehrinin "Bölünmezliği" ve "Birleşik Kudüs"ün ebediyen İsrail egemenliği altında kalmasını bir "tabu" sayan dogmatik anlayıştan Camp David''te vazgeçince, Batı Kudüs''ün İsrail''in, Doğu Kudüs''ün ise Filistin Devleti''nin başkenti olarak tanınması gündeme gelmiş ve fakat Doğu Kudüs''te Museviler''in kutsal saydığı tapınak bulunduğu için, Müslümanlar''ın "Harem-i Şerif" adını verdikleri bu bölge Müslümanlarca da kutsal addedildiğinden, Filistinliler, bu kutsal yerin İsrail tarafından denetimi görüşünü kabul etmemişler ve bu suretle görüşmeler çıkmaza girmiştir.
Yaser Arafat''ın, 13 Eylül''de Filistin Devletinin doğuşunu ilân etme kararını ertelemesine rağmen, İsrail''in ve dinci Likud Muhalefeti''nin fanatik lideri Ariel Sharon, 28 Eylül 2000 günü, İsrail''in Doğu Kudüs''teki Müslümanlar''ın kutsal yerleri üzerinde egemenliğini göstermek istercesine, bu bölgeye tahrik edici bir ziyarette bulununca, ertesi günü Cuma namazından çıkan öfkeli Filistinliler Yahudi hedeflerini taşlamağa başlamış, İsrail güvenlik güçlerinin yoğun ateş ile mukabele etmesi üzerine başlayan çatışmalar, en az 100 Filistinli''nin ölümüne ve yüzlercesinin yaralanmasına neden olmuştur.
Filistinliler''in elindeki iki İsrail askerinin, öfkeli kalabalık tarafından linç edilmesi üzerine ise, İsrail, Filistin topraklarını ve özellikle Gazze''yi kan gölüne çevirmiştir.
Bu satırları yazdığım anda Mısır''ın Başkenti Kahire''de Clinton, Hüsnü Mübarek, Barak, Arafat ve Kofi Annan "Doruk Toplantısı"nda bir araya gelmekte ve İsrail-Filistin görüşmelerinin kaldığı yerden tekrar başlamasını sağlamağa çalışmaktadırlar. Kanaatimce, taraflar arasında nihai bir uzlaşma sağlanmak isteniyorsa, "Dikenli" Kudüs sorununun bu aşamada askıya alınması, başka bir deyim ile şimdilik, bu konunun çözümünün ileriye atılması daha yerinde olacaktır. Fakat, kanaatimce nihai uzlaşma için en önemli unsur Barak ile Arafat ''ın kamplarındaki fanatiklerini kontrol altında tutabilmesidir.

