Kaydet
a- | +A

Öcalan''a uygulanacak Türk Ceza Kanunu''nun 125. maddesi gayet açıktır: "...Devletin birliğini bozmaya veya devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiili işleyen kimse ölüm cezası ile cezalandırılır."

PKK''nın ve Öcalan''ın işlediği ve Öcalan''ın sorumluluğunu yüklendiği bütün fiiller "Bölücü" ve "Ayrılıkçı" nitelik taşıdığına ve hakimler Anayasa''nın 138. maddesi gereğince kanuna göre hüküm vermek durumunda bulunduklarına nazaran, Öcalan''ın çarptırılacağı cezanın ne olacağı işin başından beri bellidir.

Buna rağmen sanığın duruşmanın başından itibaren biribirini tutmayan beyanlarda bulunmasının başlıca nedeni, aklı sıra Türk yargısını uyutmak ve Türk Ceza Kanunu''nun 59. maddesindeki "Takdiri hafifletici sebep"ten yararlanarak, idam cezası yerine müebbet ağır hapis cezası ile işi atlatmaktır. Hiç şüphe yok ki bu "Kıvırmalar"ın en küstahı ise Öcalan''ın kendisini "Atatürk Milliyetçisi" ilan etmesi olmuştur. Oysa bilinmesi gerektiği üzere Anayasa''nın "Başlangıç" kısmıyla 2. maddesinde de yer alan "Atatürk Milliyetçiliği" kavramı ve anlayışı her şeyden önce ülke ve millet bütünlüğüne önem verir ve ırkçılığı reddeder. Atatürk bu anlamda "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye ahalisine Türk milleti denir" demiş ve 1924 anayasası bu görüşü "Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı olmaksızın, vatandaşlık itibariyle Türk denir" hükmüyle teyit ederek bu esas 1961 ve 1982 anayasalarında da korunmuştur.

Oysa Öcalan''ın başkanı bulunduğu PKK, günümüzdeki Avrupa''da IRA ve ETA ile birlikte ve fakat her ikisinden de daha vahşi ve kanlı etnik ırkçı bir terörist örgüt oluşturmakta ve savaş boyutlarına taşıdığı bir isyan hareketi ve terörist eylemlerle Türkiye Cumhuriyeti''ni bölmeye ve Türk üniter devletini parçalamaya çalışarak, TCK m. 125''teki suçu, 15 yıldan beri ve 30.000''i aşan insan hayatı pahasına işlemeye devam etmektedir. Bu nedenle, memleketimizin tamamına yakın çok büyük çoğunluğunun Öcalan''a kanunda yer alan cezanın verilmesini beklemeleri gayet doğaldır. İdam cezası konusundaki torik tartışmaların Anayasa''nın 38. maddesinde yer alan "suçların ve cezaların kanuniliği" ilkesi ve TCK''nın 125. maddesinin sarahati karşısında ise hiçbir "Hukuki" değeri yoktur ve olamaz.

Bununla birlikte, altına imzasını attığımız ve onayladığımız Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uygulanmasında aranan "Sivil Yargıç" esasının gereği olan "DGM''lerin sivilleştirilmesi" konusunun Anayasa''nın 175. maddesindeki usule uyularak, DGM''lerle ilgili Anayasa''nın 143. maddesinde değişiklik yapılması yoluyla gerçekleştirilmesi girişimi hem taahhütlerimize, hem de Bağımsız Yargıç" esasına uygundur. Nitekim bu satırların yazarı da 21 Şubat 1999 günkü "Türkiye"de yayınladığı köşe yazısında bu Anayasa değişikliğinin lüzumunu dile getirmişti. Değişikliğin "Referandumsuz" gerçekleşmesi için Anayasanın aradığı 367 oy''un fazlasıyla sağlandığı anlaşıldığına göre, DGM''lerin sivilleştirilmesi değişikliğinin kısa zamanda gerçekleşmesini ve Öcalan hakkında bu değişiklikten sonra DGM''nin karar vermesini beklemek gayet doğaldır.

Türk askeri yargıçlarının seviyesi ve bağımsızlık derecesi İmralı duruşmasının Başkanı''nın sergilediği örnek davranış ve tavırlarla bir kere daha ortaya çıkmasına ve DGM''lerin verdiği kararlar Yargıtay''ın tetkikine tabi olmasına rağmen, ileride herhangi bir sıkıntı ile karşılaşmamamız için, bu Anayasa değişikliğinin yapılması yoluna gidilmesi kanaatimizce çok yerinde olmuştur.

DÜZELTME: Geçen haftaki "günümüzde ölüm cezası" başlıklı makalemizde "TCK m. 125" ifadesi, yanlışlıkla, "TCK m. 25" şeklinde çıkmıştır. Düzeltir, özür dilerim.

İ.G.