Kapatılan RP''nin Genel Başkanının yerel Genel Seçimler nedeni ile, 1994''te Bingöl''de yaptığı propaganda konuşmasından dolayı, Diyarbakır 1 Nolu DGM''ce TCK''nın 312. maddesinin 2. fıkrasınca verilen bir yıl ve 320 bin lira para cezasının, Yargıtay 8. Ceza Dairesince onaylanması üzerine, medyada "TCK m.312 Tartışması"nın yapıldığını biliyoruz.
Bu tartışmada, genellikle "75 yaşındaki bir eski Başbakanın hapis yatmasının "Avrupa Konseyi Standartlarına ve AB Kriterlerine yakışmayacağı vurgulanarak, 312. maddenin ya tamamen kaldırılması veya değiştirilmesi gerektiği ileri sürülmekte, örneğin ANAP 312. maddenin yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunurken, Koalisyon''un diğer ortağı MHP, 312. maddeye göre ceza alıp ömürboyu siyasî yasak getirilen ve hapse girmesi söz konusu olan Necmettin Erbakan''ın kurtarılması için açılan tartışmalara karşı çıkmakta, 312. maddenin kaldırılmasına karşı olduklarını "Ceza alacaksa, siyasetçi de sade vatandaş gibi ceza almalıdır." demektedir.
Bilindiği gibi günümüzdeki çağdaş toplumların hiç birinde aralarında "ifade özgürlüğü" de olmak üzere, hiç bir temel hak ve hürriyet sınırsız değildir. Nitekim 1982 Anayasası temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının topluma ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklar gerektirdiğini beyan etmekte ve hürriyetlerin tümü için sınırlanma esaslarını, bu hürriyetlerin kötüye kullanılamayacağı prensibini ve bu yasaklara aykırı hareket eden veya başkalarını bu yolda teşvik veya tahrik edenlerin kanun ile düzenlenen cezalara çarptırılacağını 12, 13 ve 14. maddelerinde açıkça belirtmektedir. İşte TCK m. 312 de öngürülen suç ve cezalar "Yazılı " veya "Sözlü" olarak kullanılan ifade özgürlüğünün Kanun''daki sınırları aşması halinde uygulanan müeyyidelerdir.
Bu sözlerimle, TCK m. 312''nin "Dokunulmaz" ve "Değiştirilemez" olduğunu değil, bu maddenin temel dayanaklarının Anayasamızda bulunduğunu, Anayasamızdaki düzenlemenin ise esas olarak, son tartışmalarda sık sık sözü edilen "Avrupa Konseyi Standartları"
ve "AB Kriterleri"ne paralel olduğunu söylemek istiyorum.
Nitekim bizim de taraf olduğumuz ve kısaca "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi" olarak bilinen ve Avrupa Konseyi''nin eseri olan 4 Kasım 1950 Tarihli İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmesi''nin "İfade Özgürlüğü"ne dair 10. maddesi aynen şöyledir: "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptır... Ancak kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, Demokratik bir toplumda da zorunlu tedbirler olarak; ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün, kamu güvenliğinin korunması, asayişsizliğin ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın, ahlakın, başkalarının ün ve haklarının koruması....
için ve kanun''la öngörülen bazı sınırlamalara ve yaptırımlara (Yani cezalara) bağlanabilir." Görülüyor ki, Avrupa Konseyi de, sınırsız, sorumsuz ve cezasız bir ifade özgürlüğü, kabul etmemiştir. Zira sınırsız özgürlük anarşi, anarşi ise İstibdada davetiye çıkarmaktır.

