Kaydet
a- | +A

Yargıtay Birinci Başkanı''nın 6 Eylül 1999 günü yeni Adlî yılın açılışı dolayısıyla yaptığı konuşma yüzünden değişik kişi ve çevrelerden, bunların eğilimlerine göre olumlu veya olumsuz, çeşitli tepkiler aldığı bilinmektedir. Bu konuşma hakkındaki günlerden beri görüşlerimi soran meslektaşlarıma, dostlarıma, öğrencilerime ve okuyucularıma Anayasa hukuku yönünden cevabım ise kısaca şudur:

Bana göre, bir kamu görevlisi olan ve Anayasa''nın 129. maddesine göre Anayasaya sadakat, tarafsızlık ve devlete bağlılık borcu bulunan ve ayrıca Anayasal düzenimizin korunmasında önemli rolü bulunan Yargıtay''ımızın Birinci Başkanı böyle konuşamaz, konuşmamalıdır.

"Türkiye, 1982 Anayasası ile yeni yüzyıla giremez. Toplumla yapılan bu sözleşme tehditle, fesada uğratılmış bir irade ile benimsetilmiştir. Bu yüzden Anayasa meşruluktan yoksundur, geçersizdir" diyen Yargıtay Başkanı''nın, 1982 Anayasası, 12 Eylül 1980 askerî müdahalesi sonucunda oluşturulan bir meclis tarafından kabul edildiği ve bu yönetim esnasında yapılan halk oylamasında onaylandığı için, bu Anayasayı gayrimeşru ilân ettiği anlaşılmaktadır.

7 Kasım 1982 referandumunda Türk seçmeninin % 91.4 "evet" oyunu alan -ve 17 yıldan beri Türkiye Cumhuriyeti''nin ve başta Sayın Başkanın başına geldiği Yargıtay olmak üzere- tüm yasama, yürütme, idare ve yargı organlarımızın hukukî temelini oluşturan bir Anayasa''nın, bir çırpıda "gayrimeşru" ilân edilmesi gibi "sorumsuzluk" örneğini bir Yargıtay Başkanı veremez, vermemelidir.

Kaldı ki, bu iddia Anayasa hukukuna ve milletlerarası uygulamaya da tamamen aykırıdır. Nitekim, 13 Mayıs 1958''deki "Generaller hareketi üzerine" General de Gaulle''ün Fransa''da iktidara gelmesiyle başlayan 5. Cumhuriyet yönetiminin hazırladığı Anayasa, 28 Eylül 1958''de yapılan bir Anayasa referandumu ile onaylanınca George Berlia, Maurice Duverger ve Mayer gibi devrin ünlü Fransız kamu hukukçuları bu referandumun, Cezayir''de, 13 Mayıs 1958''de, meydana gelen Generaller Harekatı''nın bir plebisiti olduğunu beyan etmişler ve 1958 tarihli bugünkü Fransa Anayasası, bazı hükümleri eleştirilmekle birlikte, bugüne kadar hiçbir "gayrimeşruluk" iddiasıyla karşılaşmadığı gibi, Fransa bu Anayasa ile Avrupa Birliği içindeki yerini almıştır. Kısaca; 1970''lerin anarşi ve terörüne karşı bir "Tepki anayasası" olarak hazırlanan 1982 Anayasa''sının, şiddet ve terör olayları azaldığı ve kontrol altına alındığı oranda, düzeltilmesini istemek ve bunun dışında da bazı lüzumsuz kısıtlayıcı hükümlerini eleştirmek başka şeydir. Bu Anayasayı tümüyle "gayrimeşru" ve "geçersiz"

ilân etmek ise tamamen başka bir şeydir.

Yargıtay Başkanı''nın, Türk siyasî ve idari hayatında 3 Mart 1924''ten beri mevcut bulunan ve 1961 ile 1982 Anayasalarında bir Anayasa Kurumu olarak düzenlenen Diyanet İşleri Bakanlığı''na bakarak Türkiye Cumhuriyetini "teokratik" bir devlet ilân etmesi ise ya taklit değil, Türkiye''ye özgü koşullardan kaynaklanan "Atatürkçü laiklik"i bilmemekten veya "show" yapmak arzusundan doğan bir diğer "sorumsuzluk" örneğidir.