> Fatih Ceylan
Fi tarihine gitmeye ne hacet. Hayatımızı işgalinin üzerinden henüz çeyrek asır bile geçmeyen popüler kültür adlı korkunç erozyona maruz kaldığı günden beri, baş döndürücü bir hızla çoraklaşan zihinlerimizin unutulmaya yüz tutanlar klasörüne tıklayalım haydi. Şayet hâlâ geri dönüşüm kutusuna bir daha dönmemek üzere gönderilmemişlerse, iki güzel hasletle karşılaşacaksınız orada.
Kolayca söylenmesine rağmen, tatbik etmeye gelince üşengeçlik katsayımızı zirvelere taşıyan iki insanlık erdemi. Ciltlerce kişisel gelişim kitabını yalayıp yuttuğu hâlde, ne kişilik ne de gelişim noktasında bir arpa boyu mesafe kat edemeyenlerin, uzaklardan medet umarak elinin altında olmasa da dilinin altında saklı duran fakat kullanmaya tenezzül etmedikleri iki altın anahtar. Eskilerin nefis diye isimlendirdiği, şimdilerde ise yerini egoya bırakan iflah olmaz açlığın, önümüze set çekip kullanmamıza fırsat vermeden midesine tek lokmada afiyetle indirdiği ata yadigârı iki mağdur ve mazlum kelime.
Peki nedir bu farkında olmadan bir köşeye hoyratça attığımız iki anahtar? El cevap: Teşekkür ve özür.
"Hadi canım sen de, o kadar da değil!" diyenlere, "En son kime teşekkür ettiniz ya da kimden özür dilediniz?" diye soralım. Cevabınız hafızanızı çok eskilere gitmeye zorluyorsa, elinizi vicdanınıza koyup esaslı bir muhasebe yapma vaktiniz gelmiş de geçiyor demektir.
ŞÜKRÜ OLMAYAN NİMET
Kabul etmek lazım ki günümüz insanı, büyük bir şükürsüzlük ve vurdumduymazlık cenderesinde sıkışmış durumda. Kendimizi modernitenin yoğun temposuna o kadar çok kaptırdık ki artık SOS vermekten yorulmuş "edilmeyen teşekkürler, dilenmeyen özürler" listemizin ne kadar kabarık olduğundan bihaberiz. "İnsan beşer, elbet şaşar; hata yapar, üçer beşer" diyen kişi ne kadar haklı. Evet, elbette hiçbirimiz kusursuz varlıklar değiliz. Hata yapmamız gayet normal. Anormal olan, hatanın insana mahsus olduğunda hepimiz hemfikirken hatamızı kabullenip bunu bir içten özürle telafi etme noktasında egomuza yenik düşüyor olmamız.
Ne acıdır ki bizlere bahşedilen sayısız nimetlerin sahibine de teşekkür etmiyoruz. Hâlbuki "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü Teala'ya şükretmiş olmaz." Şükrü eda edilmeyen nimet de günün birinde elimizden alınabilir.
Hastalık ne kadar ilerlemişse tedavi de o derece zorlaşıyor. Umumi tıp kaidesidir: Erken teşhis hayat kurtarır. Doktorumuz "vicdan", teşhisimizi ne kadar erken koyarsa iyileşmeye de o kadar erken başlarız. Tedavimize, bir küçük özrü bizden esirgemeyenlere kalbî teşekkürlerinizi gönderip samimi bir teşekkürden mahrum bıraktıklarımızdan özür dileyerek başlamaya ne dersiniz?
VELİLER MÜJDE!
Eğitim danışmanlarınız evinize geliyor
Anneler, babalar... Sayfamızı sorularınıza açıyoruz. Uzmanlarımız, çocuğunuzu yetiştirirken takıldığınız konularda size yardımcı olacak.
Değerli "Kurşunkalem" tiryakileri... Sayfamızı sizden gelen yoğun sorular üzerine "Sosyal Paylaşım" platformuna dönüştürüyoruz. Önümüzdeki haftadan itibaren tecrübeli eğitimcilerimiz, sizden gelen soruları cevaplayacak. Dileyen veliler bilgilerini dileyenler de çocuklarını yetiştirirken yaşadığı tecrübelerini paylaşacak. Teoriyle pratik arasında mı sıkıştınız? Çocuğunuzla iletişim problemi mi yaşıyorsunuz. Onu hayata hazırlamak mı istiyorsunuz... BİZE YAZIN...
İŞTE ADRESİMİZ: SORULARINIZ İÇİN...
kursunkalem@tg.com.tr
0 212 639 68 81
PENCERELER
Emre erdoğan
emre.erdogan@ihlaskoleji.com
HAKKINDA BİLMEDİĞİNİZ 3 ŞEY: ATEŞ
Ne kadar oksijen o kadar sıcaklık!
Avustralya/Sidney'in 225 km kuzeyinde bir madende, 500 bin yıldır yandığı tahmin edilen bir maden damarının olduğunu biliyor muydunuz? Ben de bilmiyordum. Ateş hakkında da yaygın olarak bilinmeyen şeyler mevcut, mesela ateşin bir "şey" ya da "madde" değil de bir "olay" olduğu gibi. Ateş hakkında bilmediğiniz 3 şey...
1. Sadece dünyada: Dünya, ateşin yanabildiği tek gezegen. Dünya dışındaki gezegenlerde ise ateşin yanması için gereken miktarda oksijen bulunmadığı için yanamıyor. Aynı şekilde, ortamda bulunan oksijen oranına göre de ateşin sıcaklığı değişiklik gösteriyor: Oksijen ne kadar fazla olursa, ateşin sıcaklığı da o kadar fazla olur.
2. Ateşin rengi: Oksijen miktarı ateşin sıcaklığını değiştirdiği gibi rengini de değiştiriyor. Düşük miktarda oksijen içeren ateş, daha az yakıcı madde içerdiği için sarı renkte yanıyor. Çok oksijen içeren ateş ise mavi renkte yanıyor.
3. Kendi kendine: Ateşin kendi kendine yanması/alev alması da mümkün aslında. Bazı yakıt kaynakları, çürüme gibi sebeplerle kendi ısılarını üreterek alev alabiliyor.
Paylaşım merkezi
Öğrencinin 'dijital' aşkı
Öğrencilerin teknolojiye bağımlı oldukları bir sır değil, fakat neleri tercih ettikleri pek de araştırılmadı şu ana kadar. Bu kadar bağımlı olmaları birazcık kötü bir haber olsa da iyi haber de var: Geçirdikleri zamanın yarısını öğrenmek için harcıyorlar.
Online Education'ın yaptığı araştırmalar ve anketler neticesinde sitelerinde bir rapor sunuldu. Buna göre, öğrencilerin %98'inin kendine ait bir dijital cihazı var. %38'i ise dijital cihazını kullanmadan "10 dakika" dahi yaşayamayacaklarını söylüyor. Günlük, ortalama 181 dakikalarını konuşma, 101 dakikalarını Facebook'ta geçiren öğrencilerin %8'i sosyal siteleri kullanarak öğretmenleriyle iletişime geçiyor. Öğrencilerin dörtte üçü teknoloji olmadan, yani sadece kalem-kitap-defterle ders çalışamayacaklarını söylüyorlar. Öğrencilerin dörtte biri podcast videolarını kullanarak ders çalışıyorlar.
LÜGATİ'T UYDURUKÇA
Bin yıllık Türk-İslam tarihinde aşağıdaki uydurukça kelimelerin hiçbiri yoktu.
Özet Hülâsa
Ruhsal Rûhî
Sıralaç Dosya
Taşıt Vâsıta-Vesâit
Yazıt Kitâbe
biliyor muydunuz?
Sadece bir kavanozu geri dönüştürmekle 3 saat televizyon izlemeye yetecek enerji tasarrufu yapılabildiğini biliyor muydunuz?
Kalemin yazdıkları
Ne garip. Kazanmak yetmiyor, diğerlerinin kaybettiğini de görmek istiyor insan. Gore Vidal
tweetci
Utku Öztürk
twitter.com/twtci
utku.ozturk@ihlaskoleji.com
NurZeynepKrts
Erciş çarşının içinde, postanenin önündeki apartmanda arama yapılsın, enkaz altında şimdi konuştuk!! Teyzemler orda :((
Alex10combr Alex De Souza
Bugün Van'daki depremde hayatını kaybedenlerin mekanı cennet olsun. Yardıma ihtiyacı olanlara destek verelim.
ceriLevis
Sevgili Erikli, Nestle, Pınar, Hayat ve diğerleri.. Şu anda Van ve çevresinde en çok ihtiyaç duyulan şey: "SU" -haydi bir el atın!
kutup_zencisi
Alakasız yayınlarına devam eden kanalların topu: Van'da deprem oldu, haber vereyim dedim...
ETemelkuran
"Kürt'ün depreminden sana ne" diyenler var. Deprem değil, nefret öldürecek bizi...
LeventUzumcu
Hanife Kaya öğretmenimiz herhalde dünyada bir ilk. 1999'da Avcılar'da 8 saat, 2011'de Erciş'te 24 saat göçük altında kaldı, kurtuldu.
enisarikan
Kucağımda bez, mama, süt kolisi taşırken bir inşaat işçisinin gelip "Ben de 2 kalıp sabun alayım, yolla benim için VAN'a" demesini unutmayacam.
ulkuyucee
Bunu okuyan iletsin... Enkaz altında ve hâlâ hayattalar! "Arzu Soyiç ve oğlu Yağız... Adres Kısıklı Mah.Tedaş binası yanı Dağ Apt." Van
haktanpak
Ya arkadaş nasıl bir toplum burası. Kağıt toplayıcı çocuklar Kadıköy Belediyesine koliler götürmüş... Yaratana kurban sizi.
NaferErmis
Depremde ilk kurtarılacaklar arasında insanlığımız da varmış meğer.
etkili-
yorum
Salih UYAN
salih.uyan@ihlaskoleji.com
twitter.com/etkiliyorum
Dağ ve göl
Zifirî karanlıkta postallarını sürüyerek ilerleyen askerler, fısıltı hâlinde kulaktan kulağa dolaşan mola sesiyle oldukları yere çöktüler.
Selim, elleriyle yeri yoklayarak kayaların arasında yumuşak bir yer bulup uzandı. Beş gün önce Yüksekova ve Çukurca'dan gelen acı haberi alır almaz operasyon başlamıştı. Ufak molalar haricinde aralıksız yürüyorlardı.
Doğma büyüme İzmirliydi Selim. Yirmi yaşındaydı. İçinde katranlaşan acı ve nefret genzini yakıyordu. Birkaç kere kesik kesik öksürüp gözlerini kapattı. Gökyüzüne simsiyah uzanan dağlarda yabani bir hayvan öttü. Uzaklardan bir helikopter geçiyordu.
Tam uyumak üzereyken hemen yanı başına uzanmış yatan Sivaslı devresi fısıldar gibi konuştu.
- Duydun mu Van'daki depremi?
- Hayır, deprem mi olmuş?
- Evet, Erciş'te ayakta kalan ev üçü beşi geçmez diyorlar. Yüzlerce de ölü varmış.
- Yüzlerce mi? Ne diyorsun?
Birden gözlerini açıp karanlığı delecek gibi gökyüzüne baktı.
Yüzlerce ölü ha! Ve evsiz barksız kalan binlerce insan! Bu soğukta ne yapar garipler?
Gözleri ıslak ıslak titredi önce...
Nefesleri sıklaştı ve bir damla gözyaşı kirpiklerinden taşıp yanağına yuvarlandı.
Otuz yıldır söylenen on binlerce cümleyi, yüz binlerce kelimeyi manasızlaştırarak..
Ve kaybedilen on binlerce cana şaşırarak...
Bir billur tanesi gibi yuvarlandı...
Toprağa düştü...
Aynı anda kilometrelerce uzakta, Van Gölü'nün kenarında battaniyesine sarılmış uyuklayan Dilan, gölde aniden oluşan çalkantıyla uyandı.
Van Gölü içten içe ürpermişti sanki.
Ufak bir dalga gelip ayağının tam ucundaki taşa çarpıp köpük köpük dağıldı.
Sebebini anlayamadığı bir rahatlama hissetti içinde Dilan. Yıkılan evini, ölen eşinin taze acısını bir an için unuttu. Battaniyesine daha bir sıkı sarılıp yeniden durulan suya baktı.
Otuz yılını deliksiz bir uykuya hasret geçiren Van Gölü, Ay'ı koynuna almış sabahı bekliyordu.
Çok uzun süren bir gecenin sabahını...
Selim, uykusuz geçen molanın ardından yeniden barut kokan dağlık arazide yürümeye başladığında, Van Gölü kıyısındaki Dilan'ın gözlerinde şafak söküyordu.

