Kaydet
a- | +A

Fazilet Partisi''nin çok önemli adımlar attığı bellidir. Önce, Avrupalı büyükelçilerle görüşmesi; ardından ABD''ye gidişi. Yakınlarda da AB ile ilgili müspet tavrı. Bütün bunlar Fazilet''in ciddi bir "uzlaşma" çizgisine yaklaştığını göstermektedir.

Bu "yaklaşım"da; insan hakları, demokratikleşmeye, hatta Avrupa tipi bir laikliğe onun da "ihtiyacı" olduğu gerçeği vardır.

Nitekim, AİHM''yi bizzat parti olarak ve parti sempatizanları olarak refah döneminde kullanmışlardır.

Dahası, AB''ye adaylığımızın resmiyet kazanması parti kapatma süreçlerini de kısıtlayacağı (en azından cesaretsizleştireceği) için Helsinki Fazilet''e de yarayacaktır.

Sadece parti kapatmak değil, ilmik atmak-boyunlara tabiî!...- devri de kapanmış gibidir.

Fazilet şu anda muhalefettedir.

Ve bu konumu icabı eleştirecektir.

Vakıayı değil, giriş koşullarını tenkit edebilir.

Ancak, Fazilet''in de bundan böyle, aynı süreçte, büyüteç altına alınan bir "yol haritası" vardır.

Bu yol haritasındaki her sürüş ve viraj alışı Türkiye''nin AB şansını etkileyecektir.

"Medeniyetler çatışması" teorisi ile Batı ve İslam arasında ölümcül bir diyalektik öngörüsünde bulunan Avrupalılar vardır (hâlâ...)

Dinî sebeplerle Türkiye''nin dışlanmasını arzulayan fundamentalist Hıristiyanlar da vardır.

AB''yi bir "Hıristiyan Kulübü" diye mütalaa eden kültürel ırkçı mahfazakarlar aporttadır.

AB''yi Helen-İbrani-Nasranî alaşımı olarak gören mutaassıplarla, onu çokkültürlü bir yapıya doğru öykünen varlık olarak(nihâyet) kabul eden sosyal demokratlar arasında her an bir çatışma yaşanabilir. Bizim inancımız odur ki, şu devrede Blair, Schröder gibi sol iktidarların oluşu; adaylığımızı kolaylaştırmıştır.

İşte, AB''deki "yobazlar", ileride etkili olmazlar diye garantimiz yoktur.

O açıdan Fazilet, cumhuriyetin temel ilkeleri ile uyuştuğunu; ancak aynı zamanda (onunla birlikte) dinî referanslarını muhafaza eden demokratik bir parti olduğunu gösterirse, Avrupa''da müthiş bir rahatlama olacak ve onlar için İslâm düşman -açık ve yakın tehlike- olmaktan çıkacaktır. Buna dayalı olarak, Türkiye gibi 65 milyonlu bir Müslüman kitlenin AB''ye entegrasyonuna ilişkin endişeler de ortadan kalkacaktır.

AB''nin açık ve yakın tehlike olarak görmediği bir vakıanın Türkiye''nin içinde bu gözlükle değerlendirilmesi, artık paranoya olarak değerlendirilebilecektir.

Aksi bir yol, içte Türkiye''nin AB''ye girmesi ile konumlarını kaybedeceğini düşünenler veya bu girişten sakınca görenler varsa, onların ekmeğine yağ sürecek, ülkeyi tahrike açık hale getirecek, demokrasiyi etkileyecek, hepimizin AB''ye nihai katılımımızı engelleyecektir.

Akılları başta taşımanın zamanıdır.