Kaydet
a- | +A

Geçenlerde dünyanın ünlü erkek giyim markalarının Türkiye distribütörü yana yakıla anlatıyordu.

-Biz bu malları mafya babaları veya banka hortumlayanları giysin diye üretmiyoruz!

Bu infiâli okuduğumda çok sevindim. "Oh, beter olun!..." diye içimden geçirdiğimi de yazsam mı? Ama, henüz o kadar "komünist" değilim.

Şaka bir yana. Türkiye için yüklü mesajlar algılanmalı, o serzenişten.

Evet, en ünlü markalar giyim olarak malûm insanlarda. Cezaevlerinde giyildiğini memleket halkı ekrandan görüyor.

Bu vatanın evlâtları lüks villalarda da kimlerin yaşadığını biliyor. Gazetecisinden öyle işadamlarına.

Hele bazı araba markaları o tip kazanan adamlarla öyle özdeş ki!..

Ve, olan oldu:

İlk kez, rahatsız olan bir üretici çıktı.

"Biz bu değiliz" demek ihtiyacını hissetti.

Hissetmesi iyi. Çünkü, bugüne dek bu "markalar", astronomik rakamlarıyla, az/öz satayım pazarlamacılığı ile hedef kitle seçerken, karşılarına bu kesimden talep çıktı. Talepler bu kesimle sınırlı kaldı.

Önce satılsın da...prensibi ile aldırmıyorlardı.

Ama şimdi, imajları karalandığı için tepki veriyorlar.

Sorguluyorlar. Sorgulamalılar.

Bu nokta, Türkiye''deki ekonomik gelişmenin "suç iktisadî", "yolsuzluk ekonomisi" üzerine inşa edildiğinin göstergesi.

Herkes para canlılığı olsa da dedi, aldırmadı.

Haramı/helâlden ayırmadan ülke ekonomisi inkişâf eder diye düşünüldü.

Dolaysız yabancı yatırım diye ülkeye giren fonlar, sermayenin küreselleşmesinin değil, kara paranın aklanmasının sonucuydu.

Rüşvet, yolsuzlukla edinilen itibarın kitleselleşmesinde halkın psikolojik kabulünün sorumluluğu yok muydu?

Giyen suçlu değil. Giydiren de.

Belki, biz sesimizi çıkarmadığımız için suçluyuz.

Yolsuzluk, bu ortamda büyüdü. Aynen enflasyon gibi, onu bugün istesek de başımızdan atamıyoruz.

Kimlerle "gurur duymuyoruz ki!"..

Duymadık ki!

Kimler karşımıza geçip "Ben dürüstüm. Hesabımı Allah''a veririm bir tek..." dedi de, inanıverdik.

Bu arada tam aksine yolsuzluk isnatlarını kimleri siyaseten yıkmak için kullanmadık!

Kavram kargaşasına biz kamuoyu izin verdik, hatta teşvik ettik.

"Biz zor adam oluruz" deyince eşim dahil herkes kızıyor bana.

Pazar günü gezmede bile sırasını beklemiyerek, tercihli şeridi sırf keyfi için ihlâl edip, beni ve benim gibi nizamî bekleyenlerin yerini/zamanını çalarken yanında oturan eşi ve evladından utanmayan o insanlar mı düzelecek?!..

Geçin. Bizi AB bile kurtaramaz.