Kaydet
a- | +A

AGİK öncesi Avrupa''daki bariz ırkçı saldırılar geçiştirilmemeli. Mimlenmeli. Mesele sadece imamın yaptığı katliam değil. AGİK, bir yerde daha çoğulcu bir Avrupa ilkesini benimsemiş. Ötekine saygı, farkı kabul, çokkültürlülüğü tasvip ile Avrupa''da iç barışı yeniden tanzim etmeye adamış kendini.

Ne var ki, gözümüzden kaçmıyor.

Her ne kadar Avrupa bunları "adi" suçlar, anomik vakıalar olarak kabul etse de, ırkçılık artıyor.

Küreselleşme, onlara göre etnik milliyetçilik ve dinî fundamentalizme neden oluyorsa da, aynı süreç "gelişmiş" Avrupa''da yabancı düşmanlığına, bunun vahşi bir şekilde tezahürüne, hatta sapık bir neo-Hitlerizm ile örgütlenmesine yol açıyor.

AGİK''te bu da vurgulanmalı.

Yani, Türk kökenlileri korumak için Avrupa''ya polis gücümü gönderelim?

"Azınlık hakları" diye kendi dışındaki coğrafyalarda yaygara koparan Avrupa''ya inkâr ettikleri bazı çirkinlikleri hatırlatmak için altın bir fırsat doğmuştur.

Yine de "tencere dibin kara..." sarmalından kendimizi kurtarmamız lâzım.

AGİK de bir yerde olimpiyattır.

Neticede bir İstanbul Deklerasyonu olacaktır, belki. Global Toplum''un, sivil inisiyatife dayalı çoğulcu demokrasiye geçişini simgeleyen bu duraklarda anılan İstanbul ile statükoculuğun inatla korunduğu bir coğrafyanın İstanbul''u arasındaki çelişki tarihî anlamda sadece Türkiye''yi mahçup edecektir.

AGİK''in İstanbul''da buluşması, daha derin bir demokrasiye geçiş için "iman tazeleme" mahiyetinde enternasyonel bir dürtü kabul edilmelidir. Samimi olunmalı. Pakistanlı darbeci Müşerref Paşa''nın ziyaretinde "ince" tavırlar koyup, "ince" eleştirilerde bulunmak... İyi ki, o da kibar davrandı ve bize dönüp, siz de darbeleri alkışlamadınız mı diye sormadı.

Demokrasi, oyun değildir.

İnanç ister.

Etiğin olmadığı yerde, demokrasi iğfal edilir.

Dikkat ediniz, Clinton, AGİK öncesi yaptığı açıklamalarda Türkiye ile ilgili olarak, Avrupa''ya mesaj verdi ve Türkiye''nin geleceğinin burada olması gerektiğini kaydetti. Yani, Ankara''yı dışlamayın, diyor. Amerikan yönetimi, Türkiye''yi, altını çiziyorum, "demokratik ve laik bir İslam ülkesi" olarak tanımlıyor.

XXI. yüzyıl konseptlerinde Türkiye''nin yeri de bu vasıflarıyla belirlenecek.

Ama, düşünün ve sorun:

-Türkiye demokratik mi?

-Laik mi?

-İslam ülkesi mi?

Aslında, hepsiyiz, hiçbirisiyiz. Yapılması gereken bir tezat gibi görünen sıfatları sentezleyebilmek.

Bu atlasta radikallere, mutlak doğru benim deyip, Türkiye''nin ufkunu daraltanlara yer yok.

Türkiye''nin kimliği, kişisel komplekslerden, lokal (yerel) darlıklardan, hatta ulusal sınırlardan aşırılmalı, global ölçekte düşünülmelidir.