Kaydet
a- | +A

Nasıl Çiller''in "II. Demokrasi Paketi" onu sandıktan çıkaramadıysa, Yılmaz''ın da post-modern demokrasi söylemi kendi hedef kitlesinde pek etkili olmuyor. (Başkalarına, yani onu alkışlayanlara yarayacağı kuşkusuz!..)

AB''ye uyum, sadece kurumlar çapında yeniden yapılanma ile kaim değil. Zihniyet dünyamızda da devrim yapmak mecburiyetindeyiz. Bu da siyasi kültürümüzü yeni ilkeler etrafında inşa etmemize bağlı.

Bizde "önce devlet" gelir. Patrimonyal bir sistem, geleneğimizde var. Bu "devlet baba"lık, haşmet devrinde sorun olmamış. Ama, ne zaman ki devlet baba,"Hasta Adam" haline düşmüş; o zaman "Bu devleti nasıl kurtarırız?" felsefesi Jön Türk ideolojisine sinerek, hem dış düşmanlarla, hem de halkının kültürüyle ilgilenir olmuş. "Cumhuriyet''i nasıl kollarız?" yine bu halaskârlığın ifâdesi, mirâsıdır.

Milli birlik ve beraberlik, uluslararası güvenlik tehditlerinin yegâne reçetesi olmuş. Farkı tanımak, çoğula alışmak değil; türdeşliğe uyum vatanperverliğin nişanesi olmuş.

Devlete yardımcı olmak fazilet sayılmış.

Güçlü devlet istemişiz. Aynen deprem sorasında "nerede bu devlet?" diye haykırdığımız gibi.

Soğuk Savaş yıllarının kamplı, puslu havalarında bu yaklaşım meşru kılınmış.

Ancak, zaman değişiyor.

Soğuk Savaş, tarihe gömüldü.

AB''ye girilirse, Türkiye''nin güvenliği bu kısmının da garantisi altına alınacak.

O zaman temel endişemiz demokrasimizin kollanması haline gelecek.

12 Eylül''den sonra "Türkiye''de demokrasi isteriz" diyen Batılılar''a kızmış, siz bizim içişlerimize neden karışıyorsunuz, vardır bir art niyetiniz diye nasyonalizm taslamıştık!.. (Şimdi geriye doğru baktığımızda ne hissediyoruz, acaba?!..)

1980''lerden bu yana, küreselleşme baş döndürücü bir hızla ilerlemekte. Türkiye''ye getirdiği avantajlar, sakıncalarından fazla.

Üstelik, toplum öğreniyor. Özel teşebbüs, sivil toplum, örgütlü yurttaşlık bütün engellere rağmen kendini sosyal hayatımızda hissettiriyor.

Sosyal dinamiklerimizde cevvâliyet var.

Kimse Türkiye''den daha Avrupa''da teorik tasarımlar aşamasında olan "çokkültürlülük" asabiyetine geçmemizi beklememeli. Azınlık imtiyazları kabilinden atomizasyon olmayacak.

Ancak, kişi hak ve hürriyetleri "derin demokrasi"nin alfabesidir. Verilmeli.

Farkları massedecek bir birlikteliğe varabilmeliyiz.

Ulus-devlet, tabiî ki, yıkılmayacak.

AB''de yıkılmış mı?

Ama, "kamusal insan", devlet yörüngesinde uydu değil, sivil toplumun girişken anayasal yurttaşı olacak.

Sosyal sermayemiz, devlete sağladığımız kan bankacılığı ile değil, sivil inisiyatifin kamu projeleriyle tartılacak.

Kamu ahlâkını biz vicdanımızdan çıkaracağız ne bunun adı "Yeni Milliyetçilik" olacak.