Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun. Bu Cumhuriyet; uzun ve meşakkâtli bir Millî Mücadele neticesinde M. Kemâl Paşa''nın dehâsının "Kuva-yı Milliye" ruhu ile halkımızın vatanperverliğinde temerküz etmesi ile vücut bulmuş eserimizdir. "Hakimiyet-i Milliye", dışta bağımsızlık, içte özgürlük demektir. Hayatı boyunca özgürlüğün timsâli olmuş Atatürk''ün o müstesna eseri eğer halkına daha çok özgürlük bahşedecek bir demokratikleşme sürecine inkılâp ettirilemezse, yadigârına ihanet etmiş oluruz. Cumhuriyet, bir yerde bizi muasır medeniyete taşıyacak demokrasinin temellerini atmış, alt yapısını hazırlamıştır. Eğer biz bu eseri kendi hata, eksik ve durağanlığımızla daha ileri mevzilere götürememişsek o zaman bizzat Atatürk''ün bizden hesap sormaya hakkı vardır. Cumhuriyet''i kollamak onun içini demokrasiyle tezyin etmekle eşanlamlı olmalıdır. Geçenlerde Yılmaz Öztuna üstad hatırlattı. Ben de açmak istiyorum. Yıl 1942, 25 Mayıs. Bütçe görüşmeleri yapılıyor. Tabii savaş koşullarında, Türkiye fena sıkışmış. İhtikâr, irtikap, enflasyon, vergi artışları milletvekillerinin hep zikirlerinde. Başvekil Refik Saydam, eleştirileri cevaplamak için kürsüye çıkıyor ve aynen şöyle diyor: "Fikrim şudur: Bugün harbin başladığı günden beri yaptığımız tecrübelerle görüyorum ki, devlet teşkilâtı a''dan z''ye kadar baştan başa bu memleketin ihtiyacı ile telif edilebilecek şekilde tebdil edilmek lâzımdı. Bu teşkilâtı behemehal yenileştirmek mecburiyeti vardır... Behemehâl dinamik ve teknik kabiliyetli tam bir devlet teşkilatına mutlak ihtiyaç vardır." CHP''li Başvekil, o yenilenmeyi ne yapabildi, ne görebildi. Üstelik, o günlerde, İkinci Cihan Harbi''nden sonra dünya değişmiş, medeni devletler yeniden yapılanırken, Türkiye''ye hür dünyaya katılabilmesi için demokraside atım atması öneriliyordu. Fakat, CHP, İnönü''nün bazı gayretlerine rağmen bekleneni veremedi. Çünkü, devleti kuran ve ileride Tek Parti''den Milli Şef''e geçişte "devletleşen" CHP, bizzat vücut verdiği devlet bürokrasisinin esiri olmuş ve kendinden beklenen o dönüşüme öncü rolünü üstlenememişti. CHP''den fazla CHP''li olan Devlet bürokrasisi, bizzat devlet reformunu tıkamıştı. Düğümü 1950 seçimleri ile Demokrat Parti çözdü ve Türkiye''yi yeni dünyaya sıçrattı. Benzeri bir kavşak, soğuk savaş sonrası koşullarında medeni dünyanın yeniden demokratikleştiği bugün idrâk edilmektedir. Liberal-demokrat umdelerle Cumhuriyeti zenginleştirmek başta kendini Cumhuriyetçi görenlerin misyonu olmalıdır. Bu bir. İkincisi, kimsenin adetâ eski CHP bürokrasisinin evhamları (veya başka saikleri ile) Cumhuriyetimizin önünü kesmeye hakkı yoktur. Tabiî ki, Cumhuriyet''te birleşiyoruz. Bana söyleyiniz, Demokrasi''de birleşiyor muyuz?
Kimin Atatürk''ün mirasında birleştiğini yine en doğru tarih yazacaktır.

