Kaydet
a- | +A

Yaz geldi (mi?) diyeceğim, çünkü İstanbul''da havalar pek düzelmedi. Serin gidiyor.

Yaz gelince, insan tatil diyor. Tatil olunca turizmi konuşuyoruz. Ama, ne kadar turist geldi diye istatistikler veriyoruz. Aklımıza "iç turizm", şahsî turizm gelmiyor.

Sanki ören yerlerimiz yabancıların hakkı!

Hele bizim gibi gazeteciler son haftalarda ciğere imrenen kediler gibi turizmin tartışıldığı forumlara ya iştirak ediyoruz, ya tartışıyoruz. Ne var ki, turizmin "öznesi" olamıyoruz.

Antalya''da turizmle ilgili bir toplantıyı yönettim. Sektörün ileri gelenleri sektörün sorunlarını analiz ettiler.

Bazıları her sene duyduğumuz yapısal gerekliliklerdi. Bakanlığın katkısı, sektördeki koordinasyonsuzluk, altyapı ve çevre aksaklıkları vs.

Tabiî, eğitim ve tanıtım da o listede yer aldı.

Bütün bu tartışmalar yapılırken, bir gelişme özellikle hoşuma gitti. Bakanlığın da inisiyatifi ile bu yıl, tanıtımda doğru bir konsept seçmişiz:

"Kucaklayıcı çeşitliliğimiz!"

Bir yandan turistik boyutları vurgulanıyor bu ülkenin. Hani deniz, güneş yanında inanç, kültür, spor, macera, hatta doğal sağlık turizmi. Konferans, fuar etkinlikleri.

Öte yandan ülkenin kültürel çeşitliliğinin de altı çizilmiş oluyor. Bir nüansla: Biz bunu ulusal boyutta "kucaklayıcı" sıfat ile vurguluyoruz.

Farklılıkları yakalamış, onlarla zenginleşmiş bir ülke imajı, adetâ turizm bahsinde bir devlet felsefesi ve politikası haline gelmiş.

Ne var ki, Kopenhag Kriterlerine tam uyulmasının bölücülüğe bizi götüreceğine inanan devlet organlarımız da var.

Yani, güvenlikteki siyaset ile turistik siyaset çelişiyor.

Ciddi bir sorun!..

Sanki, Türkiye''de birkaç devlet var gibi.

Aslında çeşitlilik dünyanın yükselen değeri. Antalya''daki toplantıyı idare ettikten tam 7 saat sonra İstanbul Boğaziçi Üniversitesi''nde turizmle ilgili bir seminerde bir oturum yönettim.

Üniversitenin Turizm Bölümü tarafından gerçekleştirilen bu uluslararası seminer; "Kültürel Turizme Teknolojinin Etkisi"ydi.

Ve bana da Kültürel Çoğulculuk paneli düştü.

Artık ülkeler teknoloji marifeti ile kültürel çeşitliliğini yansıtarak turizmde para kazanmaya çalışıyorlar.

XXI. yüzyılda insan odaklı, kültürel sunuma ağırlık veriliyor. Halktan halka etkileşimle.

Eskiden 30/40 ülke turizmini satabiliyordu.

Şimdi, o pazara girmiş 169 ülke var.

Ne "satıyorlar", kimbilir?

Bizde ise bunca zenginliğimiz başa belâ!..

Bu zenginliğimizden korkuyoruz.

Paraya dönüştürmekten de korkuyoruz.

Turizmciler ülkeleri "satarlar". Ülkelerini satarlar.

Acaba şovenizmimiz mi tutuyor, "sattırmam" diyoruz, merhum Calp gibi!..