AB''nin insan hakları çifte standartlıdır. Onlara göre bu haklardan ancak beyaz Hıristiyanlar faydalanır. Diğer ülkeler için yapılan insan hakları savunuculuğunun altında Batı''nın emperyalist oyunları vardır. Meselâ Kuzey Irak''ta Kürtlere sahip çıkan ABD ve AB, aynı nüfusa yakın olan Iraklı Türkmenlere bu hakkı tanımaz. Hatta bu topluluğu yok sayar. Daha geçen günlerde Fransa mahkemelerinde Basklı bir kişi, ifadesini kendi lisanı olan Baskça verince hakimin kararı ile polisler tarafından tekme, tokat yerde sürüklenerek dışarı çıkartıldı. Avrupalı, kendi bünyesinde azınlık olan Basklar, Giritliler, Batı Trakyalılar, Galliler, İrlandalılar, Bavyeralılar, Prusyalılar, Sicilyalılar, Ulahlar, Çingeneler, Keltler, Bretonlar, Flamanlar, Valonlar, Kosovalı Müslümanlar ve daha nicelerine tanınmayan ve vermedikleri insan haklarını, Türkiye''deki azınlıklara hangi yüzle istiyorlar. Kaldı ki Lozan Antlaşmasına göre Müslüman azınlık yoktur.
Kürt ve Aleviler azınlık olmadığı halde onların azınlık olarak tanınmasını istemenin tek hedefi Türkiye''yi bölmektir. AB''nin, Türkiye üyeliğini kabul etmediği, en üst yetkili kişilerce de Türkiye''nin en az 30 yıl AB kapısında bekletileceği açıkça itiraf edilirken; yapılmak istenen, Türkiye''yi bölmeye yönelik çok yönlü bir senaryo gereğidir. ABD ve AB açıkça Türkiye aleyhine faaliyettedirler. Türkiye''yi hırslı ve kendi iktidarından başka hiçbir şeyi düşünmeyen politikacılarla iç ve dış borç bataklığına sürükleyen Batı; şimdi dış borcun ana ve faiz borcunu, yine dış borç alarak ödeyen Türkiye''nin karşısına kabulü imkansız isteklerle dikilmiştir. İçerde de bütçenin çoğu alınan verginin üstünde iç borç faizi ödeyen ülkeyiz. ABD''nin Ankara Büyükelçisi Marc Parris''in ilerde ABD''nin Kürdistan Büyükelçiliğine dönüşmesi beklentisi ile Güneydoğu''da; Amerikan irtibat bürosu açma faaliyeti devam ederken; Avrupa Birliği''nin Ankara Büyükelçisi Karen Fugg da, Aleviliği istismar eden bazı ateist derneklerle gizli toplantı yapmaktadır. Alevileri temsil hakkı elbette ateist derneklere tanınmamalıdır. Aleviler kendilerini istismar eden ateist derneklere dur demelidir. Dış borç yükü olmasaydı bu diplomatlar "istenmeyen kişi" (Persona Non Grata) ilan edilirdi. Bazı siyasilerin bu gizli toplantıdan rahatsızlık duymaları inandırıcı olmaktan uzaktır. Yıllardır bu derneklere destek verenler samimi olamaz. Bu siyasilerin yapmak istediği kamuoyunu aldatmak ve rey kaygısıdır.
Alevi asıllı yazar Reha Çamuroğlu''nun şu sözlerini konunun önemine binaen aynen aktarıyorum:
"Avrupa''nın bu konuya ilgisi yeni değil. Birinci Dünya Savaşı sırasında Anadolu''da araştırmalar yapan İngiliz tarihçi Hasluck, Alevilerin kaybolmuş Hıristiyanlar tezini işlemişti... Hasluck, İngiliz istihbaratında görevli idi. Bu tür yanlış tezlerin ileri sürülmesinde elbette siyasi amaçlar güdülüyordu... Azınlık olarak tanınmak Alevilere birşey kazandırmaz, kaybettirir. Bu, Türkiye''ye Yugoslavya veya Lübnan modelini dayatmak olur... Bu gruba azınlık demek onları soyutlar, sınırlandırır, aleyhine olur..."

