Patrikhane''nin lehinde konuya yaklaşan bir diğer grup ise bilinçlidir. Haklı ve doğru gibi görünen bazı gerçeklerle beraber, zaman zaman gerçekler ters yüz edilmektedir ki, bu çok vahimdir. Ekümenik bir patrikhanenin Türkiye''ye sağlayacağı hayali faydalardan bahsedilerek; BM, Avrupa Parlamentosu, Dünya Kiliseler Birliği Konseyi, ABD, Fener Patrikhanesi''nin ekümenikliğini zaten kabul ettiklerini, Türkiye''nin bunu kabul etmemekle, hiçbir şey elde edemeyeceğini, aksine tüm dünyada antipati toplayacağını... Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşıyan etkin ve saygın bir patriğin dünya Ortodoks kamuoyunu, dış politika arenasında Türkiye lehine harekete geçirebileceğini, dünyanın dört bir yanında Türkiye lehine güçlü lobiler oluşturacağını, Türkiye''nin dış ticaretinde de müsbet katkılar sağlayacağını... vs. görüşler ileri sürmektedirler.
Yüzeysel olarak mantıklı gibi görünse de, bu tür düşünce ve fikirlerin amacı Patrikhane lehinde kamuoyu meydana getirmektir. Bu açıdan da ülkenin çıkarları kadar, hitap edilen kitleler açısından da üzerinde önemle durulması gerekir.
c. Patrikhanenin aleyhinde konuya yaklaşanlar Türk medyasındaki bu grup, "aşırı sağ" olarak da nitelendirilen gruptur. Bunların Patrikhane''ye tepkileri tarihi birikimden kaynaklanmaktadır. Bu kulvarda yayın yapan medya, doğru bilgilerle desteklenirse, ülke çıkarları açısından faydalı olur.
4. İstanbul''un "megaköy" bahanesiyle bölünerek "Sur içi"nin yeniden düzenlenmesi ve bir dünya metropol kültür merkezi olarak Konstantinopolis''i yeniden kurma projesi" Fener Patrikhanesi için düşünülen nihai hedef "Vatikan modeli" olduğuna göre, bir toprak parçasına da ihtiyaç olacaktır. Patrikhane''nin tarihi misyonuna uygun olan yer de, hiç şüphesiz surlar içindeki eski İstanbul''dur.
1453''ten itibaren yaklaşık beş asra yakın bir süre Osmanlı Devleti''nin başkentliğini yapan İstanbul, her karış toprağıyla Türk ve İslâm kültürünün izlerini taşımaktadır. Eski Bizans ve Hıristiyan unsurlar hemen hemen yok denecek derecededir. Ayrıca Lozan Antlaşması''nın ilgili maddeleri gereğince, gerek Patrikhane ve gerekse "Azınlık Vakıfları" yeni mülkler edinemedikleri için, yerli Rum nüfusunun da Yunanistan, ABD ve Avrupa ülkelerine göçleri neticesinde Hıristiyanlığın izleri adeta silinmiştir. Ancak, Lozan Antlaşması''nın ilgili maddeleri gereği "Azınlık Vakıfları"nın mülk edinememesiyle ilgili hükümler, bizim tarafımızdan "her ne hikmetse sanki gizli bir el marifetiyle" tek taraflı olarak değiştirilince Patrikhane çevresinde gayrimenkul alım ve satımları birdenbire hareketlendi. Bazı Türk ve Rum işadamlarının aldıkları gayrimenkuller, bir müddet sonra buralardaki Rum Vakıflarına hibe yoluyla devredilmeye başlandı. Patrikhane çevresinde Rumların, Dolapdere''de Ermeni vatandaşlarımızın çok hızlı bir şekilde mülk alarak vakıflarına devretmeleri "Sur İçi" Konstantinople''nin istikbaldeki hazırlık safhasıdır. Nitekim 1995 yılında İstanbul''da düzenlenen "Beşinci Askeri Tarih Semineri"nde konuya dikkat çekilmiş ve bu alınan gayrimenkullerin parasının nereden karşılandığının araştırılmasını istemiş ve çok kısa bir süre sonra bu gayrimenkullerin Patrikhane''ye devredileceğine işaret etmiştik. Çok kısa bir süre sonra Yunanlı bir bakan ülkemize geldi ve devrin hükümetinin devlet bakanı ve başbakan yardımcısının başkanlık ettiği bir komisyon marifetiyle bu gayrimenkuller Patrikhane adına tescil edildi. Bazı basın-yayın organlarının konu ile ilgili sorularına muhatap olan devlet bakanı "... Ne var bunda. Patrikhane''ye hibe edilen gayrimenkuller, Patrikhane adına tescil edildi. Bundan tabii ne olabilir!.." şeklinde konuyu geçiştirdi. Patrikhane, "Sur İçi" Konstantinople''nin gelecekteki oluşumuna gayrimenkuller alarak kendi lehine zemin hazırlarken, bizim açımızdan tehlikeli bir diğer nokta da "Sur içindeki meskun Türk-İslâm nüfusu"nun yok olmasıdır. 1950''lerden itibaren kademeli olarak buralar iş merkezlerine dönüşmekte ve meskun nüfus "Sur dışı"ndaki semtlere kaymaktadır. Nitekim Cuma günleri hariç Sultanahmet, Süleymaniye gibi camilerde vakit namazlarında bir saf dahi olsa cemaate rastlanmamaktadır. Bu durum belediye ve hükümet tarafından çok ciddi şekilde ele alınarak değerlendirilmelidir.

