Kaydet
a- | +A

Şu soruya cevap aramak zorundayız: Fener Patrikhanesi başta Selanik Teoloji Fakültesi olmak üzere ilahiyat eğitimi veren bir çok okulda, elemanlarına gerekli dini eğitimi aldırmaktadır. Dünyanın her yerinde bu tür okullar açma imkânı da mevcuttur. O halde neden ısrarla bu konuda şunları istemektedir: 1- Heybeliada Ruhban Okulu açılmalıdır ve dünyanın her tarafından öğrenci alabilmelidir. 2- TC Devleti''nin bu okul üzerinde hiçbir şekilde denetim hakkı olmamalıdır. 3- Patrik ve kendine bağlı metropolitlerde TC vatandaşı olma şartı kaldırılmalıdır.

Fener Patrikhanesi''nin ekümeniklik vasfı elde etmesi ve Vatikan statüsüne kavuşmasında, bu isteklerin yerine getirilmesi, bu yolda önemli kilometre taşlarıdır. Ne yazık ki Türkiye, konunun vahametini idrak edemediği için meseleye "Açacağız, ancak şu anda iç politikadaki zemin uygun değil" samimi düşüncesiyle yaklaşmakta ve bu yüzden sıkıntıdadır. İç politikadaki sıkıntılar olmasaydı, dış baskılar karşısında Türkiye bunu problem dahi etmeyecekti. Böylece kendi eliyle Patrikhane''nin nihai hedefine çok önemli bir katkıda bulunacaktı.

4- Fener Patriği''nin

Cesaropapizm faaliyetleri: Katolik Kilisesi, reform ve rönesans hareketlerinden sonra "dünya hakimiyeti" düşüncesinden vazgeçti. İsâ Aleyhisselam''ın yeryüzündeki mânevi temsilcisi sıfatına sadık kalmaya çalıştı. Bugün Vatikan''da sembolik bir devlete sahip olsa da, dünya gerçeklerine gözlerini yummadı ve Ortaçağ''daki düşüncesini terketti. Fener Rum Patrikhanesi ise, Bizantinist bir anlayış olan "Cesaropapizm" anlayışını hiçbir zaman terketmedi. Siyasal iktidarın güçlü olduğu dönemlerde imparator hem dünyevi hem ilâhi gücü temsil etti. Siyasal iktidarın güçsüz dönemlerinde ise bu iki gücü Patrikhane temsil etmeye çalıştı. Nitekim 1453 yılında Bizans tarihe gömüldüğü halde, Patrikhane bu düşünceyi günümüze kadar muhafaza etti. Kısacası, Patrikhanenin devletsiz, devletin Patrikhanesiz olamayacağı tezi, hiçbir zaman zihinlerden silinmedi. İtikadi bir ilke gibi kabul edildi. Fener Patriği bugün de Bizans İmparatorunu mânen temsil etmektedir.

Tarihte "Cesaropapizm" diye nitelenen bu politik anlayışı, Fener Patriği son yıllarda öne çıkarmayı başarmıştır. Özellikle 1994''ten bu yana düzenlenen dış gezilerde, bu gezilerin dini içerikleri oldukça sönük kalırken, siyasi yönü öne çıkarılmıştır. Örneğin 20 Nisan 1994 tarihinde Fener Patriği Dimitri Bartholomeos, Avrupa Parlamentosu''na "Ekümenik Patrik" sıfatıyla davet edilmiş ve burada "devlet başkanlarına has" protokolle karşılanmıştır. Strasbourg''da Avrupa Parlamentosu''nda yaptığı konuşması tüm parlamenterler tarafından ayakta dinlenmiş ve Bartholomeos "Ekümenik Konstantinople Patriği" diye takdim edilmiştir. Türkiye, bütün bu gelişmelere karşın bırakınız herhangi bir tepki göstermeyi, üstüne üstlük ABD Başkanı Bill Clinton''dan "Patrikhane''nin statüsünün tarihi misyonuna uygun şekilde yeniden düzenlenmesi" hususunda tavsiyeler almıştır. Yine aynı günlerde Clinton, Yunan Başbakanı Papandreu ile yaptığı basın toplantısında (22 Nisan 1994), Türkiye''ye yaptığı tavsiyenin tutulacağından ümitli olduğunu açıklayarak, Yunan kamuoyuna adeta müjde verdi. Avrupa Komisyonu ile Fener Patrikhanesi tarafından müşterek olarak düzenlenen "Din-Bilim ve Çevre Sempozyumu, 20-28 Eylül 1997" Patriğin Cesaropapizm politika ve eylemleri için son derece elverişli bir ortam hazırladı. Nitekim Sempozyumun yapıldığı El-Venizelos adlı gemi, son durağı olan Selanik''e müteveccihen Yunan karasularına girdiğinde, kendisine 2 Yunan savaş gemisi eşlik ederek Selanik''e vardı. Burada Aristotelion Meydanı''nda "Devlet Töreniyle" Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos tarafından karşılandı. Stefanopulos, buradaki törende yaptığı konuşmada "Ortodoks Kilisesinin misyonunun sadece dini geleneği korumak olmadığını, dünyevi sorunlarla da ilgilendiğini vurgulayarak; Patriğin, Birleşik bir Avrupa ve Birleşik bir Ortodoks Dünyası için verdiği mücadeleden" övgüyle bahsetmesi bilinçliydi.