Kaydet
a- | +A

Fransız işgalinden önce Osmanlının bir eyaleti (toprağı) olan ve milyonlarca kişinin ana ya da baba tarafından Türk asıllı olduğu Tunus, bugün açıkhava hapishanesidir. Tunuslu şair Velid Ahmed ise Tunus''u çok daha ağır sözlerle şöyle tarif eder: "Tunus, içinde bulunanların bakıcıları tarafından yedirilip yatırıldığı bir hayvanat bahçesidir."

Tunus''ta dikta bir rejim vardır ve Tunus, İsrail ile ABD''nin gizli bir peyki (uydusu)''dir. Yalnız Müslümanlar değil, laik muhalefet ve hatta komünistler rejimin ağır baskısı altındadır. Şu anda cumhurbaşkanı olan Zine el- Abidin Ben Ali liderliğinde, askeri cunta ve bunların emrindeki bürokrat, mafya, medya ve işadamlarından meydana gelen bir azınlık çete, Tunus''un ekonomik ve her türlü imkanlarını sömürmektedir ve bu sömürü sözde laik aslında İslâm düşmanı ve İsrail''in emrinde bir azınlık yönetimle idare edilmektedir. Tunus''ta cadde ve sokaklarda tesettürlü bir hanıma rastlayamazsınız. Camiler sadece namaz vakti açılır. 70 yaşını aşmış birkaç yaşlı hariç namaz için camiye gelenler ve bilhassa gençler fişlenir, sorguya çekilir, tutuklanır, işkence uygulanır ve bir daha camiye gitmemesi için ne gerekirse yapılır. Zine el- Abidin Ben Ali cuntası gibi düşünmeyen herkes haindir. Tunus''ta "Bonapartizm" vardır. Tunus İşçileri Komünist Partisi Sekreteri Hamma Hammami''nin eşi olan Avukat Nasravi, ülkeyi ve Bin Ali diktatörlüğünü şöyle özetliyor: "Basın ve fikir özgürlüğünden bahsetmek bile suç teşkil ediyor." Le figaro ise Tunus için: "Bir ülkenin gücü sadece ordularından gelmez. Demokrasi, insan hak ve hürriyetleri olmayan rejimler, milli ve manevi değerlere dayanmayan yönetimler yok olmaya mahkumdur. Ordular rejimleri korumuş olsaydı, Sovyetler Birliği yıkılmazdı..."

Seçim neticeleri masada hazırlanan Tunus seçimlerinde sinsi ve zalim general Bin Ali, 1989, 1994 ve 1999 seçimlerinde % 99''dan fazla oy aldı. 6 Kasım 1987''de darbe ile iktidara geçen General Bin Ali, ilk önce Müslümanları ezdi. Tunus ordusunda ve devlet bürokrasisinde Allahü teâlâya inanan ve sevgili ve şerefli Peygamber Efendimizi sevenlerin hepsi tasfiye edildi. Çoğu hapishanelerde işkence gördü. Bir kısmı öldürüldü ve yapılan bu zulmü ABD, AB, Fransa alkışladılar. Müslümanlar ezilince sıra Tunuslu laikler, komünistler ve sosyalistlere geldi. Fransız yazarlardan Nicolas Beav ve Jean Pierre Turquoi: "Durdurun bu caniyi" diyerek "Notre Ami Ben Ali" (Dostumuz Bin Ali) kitabı ile Ben Ali''nin zulmü kamuoyuna açıklandı. Kitaba önsöz yazan Gilles Perrault: "Tunus üzerindeki perdeyi nihayet kaldıran bu kitap, başlı başına bir olaydır. Bu kitaptan sonra, devletin zirvesinden basit vatandaşa kadar, içimizden hiçbir kimse bundan böyle (bilmiyordum) diyemeyecektir" ifadelerine yer vermiştir. Bu kitabın arka kapak sayfasında şunlar yazılıdır: "Zeynelabidin Ben Ali, klinik bir vakadır. 1987''den beri iktidarda olan Tunus''un bu devlet başkanı, sulh ve sükûn yeri olan Tunus''u koskocaman bir kışlaya çevirdi. İslâmcılarla mücadele ediyoruz bahanesiyle bütün halk akıllara durgunluk veren bir polisiye ağ ile çepeçevre kuşatıldı. En ılımlı muhaliflere bile sistemli olarak ağır baskı yapılıyor, sindiriliyor ve uydurma davalarla yargılamadan önce işkence yapılıyor. Cunta gibi düşünmeyen herkes hain ilân ediliyor. Mahkemeler, meclis ve bütün resmi kuruluşlar cuntanın talimatına göre hareket ediyor. Kendisine uçakla iki saatlik uzaklıktaki böyle bir rejime Fransa nasıl müsamaha gösterir? Böylesi otoriter bir rejime diplomatlar, medyanın büyük ekseriyeti ve iş çevreleri nasıl destek verir?" Hıristiyan Batı''nın demokrasi ve insan hakları görüşü çifte standartlıdır. Batı''nın putu "menfaattir". Menfaat için gerekirse diktatörlere her türlü destek verilir.