Son aylarda yazılarımın ağırlığını Çeçenistan, Kosova, Sözde Ermeni Soykırımı ve Filistin''de icra edilen katliamlara tahsis ederek; Batı Trakya Meselesini gündeme getiremedim. Aşağıdaki yazımı 15 Ekim 2000 tarihinde Batı Trakya Dayanışma Derneğinin 46. Olağan Genel Kurulunda konuşan TBMM Dışişleri Komisyon üyesi ve Türkiye-Bosna Hersek Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu''nun görüşlerinden geniş ölçüde istifade ederek arz ediyorum: Batı Trakya Türk azınlığı meselesine insan hakları açısından yaklaşılmalıdır. Batı Trakya azınlığı İslam dinine mensup, Türk kökenli Yunan vatandaşı olarak, bügüne kadar insanca yaşama ve içinde yaşadığı devlete sadık kalarak kimliğini de onurla korumaktan başka bir gaye peşinde olmamıştır. Batı Trakya azınlığı, Yunanistan''ın girdiği Avrupa Birliği''nin diğer vatandaşlarının sahip olduğu standartlarda yaşamak istemektedir. Avrupa Birliği standartlarına sahip olmak bir yana, azınlık, bugün en tabii haklarını, yüzyıllardır sahip olduğu tarihi demirbaşları olan bazı vakıf arazilerini bile kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Yunan hükümeti, iki ülke arasında bahar havasının estiği şu süreçte bile, geçen Mayıs ayında Gümilcine vakıflarına ait 70 dönüm araziyi, kısa bir süre önce de 90 dönüm vakıf arazisini göz göre göre devletleştirmiştir. Maalesef bu hadiselerde Türkiye''nin, dostluk sürecine gölge düşürmemek için, görmezlikten gelerek olayın üstüne gitmek istemediği görülmüştür. Yunanistan, bu Türk vakıf arazilerini gaspetmeden önce vakıflara yönelik bir vergi borcu uyduruyor, sonra da bunu vergi daireleri nezdinde tahsil etmeyerek vakıfları kasten borçlu duruma düşürüyor ve sonuçta yüksek vergilerin ödenmediği bahanesiyle arazilere el koyuyor. Bu tertibi önce Gümülcine Müftüsü verdiği bir beyanatla, daha sonra Sirkeli, Susurköy ve Kozlubekir belediye başkanları ile Gümülcine belediye başkan yardımcısı ortak bir bildiriyle kınamışlar ve bu tür art niyetli hareketlerin, Batı Trakya Türkleri ile Yunanistan devleti arasında oluşturulmaya çalışılan olumlu ortama menfi etki yapacağını bildirmişlerdir.
1920''li yıllarda bölge nüfusunun %85''ini teşkil eden Azınlık, 1940''lı yıllarda nüfusun %50- 60''ına, toprağın ise %75-80''ine sahipti. Ancak 1960''lı yıllardan itibaren, Türk azınlığın göçe zorlanması, gayrimenkul edinmekten engellenmesi ve uygulanan çeşitli ekonomik, sosyal ve siyasal sistematik baskılar sonucu, günümüzde nüfus oranı %40 ve toprak mülkiyeti oranı ise %35''lere inmiştir. Yunanistan''ın Avrupa Birliği''ne girmesinden sonra Batı Trakya Türkleri bazı haklarını geri kazanarak belli bir rahatlama sürecine girmiştir. Avrupa Birliği kendi standartlarını Batı Trakya''ya yerleştirmek için Yunanistan''a baskı yapmaktadır. Bu sayede Batı Trakya''da birkaç hayati hakkın geri verilmesi ve belli oranda bir serbestinin sağlanması bile, çok kötü şartlarda hayatlarını sürdüren Batı Trakyalıları kısmen rahatlatmıştır.

