Kaydet
a- | +A

17 Ağustos depreminden sonra başlayan Türkiye-Yunanistan arasındaki yakınlaşma ve diyalog, Ekim 2000 ortalarında aniden sertleşti. Yunanistan NATO manevralarından çekildi. Yunanistan Meclisi, daha önce imzalanan 9 işbirliği anlaşmasını dondurdu. Atina''daki resmi yetkililer Türkiye aleyhinde çok sert beyanatlar verdiler. Yalnız kamuoyu ve "sokaktaki adam" değil, diplomatlar bile ani "iniş-çıkış" karşısında şaşkına döndüler. Bunu Yunanistan''ın tarihi Türk düşmanlığı ile yorumlayanlar oldu. Yunan devleti (Ortodoks dini-Megalo idea emperyalizmi-Türk düşmanlığı) temelleri üzerine inşa edilmiştir. Yunan halkının önemli kısmı fanatik Türk düşmanı değildir. Hatta çok sayıda konuda aynı ortak kültürü paylaştıkları için çok yakın olabilirler. Ama başta ABD, AB olmak üzere Hıristiyan Kiliseler Birliği ve Atina Ortodoks Kilisesi Türk-Yunan halkının yakınlaşmasına karşıdırlar ve düşmanlığı körükleyenler bu güçlerdir. 17 Ağustos 1999''dan Ekim 2000''e kadar giderek artan yakınlaşma neden bir anda zıtlaşmaya dönüşmüş ve iki ülke uçakları yeniden karşı karşıya gelmişler ve tehlikeli anlar yaşanmıştır? Gizli bir güç düğmeye basarak aniden ve yeniden düşmanlık senaryosu sahneye konmuştur. Bu gizli güç ABD''dir. Sebebi ise Filistinlilerin "İkinci İntifada"da insani duygularla bazı Türk yetkilileri, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer dahil öldürülen ve yaralanan Filistinlilere hissi yakınlık gösteren beyanatları ABD''yi öfkelendirmiştir ve ABD kısa bir müddet de olsa iki ülke arasında gerginliği tırmandırarak, Yunanistan kozu ile Türkiye''ye gözdağı vermek istemiştir. Budapeşte''de Türkiye Dışişleri Bakanı ile Yunanistan Dışişleri Bakanı görüşerek bir dizi güven arttırıcı önlemler üzerinde mutabakatla sonuçlandı. İki bakan da, diyaloğun devamı gereği üzerinde birleşti. Yunan tarafı, askıya alınan anlaşmaların parlamentodan bir an önce geçirileceğini açıkladı. Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz''ın Atina''ya yaptığı özel gezisi adeta resmi ziyarete dönüştü.

Hangi maksatla olursa olsun Türk-Yunan münasebetlerindeki yakınlaşma havasını bozanlar Yunanlılar olduğu gibi; havayı düzeltenler de yine Yunanlılar oldu. Ama görünen odur ki, Türk-Yunan halkları arasındaki yakınlaşma bozulmadı. Bilhassa Lozan Antlaşması gereği Türkiye''den Yunanistan''a ve Yunanistan''dan Türkiye''ye göç edenler arasında karşılıklı ziyaretler devam etti. Politikacıların dostluk jestleri "sanal"dır. Samimi değildir. Yunanistan ENOSİS yani Kıbrıs''ın Yunanistan''a ilhakı ve Ege''den Türkiye''yi 12 mil ile dışlayarak; Ege Denizini Yunan Gölü haline getirme hayalinden vazgeçmiş değildir. Ve hedeflerine varmak için Avrupa Birliği''ni kullanmaktadır. Hiç şüphe yok ki, AB ve bilhassa Almanya Yunanistan''ı kullanmaktadır. Almanya''nın eski başbakanı Helmut Schmidt''in yazdığı ve bir nevi vasiyeti sayılan "Avrupa''nın Kendini İdamesi- 21. Yüzyıl İçin Perspektifler" adlı kitabının "İslâmla Komşuluk" bölümünde Türkiye''nin neden AB''ye alınmamasını izah etmektedir. Bu bölümde din ve nüfus faktörünü ön plana almıştır. "Türkiye''nin nüfusu, şu anda 65 milyon. 35 yıl içinde 21. yüzyılın ortalarına doğru en az 100 milyona çıkacaktır. Fransa ve Almanya''nın toplamı kadar olacak. Türkiye''yi AB''ye almak isteyenlerin bu rakamları akıllarında tutmaları gerekir. Nüfus büyük tehdittir. Kürtaj ve nüfus planlaması ile Türkiye''nin nüfus artışı dondurulmalı ve Türkiye''nin etnik, mezheb ve çeşitli şekilde bölünmesi teşvik edilmelidir..." demektedir. AB''nin önümüze koyduğu kriterler ise Türkiye''yi bölmeye müteveccihtir...