Kaydet
a- | +A

Prof. Dr. Yavuz Sabuncu, 1948 yılında İstanbul''da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi''nden sonra 1970''te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi''nin "Siyaset ve İdare" bölümünden mezun oldu. 1976''da aynı fakültenin Anayasa kürsüsü asistanı oldu. 1979''da doktor, 1986''da doçent ve 1991 yılında da Anayasa bilim dalında profesör oldu. Ankara, Eskişehir, Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi''nde Anayasa Hukuku, İnsan Hakları, Karşılaştırmalı Devlet Sistemleri, Seçim Sistemleri gibi alanlarda dersler verdi ve seminerler yaptı. Bu konularda kitaplar ve makaleler yayımladı. Almanya, Avusturya ve İngiltere''de bilimsel çalışmalar yaptı. Çeşitli uluslararası toplantılara katıldı. Siyasi İlimler Türk Derneği ve Türk Sosyal Bilimler Derneği üyesi olan Prof. Dr. Sabuncu ile Türk demokrasisi ve son cumhurbaşkanı seçiminin olası etkileri üzerinde bir sohbet yaptık.

* Kışlalı -Yeni Cumhurbaşkanı seçimi dolayısıyla ortaya çıkan; bir Anayasa Mahkemesi Başkanı''nın seçilmesi dolayısıyla Türk demokrasisinin sorunları ve bu seçimin demokrasiye olası etkilerini nasıl görüyorsunuz? Sabuncu -Demokrasinin Türkiye''deki sorunları denince birden fazla boyut akla geliyor. Bir kısmı sosyolojik olgular. Dünyadaki bütün demokrasilerde görülenler. Partilerle ilgili hususlar. Liderler meselesi. Siyasetin doğasından toplumun yapısından gelen sorunlar.

* Kışlalı -Diğer boyutlarına dokunsak? Sabuncu -Bunların başında insan hakları geliyor. Çünkü Türkiye''de demin sözünü ettiğimi hususlar; seçim, parlamento, hükümet var. Türk demokrasisinin temel sorunları; insan hakları ve sivil-asker ilişkisi bakımından ortaya çıkıyor. Bunların demokrasinin diğer sorunlarından farklı olarak hukuki çözümlere ihtiyacı var. İdari uygulamaların düzeltilmesine ihtiyacı var. Özellikle insan hakları bakımından.

* Kışlalı -Siyasi partilerle ilgili hususlar tam demokratik işliyor mu? Sabuncu -Eskiye gidersek, demokrasi seçim ve iktidar boyutunda tutulurdu. Oysa demokrasinin günümüzde ağırlık kazandığı boyut insan haklarıyla ilgili olanıdır. Diğerleri eksiklik ve fazlalıklarıyla belli çerçeveye oturmuş durumda. Aksamalar olabilir o başka. Her ülkede bu yönde aksamalar var. İnsan haklarıyla da ilgili durum böyle. Ama demokraside bu iki ayağın da tam olması lazım. Türkiye''de temel aksama insan hakları bakımından ve demokrasinin kurumsal işleyişi bakımından; asker-sivil ilişkileri açısından ortaya çıkıyor. Avrupa Birliği Kopenhag kriterlerinde Türkiye açısından beklentiler de bu iki noktada odaklanıyor.

Lider sultası * Kışlalı -Türkiye''ye özgü aksaklıklar da var. Sözünü ettiğiniz ilk bölümde. Sabuncu -Türkiye demokrasisinde eleştirilen hususların bir kısmı zaten evrensel olarak var olanlar. Lider sultası mesela her yerde olabilir. Hiçbir yerde aşılmaz. Türkiye''de olan bunun bir parçası.

* Kışlalı -Türk demokrasisinin gelişip yerleşememesinde uzlaşma geleneğinin olmamasının önemli rol oynadığını düşünüyor musunuz? Sabuncu -"Demokrasi uzlaşma rejimi değildir" diyerek, bir aykırı yaklaşımla söze başlayayım. Demokrasi uzlaşmayan görüşlerin bir arada var oldukları rejimin adıdır. Herkes uzlaşmak zorunda değil. Uzlaşılması gereken nokta oyunun kurallarıdır. O da yasalarla sağlanır. Uzlaşmadan birlikte olabilmek şart.

* Kışlalı -Bizde uzlaşma kültürü, yok deniyor?! Sabuncu -Bundan kasdedilen şey, toplumun büyük çoğunluğunun demokratik ve toplumsal değerler bakımından uzlaşıyor olması, eğer değişiklik varsa belki burada.

* Kışlalı -Bu noktada son cumhurbaşkanı adayı üzerinde oluşmuş görülen uzlaşmanın bir anlamı yok mu? Bu demokrasimize bir katkı yapar mı sizce? Sabuncu -1966 yılında Cevdet Sunay cumhurbaşkanı seçilirken de İşçi Partisi dahil 5 parti ortak önergeyle adaylığını vermişlerdi. Cumhurbaşkanının seçilmesinin geniş bir taban mutabakatıyla olmasının demokrasi açısından büyük anlamı yok. Özal kendi partisinin oylarıyla seçildi. Demirel kendi partisi ile SHP oylarıyla seçildi. Bunların sisteminin işleyişi bakımından büyük önemi olduğunu sanmıyorum.

* Kışlalı -Hiç mi önemi yok? Sabuncu -Cumhurbaşkanı tarafsız kaldığı sürece, ister 1, ister 5 parti oyuyla seçilsin bence bir fark yok. Bence bu abartılan bir noktadır. Ama Cumhurbaşkanı şahsiyeti üzerinde bütün parti liderlerinin en azından gösteri olarak bir ortaklık sergilemeleri sanıyorum Türk toplumunda olumlu bir faktör olarak algılandı. Bunu da ihmal etmemek lazım.

* Kışlalı -Sonradan tartışmalar oldu. Mutabakat bildirenlerden bir kısmının samimi davranmadığı öne sürüldü? Sabuncu -Oylar gizli ama belli ki muhalefet ve özellikle DYP hükümet içindeki havayı bozmak için manevra yapıyor. Anayasa değişikliklerinde de aynı şey oldu. DYP''nin çıkar,ı ANAP-MHP ve DSP ortaklığını bozacak bir Meclis oylaması ortaya çıkarmakta. Zayıf halka olarak ANAP görüldüğünden sanıyorum onların adayına oy verildi.

* Kışlalı -Bir Anayasa Mahkemesi Başkanı Cumhurbaşkanlığına aday olursa, bu demokrasiye bir şey katmaz mı? Sabuncu -Türk demokrasisinin temel sorununun insan haklarıyla ilgili olduğunu düşündüğüme göre; ilişki kurabiliriz. İnsan haklarındaki sorunun temel kaynağı idari uygulamalar, sonra yasalar ve en sonra da Anayasadır. Denebilir ki idari uygulamalar yasalardaki boşluklardan dolayı insan hakları ihlallerine yol açar. Cumhurbaşkanı bu konuda yasa yapamayacağına göre yapabileceği bir şey yoktur. Ama genel tavrı, konuşmalarında ortaya koyduğu görüşler terbiyetkar bir etki yapabilir.

* Kışlalı -Söz konusu adaylık dış dünyada büyük etki yaptı. Neden dersiniz? Sabuncu -Beklentilerin sebebi parti liderlerinin bu tür görüşlerini açıklamış olan bir adayı seçtirme niyetlerinden kaynaklanıyor. Bunun arkasında o görüşlerin gerçekleştirilmesi için demokrasi yolunda yasal adımların atılması beklentisi var. Ben böyle otomatik durum görmüyorum. Böyle bir hazırlık görmüyorum. Lüksemburg''da AB''nin Türkiye''yi aday kabul etmemesinden bu yana böyle bir hazırlık, girişim olmadı.

Kendisi aday olmadı * Kışlalı -Ahmet Necdet Sezer''in aday kabul edilebilmesi için Anayasa Mahkemesi Başkanlığı''ndan istifa etmesi gerektiği öne sürüldü. Kendisi adaylığını koymamıştı ki istifa etsin. Siz nasıl düşünüyorsunuz? Sabuncu -İstifa etmesi gerekmez bence. Böyle bir hüküm yok. Sonra diyelim ki saat 17.00''den sonra aday gösterilse ne olacaktı? Sadece istifa belki, ikinci turdan sonra jest olarak yapılabilirdi. Yapmamasının sebebinin makamını kaybetmeme niyeti olduğunu sanmam.

* Kışlalı -Kendisi aday olmadı ki istifası söz konusu olsun? 110 milletvekili onun adaylığını önerdi. Sabuncu -Burada şu soru ortaya atılıyor; Genelkurmay Başkanı aday gösterilseydi, ne olurdu üniformasıyla? Ama onun da cevabı var. Ahmet Necdet Sezer''in konumu itibariyle istifası gerekmez ama 110 milletvekili eğer Genelkurmay Başkanını aday gösteriyorsa onun istifası gerektiğini söyleyebilirler. "Üniformasıyla bir kişinin cumhurbaşkanı adayı olması şık olmaz" diyebilirler. Ama bütün söylenenler hukuki değil. Özal ile Demirel de başbakanken istifa etmeden cumhurbaşkanlığına aday oldular. Bence o yanlıştı. İstifaları gerekirdi başbakanlıktan.

* Kışlalı -Anayasa Mahkemesi Başkanının cumhurbakanı olması demokrasiye hemen etki yapar mı? Sabuncu -Şaşaa dönemi biter. Konum normale döner.