Kaydet
a- | +A

Devlet Bakanı Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel ile Kıbrıs; KKTC konularını içeren bir sohbet yaptık.

Kışlalı -Kıbrıs son günlerde çok gündeme geldi. Şimdi nasıl görünüyor? Ada''daki bankaların iflası da önemli rol oynadı galiba! Gürel -Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında peşpeşe birkaç bankanın güç duruma düşmesi, Kıbrıs''ı Avrupa Birliği içerisinde çözmeye çalışan çevrelerin de girişimiyle son dönemlerin olayları yaşandı. Yalnızca bankalar krizi ya da iç kriz değil. Dış etkiler de var. Gelinen nokta tesadüfi bir nokta değil. Türkiye''de de bazı çevreler Kıbrıs konusunu Türkiye''nin sırtında bir kambur olarak görmeye öteden beri meyyaller. Kıbrıs konusunun Rum ve Yunan görüşlerine uygun çözümlenmesini Türkiye''nin AB''ye giriş koşulu olarak görenler de var. Olaylar bu noktaya böyle geldi.

Kışlalı -KKTC''deki iktidarın bu durumu görememesi ihtimali var mı? Yoksa göz göre göre mi tutum değiştirmiyorlar? Gürel -Görenler de var, görmeyenler de. Çok dar çerçeveden bakanlar da var. Orada Türkiye''den sağlananların içerde paylaştırılması olarak görenler var. Denktaş konulara üstten bakabilen büyük bir devlet adamı. Ama onun gösterdiği uyarılara uymamakta direndiler.

Kışlalı -Dış tahrikleri de eklemek gerekiyor? Gürel -Doğru. 1997 Temmuzu''nda ben Kıbrıs ile ilişkileri koordine etme görevini üstlendim. Dış yaklaşımlar vardı. AB Komisyonu, Rum girişimini orası devleti temsil ediyormuş gibi ortaklık sürecini başlattı. Denktaş''ın olumlu yaklaşımı Cenevre doğrudan görüşmelerini başlatıyordu. Ledra Palas''da 5-10 bin kişiyle girişimler deneniyordu. ABD ve AB içinde kimi çevreler büyük kaynaklarla işe girişiyordu. KKTC''de de bazı çevreler dışa alet olma kolaycı yolunu seçtiler. Sanki Türk askeri Kıbrıs halkının güvenliği için değil de başka amaçlar için KKTC''de imiş gibi bir izlenim oluşturmak istediler.

Kışlalı -Sakıncaları nedir bu durumun? Gürel -En büyük sakıncası; Kıbrıs Türk halkının kimliksiz, kişiliksiz, azınlık konumuna düşmeye hazır bir toplum haline dönüştürülmeye uygun havaya getirilmesidir. Oysa orada halkın büyük çoğunluğunun geleceğe Türkiye ile birlikte bakmak istediği muhakkak. Fakat son dönemdeki olaylar tabii çok tadsız oldu.

Kışlalı -Bu halka anlatılamadı mı? Onların bunu anlamaması mümkün mü? Gürel -Hayır. Mümkün değil. Ben anladıkları kanısındayım. Ama öyle konular ortaya atıldı ki; sapla saman birbirine karıştı. Bankazedeler kullanıldı. KKTC''nin Türkiye geleceğine saldırı haline dönüştürüldü. Tehlikeli nokta orada yaşandı. Şimdi işin özünü halk anladı.

Holbrooke''un başarısızlığı Kışlalı -ABD''nin bir ara Kıbrıs''tan sorumlu diplomatı Holbrooke''un sorunu kolay çözeceğinden emin işe girmesi, Clinton''u yanıltması ve başarısızlığını Türkiye''nin üzerine yıkmasına ne dersiniz?

Gürel -Onunla ilk görüşmeyi New York''ta ben yapmıştım 1997''de. Başkalarının ve kendisinin abarttığı başka diplomatik başarıları vardı. Dayton sürecinde. Ama o konu çok farklı. O görüşmemizde kendisine Kıbrıs konusunun Bosna ve İrlanda konularından çok farklı olduğunu anlatmaya çalıştım. Bosna Hersek''te amaçlananın Kıbrıs''ta gerçekleştiğini söyledim.

Kışlalı -Clinton Kıbrıs girişiminde başarısız gözükünce Holbrooke, günahı ABD ekibine yıktı deniyor? Gürel -1997''de Lüksemburg doruğuna giderken hem ABD''de hem de AB''de bir şaşı bakış vardı. Holbrooke Türkiye''ye geldiğinde Kıbrıs''ı değil AB''yi konuşmayı tercih etmişti. AB''nin dış ilişkilerden sorumlu komiseri Vander Broke da gelip AB''yi değil Kıbrıs konusunu açmayı tercih eder haldeydi. Onun için doğru hedefe gidemediler. Şimdi yanlışı anlamışlardır.

Kışlalı -AB konusunda her gün bir yeni koşul ortaya atılıyor gibi. Bizim ana görüşümüzün anlatılamamış olması olasılığı var mı? Gürel -Türkiye''deki çeşitli çevrelerden çeşitli izlenimler almış olabilirler. Türkiye hiçbir şekilde Kıbrıs gibi bir konudan vazgeçmez. Bu yaşamsal bir konudur. Türk-Yunan ilişkilerinde de Türkiye, Türk halkının gelecekteki çıkarlarından ödün verecek değildir. Helsinki kararlarını hangi koşullarla kabul ettiğimiz belli.

Kışlalı -Bazı etkili çevrelerimizde bir tesbit var. AB koşulları diyerek içte bazı çevreler kendi çıkarları, görüşleri istikametine çekmek istiyorlar ülkeyi, deniyor. Sizin görüşleriniz nedir? Gürel -Esas olarak AB üyeliğini, halkımızın büyük bölümü uluslararası ileri standartlara ulaşmanın bir göstergesi olarak istiyor. Oraya ekonomide, siyasette, insan hakları alanında ulaştıktan sonra AB üyeliği olsa da olur, olmasa da olur. Umarım herkes bunun farkındadır. Bir AB temelsiz duygusallığına kapılırsak kötü niyetliler bunu kendi amaçları doğrultusunda kullanabilirler. Konuya gerçekçi açıdan bakmalı, gereksiz öfori oluşturulmamalı. Kopenhag kriterleri Avrupa''nın anladığı şekilde bizim tarafımızdan da benimsenebilir mi? Bizim tarihsel gelişim ve deneyimimiz onlarınkine uygun mudur? Biz kendi koşullarımıza ve çıkarlarımıza göre karar verme durumundayız.

İki büyük sorun Kışlalı -Kıbrıs''a dönersek; orada şimdi herşey yerli yerine oturdu mu? Gürel -Bunu tam diyemeyiz ama; iki büyük sorun var. Biri siyasi istikrarsızlık, diğeri de ekonomik istikrarsızlık. Biz iki konuda da üzerimize düşeni yapıyoruz. Tabii KKTC bağımsız. İşlerini halkın istediği doğrultuda yürütecek. Ekonomisi büyük açıklar verir hale geldi. Buna son vermek gerekir. Bunun için bir istikrar programını görüştük. Bu sonuçlanıyor.

Kışlalı -Şimdiye kadar Kuzey-Güney arasındaki büyük fark vurgulanıyor. Hata nerede? Ambargoyu biliyoruz! Gürel -Ama eskiden de Rumlar ekonomik bakımdan güçlüydü. Pastanın neredeyse hepsine sahip idiler. 1974''den sonra da turizm ve ticaretin hepsi onların eline geçti. 1963-74 arasındaki durumu da hatırlamak gerek. 1974''den sonra da hata yapılmış olabilir. KKTC halkını üretken hale getirmektense, kolayına kaçıp, kaynak aktarımıyla onları hayatta tutma çabası gösterilmiş olabilir. Belki yanlış buydu.

Kışlalı -Avrupa Birliği Adalet Divanı''nın KKTC mallarının bizden menşe belgesi alarak başka ülkelerde satılabileceğine karar vermesi önemli mi? Gürel -Tabii. Bu olumlu bir gelişme. Bunun başka alanlara da yayılabileceğini böylece KKTC ekonomisine çok olumlu etkiler sağlanabileceği düşünülüyor. Çok yakın geleceğe kötümser bakmıyorum. Kışlalı -26 senedir varılan noktanın Türkiye için pek memnuniyet verici bir şey olmadığı söylenebilir mi? Orada neredeyse herşey Türkiye''nin desteğine bağlı. Buna rağmen orada oynanan oyun ortada? Gürel- Bundan sonrası için bazı ciddi adımların atılması gerek. Bunu oradan bekliyoruz.

Ekonomik tedbirler Kışlalı -İstikrar programını kabul etmemeleri olasılığı var mı? Gürel -Büyük sıkıntıları olduğunu söylüyorlar. IMF''nin şartları gibi hususlar var. Hangi alanlarda yasalara ihtiyaç olduğunu belirttik. O konularda tabii bir taahhüt istiyoruz. Kamu maliyesinin düzenlenmesi için hangi önlemlerin alınması gerekiyor, onları belirttik. O konuda bir vaad istiyoruz. Bütün bu önlemler alınırsa KKTC ekonomisine bir taze kan yardımımız olacak. Bunlar kendi denetimimiz altında ve onların taahhüt ettiği esaslar çerçevesinde, önümüzü görerek yapmak niyetindeyiz.

Kışlalı- Orada bir ekonomik olağanüstü hal ilanı gerekmez miydi? Gürel- Bence bir olağanüstü hal ilanından ziyade herkesin bir olağanüstü hal yaşandığının farkına varması gerekir. KKTC halkının, hükümetinin ve parlamentosunun bu sorumluluk bilinciyle hareket edeceğine inanıyorum.