Kaydet
a- | +A

Nick Ludington, Türkiye uzmanı bir Amerikalı gazeteci. Harvard''ın tarih bölümünü bitirdikten sonra Türkçe öğrenmek ve doktora çalışmaları yapmak üzere Türkiye''ye 1960''ta gelip iki sene kaldı. Sonra ABD''ye döndüğünde fikrini değiştirip Columbia Üniversitesi''nde gazetecilik okudu. Scribt Howards gazete zincirinde çalıştı. Kıbrıs ile ilgili gelişmeleri bölgeye gelerek izledi. 1966''da Ankara''ya geldi. London Times muhabirliğini, Turkish Daily News Yazıişleri Müdürlüğünü yaptı. Associated Press ajansının Türkiye temsilcisi oldu. 1972''de Romanya''da AP''nin büro şefi oldu. Sonra AP Orta Doğu Büro Şefi olarak uzun süre Beyrut ve Kıbrıs''ta kaldı. ABD''ye döndüğünde Eisenhower Fellowship vakfının Filedelfiya''da başkanlığını iki sene yaptı. AP''nin Birleşmiş Milletler bürosunu yönetti. İki sene Carnegie Endowment Vakfında Türkiye ve Türk ordusu hakkında, eski ABD Ankara Büyükelçilerinden James Spain ile birlikte araştırmalar yaptı. Washington''da AP''nin dış haberler şefliğini yaptı. Yıllardır İstanbul Robert Kolej Mütevelli Heyeti üyesi olan Nick Ludington ile İstanbul''da bir sohbet yaptık.

* Kışlalı -Türkiye''ye en son ne zaman gelmiştiniz? O günden bu güne ne gibi değişiklikler gördünüz? Ludington -Bildiğiniz gibi Robert Kolej Mütevelli Heyeti toplantısı için geldim. En son iki sene önce gelmiştim. Uzun yıllardır bu toplantılar için her iki senede bir geliyorum. Bazı farklılıkları her geldiğimde görüyorum. Bu defakileri size hikayelerle anlatayım. Türkiye galiba değişiyor. Bazı şeyler sabit kalsa da.

Bir iyi bir de kötü * Kışlalı -Bu defa ne oldu? Ludington -Havaalanında bir taksiye bindim. Kabataş iskelesine gittim. Taksimetre 4 milyon lira yazmıştı. Biraz önce değiştirdiğim dolar karşılığı aldığım Türk liralarını çıkardım. Şoföre 500 biner liralık 8 banknot verdiğimi sanarak ona 8 adet 5 milyonluk verdim. Şoför hiçbir şey söylemeden hemen uzaklaştı. 4 milyon yerine 40 milyon almış, sesini çıkarmamıştı. Sonra anladım. Ertesi gün karım Hilton''a gitmiş, hafif bir yemek yemiş. Parasını ödedikten sonra garsona bahşiş bırakmıştı. O da 500 bin sanarak 5 milyon bırakmış. Ama otelden çıkarken garson koşarak onu yakalamış ve 5 milyonu vererek "Bunu bırakamazsınız çok fazla. Herhalde yanlışlık yaptınız" demiş.

* Kışlalı -Bir iyi bir de kötü sayılabilecek deneyim. Başkası var mı? Ludington -Var. İstiklal Caddesi''nde geçenlerde kalabalıkta yürüyordum. Birden iki 10-12 yaşlarında çocuk kavgaya tutuştu. Dikkatler oraya çekilirken cebimden bir elin cüzdanımı çektiğini hissettim. Adamı yakaladım. Bu sırada kalabalığın arasından fırlayan bir sivil polis yankesicinin üzerine atlayıp yere yatırdı. Orada beliren arkadaşlarıyla bir arabaya atıp karakola götürdüler. Oradaki insanlardan gelip benden özür dileyenler, geçmiş olsun diyenler oldu. Bir olayla da Bursa''da karşılaştık. Karım satın aldığı pahalı bir ipek şalı dolaştığımız dükkanlardan birinde unutmuştu. Hangisinde olduğunu bilmiyorduk. Ertesi gün bunlara uğrarken unuttuğumuz dükkan sahiplerini bizi bekler bulduk. Bu ABD''de hiç olmaz.

* Kışlalı -Türkiye neden ve nasıl değişiyor sizce? Ludington -Türkiye gelişiyor ama fakir insan sayısı da artıyor. Tüketim reklamları tabii bunları olumsuz etkliyor. Eskinin güçlü ahlak kuralları zorlanıyor. Verdiğim örnekler bunu gösteriyor. Direnen ahlak ve tüketim arzusunun oluşturduğu durum. Türkiye''de turist sayısı da müthiş artıyor. İlk geldiğimde bu alan hiç organize olmamıştı. Şimdi müthiş bir gelişme var. İstanbul eskiye göre daha temiz ve daha düzenli. Ama yeni bazı büyük binalar güzelliği olumsuz etkilemiş. Buna karşın ülke düzeyinde müthiş kalkınma ortada.

* Kışlalı -İstanbul''da toplumun görüntüsünde bir değişiklik farkediyor musun? Bazı yabancılar kadınlarda başörtüsünün arttığını söylüyorlar? Ludington -Doğru. Topkapı''da farkettim. Eskiden Topkapı Sarayı''na gidenler sadece yabancı turistlerdi. Bu defa gelenlerin yarısının başörtülü gruplar halindeki kadınlar olduğunu gördüm. Osmanlı tarihiyle ilgiliydiler. Sultanların aynı zamanda Halife olmalarından mı ileri geliyordu bu ilgi bilmem. Müzenin dini bölümleriyle de ilgileniyorlardı. Topkapı galiba şimdi biraz da İslami eserleriyle ön plana çıkmış.

* Kışlalı -Bursa''da ne yaptınız? Ludington -Orada İznik''e gittim. Son derece ilginç bir deney yapılıyor. Eski İznik çinileri yeniden yaşatılmak isteniyor. İstanbul''dan Işık Akbaygil isimli bir profesör bir vakıf kurmuş. İznik''te bu çinilerin en iyi şekilde üretilmesi için çalışmalar yapıyor. Bunlar 6. asrın ortalarında kısa bir süre yapılmış şeyler. Çiniler, seramikler. Daha sonra kalite düşmüş. Kütahya''da güzel şeyler yapılıyor ama bu sözünü ettiğim dönemdekiler eşsiz. Şimdi vakıf eski çinileri kimyasal bakımdan inceleyip onları aynen yeniden yapmaya çalışıyor. Çok güzel şeyler üretiyorlar. Fazla miktarda üretiyor değiller ama 40 kişi kadar çalışıyorlar. Çok ilginç bir deneyim başlatıyorlar. Umarım başarılı olurlar. Sözünü ettiğim çinilerin dünyada eşi yoktu.

* Kışlalı -Ürettiklerini ne yapıyorlar? Kimler alıyor? Fiyatlar ne? Ludington -Yabancı turistlere de satıyorlarsa bile asıl yapmak istedikleri bunları değerli yapılara ulaştırmak. İstanbul''da 50 cami var. Çinileri olan. O zamanlar çinilerin en büyük alıcısı sultanlardı. Özel sektör de binalarını güzelleştirmek için alırlar. Borsa alabilir. Bankalar da. Oteller. İznik Vakfı çinileri Kütahya çinilerinden çok pahalı. Bir Kütahya tabak 50 dolar ise, İznik Vakfı çini 200 dolardır.

Basın pek ilerlemedi * Kışlalı -Türk basınında dikkatini çeken değişiklikler görüyor musun? Ludington -Türk basınının, burada yaşadığım yıllardan bu yana, pek ilerlediğini sanmam. Batı''da bildiğimiz gazeteye şekil olarak benzeyen sadece iki gazete gördüm. Diğerleri çok renkli ve fotoğraflı. Eskiden galiba daha ciddi gözüken gazete adedi daha fazlaydı. Öğrendiğime göre ciddi gazetelerin tirajları oldukça azalmış.

* Kışlalı -Amerika''dan Türkiye''deki olayları nasıl izliyorsun? Ludington -Türk gazeteleri, en kolay internetten okuyorum.

* Kışlalı -Türk-Amerikan ilişkileri sizce hangi noktada? Ludington -Çok çok iyi sanıyorum. Bunun için de çok sebep var. İki taraf yılların verdiği deneyimle ilişkileri en iyi noktaya getirmenin yollarını buldular. Tabii her ülkede bir başka ülke ile fikir farklılıkları olabilir. Amerikalılar fazla ısrarcı olmuyorlar. Büyük ülke olmanın gücünü kullanmıyorlar. Sakin bir şekilde diplomatik yollar izliyorlar. Türkler de herhangi bir telkin karşısında fazla hassasiyet göstermiyorlar. Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne girmek istemesinden ileri gelen bazı Batı gereksinmeleri işleri kolaylaştırıyor. İnsan hakları konuları gibi konularda şimdi Türkiye''ye baskı daha ziyade Avrupa''dan geliyor. Böylece Amerikalılar antipatik olmadan kenarda kalıp gelişmeleri seyrediyorlar. Türkler''i daha fazla insan hakları ve daha fazla demokrasi için tazyik etmiyorlar. Kötü kişi Avrupalılar olsun artık.

"Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne girmek istemesinden ileri gelen bazı Batı gereksinmeleri işleri kolaylaştırıyor. İnsan hakları konuları gibi konularda şimdi Türkiye''ye baskı daha ziyade Avrupa''dan geliyor. Böylece Amerikalılar antipatik olmadan kenarda kalıp gelişmeleri seyrediyorlar. Türkler''i daha fazla insan hakları ve daha fazla demokrasi için tazyik etmiyorlar. Kötü kişi Avrupalılar olsun artık"