Abbasi halifelerinden Ebu Ca''fer Mensur, Mescid-i Nebevi içinde İmam-ı Malik ile konuşuyorlardı. "Ey Mensur! Burası Mescid-i saadettir! Hafif sesle söyle! Hak teala, Hucurat suresinde mealen; "Sesinizi Resulullah''ın sesinden daha yüksek yapmayınız!" buyurarak, bir cemaati azarlamıştır. "Resulullah''ın yanında hafif sesle konuşanlar" ayet-i kerimesi ile de, hafif konuşanları övmüştür.
Resulullah''a, vefat ettikten sonra saygı göstermek, sağ iken saygı göstermek gibidir" dedi. Mensur, boynunu bükerek; "Ya Eba Abdullah! Kıbleye karşı mı durmalı, yoksa Kabr-i saadete karşı mı durmalı?" diye sordu. İmam-ı Malik hazretleri; "Resulullah''tan yüzünü çevirme! Kıyamet gününün şefaatçisi olan o yüce Peygamber sallallahü teala aleyhi ve sellem, kıyamet günü, senin ve baban Adem aleyhisselamın kurtulması için vesile olacaktır.
Kabr-i saadete dönerek ve Resulullah''ın mübarek ruhuna sarılarak şefaat edilmesin! Nisa suresinin 64. Ayet-i kerimesinde mealen; "Nefslerine zulmedenler, sana gelip, Allahü tealadan af dilerse ve Resulüm de, onlar için af dilerse, Allahü tealayı, tövbeleri kabul edici ve merhamet edici bulurlar" buyuruldu. Bu ayet-i kerime, Resulullah''ı vesile edenlerin tövbelerinin kabul olunacağını söz vermektedir" buyurdu. Bunun üzerine, Mensur olduğu yerden kalkıp, Hücre-i saadet önünde durdu; "Ya Rabbi! Bu ayet-i kerimede, Resulünü vesile edenlerin tövbesini kabul edeceğine söz verdin. Ben de, yüce peygamberinin yüksek huzuruna gelip senden af diliyorum. Kendisi sağ iken af dileyip af buyurduğun kulların gibi, beni de affeyle! Ya Rabbi! Nebiyyürrahme olan yüce Peygamberini vesile ederek sana yalvarıyorum. Ey peygamberin en üstünü olan Muhammed aleyhisselam! Sana tevessül ederek, Rabbime yalvardım. Ya Rabbi! O yüce Peygamberi sana şefaatçi eyle!" diyerek yalvarmaya başladı.
O makama uygun edebi ve saygıyı göstermeyecek olanların, Medine-i münevverede çok kalmaları doğru olmaz buyuruldu. Anadolu köylülerinden biri, Medine-i münevverede senelerce kalmış, evlenmiş ve Hücre-i saadette belli bir hizmete girmişti. Bir gün ateşli bir hastalığa yakalandı ve canı ayran istedi. "Eğer köyümde olsaydım, şimdi güzel bir ayran içerdim" düşüncesini gönlünden geçirdi. O gece, Resulullah, Şeyh-ul-Harem efendiye rüyada görünüp, o kimsenin yaptığı işin başkasına verilmesini emir buyurdu. Şeyh-ul-Harem; "Ya Resulallah! O hizmeti, ümmetinden filan kimse yapmaktadır" deyince; "O kimseye söyle! Köyüne gidip, ayran içsin!" buyurdu. Ertesi gün, bu emir bildirilince, köylü baş üstüne diyerek memleketine gitti. Yarın: Salevatı şerife getirmek...

