Kaydet
a- | +A

Dün, üzerinde yaşadığımız güzel ülkemizin kapılarını açan Sultan Alparslan''ın ölüm yıldönümüydü. 927 sene önce şehadet mertebesine kavuşmuştu. Bu değerli hükümdar, eşsiz komutan anılınca, hep o suikast anındaki sözleri aklıma gelir. İnsanın acizliğini, Cenab-ı Hakk''ı bir an da olsa unutmamanın, ona sığınmanın önemini göstermesi bakımından çok önemli bir olay bu. Önce cenab-ı Hakka teslimiyeti, yiğitliği, merhameti ile ilgili bir iki anekdot verip, ondan sonra bu olaya dönmek istiyorum...

Malazgirt zaferi, tarihimizde çok önemli bir dönüm noktası... Sultan Alparslan, namazdan sonra secdeye kapanır. Cenab-ı Hakk''a hamd ettikten sonra, gözlerinden yaşlar boşanırken; "Ya Rabbi! Senin dinini yaymak, dinini yüceltmek için yaşıyorum. Habib''in hürmetine, Cihar-ı güzin (dört halife) hürmetine, Kur''an-ı kerim''de medhedilen Eshab-ı kiramın hürmetine, sevdiğin kulların hürmetine islam düşmanlarını kahrederek beni muzaffer eyle. Allah''ım! Azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin rızan için savaşıyorum. Allah''ım! Ordumu muzaffer eyle! Günahlarım sebebiyle onları kahreyleme! Allah''ım niyetim halistir. Bana yardım et. Sözlerimde yalan varsa beni kahreyle!..." diye yalvarır. Şu merhamete bakın... Bunu ancak Peygamber efendimiz ve O''nun yolunda olanlar yapabilir... Yüce Allah''ın yardımı ile savaş kazanıldı... Ertesi gün, muzaffer Sultan, Bizans İmparatoru Romanos Diogenes''i çadırında, ayakta, bir misafir gibi karşıladı, yanına oturtarak; "Ey İmparator! Zaferi sen kazansaydın bana ne yapardın?" diye sorunca; "Sen böyle, benim veya adamlarımın lütfuna terkedilmiş olsaydın, ya başını kesmelerini, veya darağacında asmalarını emrederdim" cevabını verdi.

Sultan; "Hakikaten doğru söyledin. Şayet bunun aksini söyleseydin, o zaman yalan söylediğin anlaşılırdı. Şimdi sana ne yapmamı umuyorsun?" diye tekrar sordu. O; "Ya beni öldürtürsün! Ya ülkelerinde beni dolaştırıp teşhir ettirirsin!.. Veya... Fakat bunu düşünmek bile hayaldir. Çünkü mümkün görmüyorum!.." dedi. Sultan; "O mümkün görmediğin nedir?" diye sorunca da; "Affedilerek ülkeme iade edilmem!" dedi. Sultan; "Seni affetmekten başka bir şey düşünmedim" buyurduğunda, İmparator buna bir türlü inanamadı. Sevinçle; "Başlarına geçtiğimden beri Bizans''ın hazinelerini, asker toplamak ve savaş hazırlığı yapmak üzere harcayıp bitirdim. Lakin hayatımı bağışlamak karşılığında Bizans ülkesine sahip olmak hakkındır" dedi. Şimdi gelelim o suikasta ve ibretli sözlerine... Malazgirt zaferinden sonra, bir kale kuşatmasında kale komutanı, kalenin fazla dayanamayacağını anladı ve teslim olacağını bildirdi. Alparslan''ın huzuruna çıkarıldığı sırada Sultan''a hücum edip, hançer ile yaraladı. Sultan Alparslan aldığı bu yaralardan kurtulamadı. Dördüncü günü, 25 Ekim 1072 tarihinde şu ibretli sözleri söyledi;

"Her ne zaman düşman üzerine azmetsem, Allahü teâlâya sığınır, O''ndan yardım isterdim. Dün bir tepe üzerine çıktığımda, askerlerimin çokluğundan, ordumun büyüklüğünden, bana, ayağımın altındaki dağ sallanıyor gibi geldi. ''Ben, dünyanın hükümdarıyım. Bana kim galip gelebilir?'' diye bir düşünce geldi kalbime. İşte bunun neticesi olarak, cenab-ı Hak, aciz bir kulu ile beni cezalandırdı. Kalbimden geçen bu düşünceden ve daha önce işlemiş olduğum hata ve kusurlarımdan dolayı Allahü teâlâdan af diliyor, tövbe ediyorum. La ilahe illallah Muhammedün resulullah!..." diyerek şehid oldu.

Sultan Alparslan, inancı ve yaşayışi ile saf, tertemiz bir Müslümandı. Saltanatı müddetince islam dinine hizmet etti. Dinine çok sıkı bağlı idi. İslamiyeti içten yıkmaya çalışan iç düşmanlara karşı da çok hassastı. Hatta bir defasında,"Kaç defa söyledim. Biz bu ülkeleri Allah''ın izniyle aldık. Temiz Müslümanlarız, bid''at (Dine sonradan sokulan şeyler) nedir bilmeyiz. Bu sebepledir ki, Allahü teâlâ halis Türkleri aziz kıldı" demiştir.

Başarısının sırrını bu şekilde ifade etti... Selçuklular''dan sonra, Osmanlılar da, cedleri gibi samimiyetle, ihlasla çalıştıklarından üç kıtaya hakim oldular...

Samimiyet, ihlas ve gayret... Bunlar varsa iş tamam.