Hudaybiye andlaşması yapılınca, artık müşriklere yapılacak bir iş kalmamıştı. Resul-i ekrem efendimiz, Eshab-ı kirama; "Kalkınız! Kurbanlarınızı kesiniz. Başlarınızı tıraş ettikten sonra ihramdan çıkınız" buyurdular.
Peygamber efendimiz, herkesten önce kurbanını kesti. Sonra kendisini, berberi Hıraş bin Ümeyye hazretleri tıraş etti. Eshab-ı kiram, o mübarek saçları daha yere düşmeden havada kapıştılar ve bereketlenmek için sakladılar. Sahabiler de kurbanlarını kesip, bir kısmı saçlarını kazıttı, bir kısmı kısalttırdı. Hudaybiye''de yirmi gün kadar kalınmıştı. Peygamber efendimiz arkadaşları ile birlikte Medine''ye dönmek üzere hareket ettiler. Yolda Allahü teâlâ, Peygamber efendimize fetih suresini vahyederek, nimetini ve yardımlarını tamamlayacağını müjdeledi. Kainatın sultanı, muzaffer olarak nurlu Medine''yi teşrif ettiği günlerde, Kureyş''in Sakif kabilesinden Ebu Basir, müslüman olmakla şereflenmişti. Müşriklerin arasında yaşayamayacağını anlayan Ebu Basir , yaya olarak Medine''ye geldi.
Hudeybiye andlaşmasının gereği olarak da Medine''den ayrılıp, Kızıldeniz sahilindeki istenilen yere yerleşti. Burası, Kureyş müşriklerinin Şam''a gittikleri ticaret yolu üzerinde bulunuyordu. Bundan sonra, Kureyş''ten müslüman olanlar Mekke''yi terkedip, Medine''ye değil, Ebu Basir''in yanına gittiler.
Bunlardan ilki Ebu Cendel hazretleriydi. Artık bunun arkası devam etti. Elli kişi, yüz kişi, iki yüz, üç yüz kişi oldular. Kureyş kervanı Şam''a giderken buradan geçmek mecburiyetinde kalıyorlardı.
Ebu Basir hazretleri yanındaki Müslümanlarla, buradan geçen müşrikleri yakalıyor ve Müslüman olmalarını istiyorlardı. Müslüman olmayanlarla çarpışıp, onları güç durumda bırakıyorlardı. Mekkeli müşrikler, artık Şam ticaret yollarının kesildiğini görüp, Medine''ye bir heyet gönderdiler. Hudeybiye sulh-namesinin "Kureyşlilerden müslüman olan bir kimse velisinden izinsiz Medine''ye giderse iade edilecek!.." maddesinin kaldırılması için yalvardılar.
Peygamber efendimiz merhamet buyurup, onların bu isteklerini kabul ettiler. Böylece Kureyşlilerin Şam ticaret yolları açılmış oldu. Müslümanlar da sabretmelerinin karşılığında Medine''ye Peygamber efendimizin yanına geldiler. Nebiyy-i muhterem, Hudaybiye''den döndükten sonra, İslam''ın bütün dünyaya yayılmasını, insanların Cehennem azabından kurtulup, hakiki saadete kavuşmasını arzu ediyordu. Zira O, bütün âleme, rahmet olarak gönderilmişti.
Bu sebeple, çevredeki hükümdarlara elçiler gönderip, İslam''a davet etmeyi düşündüler. Dıhye-i Kelbi''yi , Rum; Amr bin Ümeyye''yi , Habeş; Hatib bin Ebi Beltea''yı, Mısır hükümdarına sefir olarak vazifelendirdi. Ayrıca aynı vazife ile Sabit bin Amr''ı, Yemame''ye; Şüca'' bin Vehb''i, İran hükümdarına gönderdiler.
Bu elçiler, Eshab-ı kiramın en güzideleriydi. Suretleri ve sözleri en güzel olanlarıydı. Her bir hükümdara, ayrı ayrı İslam''a davet mektupları yazıldı Sevgili Peygamberimiz mektupların altını, gümüş yüzüğünün kaşında üç satır halinde yazılı olan, "Allahü teâlânın Resulü Muhammed aleyhisselam" mührü ile mühürledi.
Hükümdarlara gönderilecek elçiler, sabah, Peygamber efendimizin bir mucizesi olarak, gidecekleri devletin lisanını öğrenmiş olarak kalktılar. Yarın: İlk mektup Habeşistan''a

