Diyalog dinimizin emri... Hıristiyan, Yahudi; dinli dinsiz herkesle diyalog şart. Hele zamanımızda bu daha da önem kazandı. Çünkü, dünya küçüldü, insanlar birbiri ile iç içe yaşamak zorunda. İnancı ne olursa olsun, her insanın huzur ve emniyet içinde yaşaması tabii hakkı. Bu da ancak, diyologla, hoşgörü ile, inançlara karşılıklı saygı ile olur.
Zaten bu diyalog İslam dünyasında asırlardır, en güzel şekilde yaşanmış. Bizzat Peygamber efendimiz Hıristiyanlarla, Yahudilerle diyalog kurmuş. Onlara iyi davranmış, ibadetlerine mani olmadığı gibi, ibadetlerini rahat yapabilmeleri için kolaylıklar sağlamış. Onlarla alış veriş yapmış, onların yemeğini yemiş, elbiselerini kullanmış...
Bütün bilinen bu gerçeklere rağmen, bugün, sanki, farklı din mensubu insanlar arasındaki diyalog kopmuş, dinler savaşı yaşanıyormuş gibi, Vatikan''ın diyalogla yatıp, diyalogla kalkması Müslümanları haklı olarak endişelendirdi. Acaba, altından nasıl bir çapanoğlu çıkacak diye merak edildi. Sonunda bulutlar dağıldı; Vatikan''ın gerçek niyeti diyalog değil, bunu istismar ederek, Hıristiyanlığın propagandasını yapmak olduğu ortaya çıktı. Papa ll. Jean Paul, Sen Pietro Kilisesi''nde, geçen pazar düzenlenen ayinde, ''''Kilise ile diğer dinler arasındaki diyaloğa evet. Ama aynı zamanda tek kurtarıcının İsa olduğunu ilan etmek gerekiyor'''' diyerek, gerçek maksadını açıkça ortaya koydu. Böylece "Dinler arasındaki diyaloğa evet; ama, istismara hayır!" sözümüz bir kere daha haklılık kazanmış oldu.
Papa''nın istismarları, İtalyan basınında alay konusu oldu; şov yapmakla, sırları fos çıkmakla suçlandı. Kendi din mensupları bile rahatsız oldu; Vatikan''ın bu istismar kokan, açıklamalarından, uydurulan efsanelerden. Bu tepkileri gören, Vatikan geri adım atarak Papa''nın tam tersine, "Fatima olayının dini bir tarafı yok, mucizevi bir olay değil" açıklaması ile halkın tepkisini azaltmaya çalıştı.
Zaten tarih boyunca, Vatikan hiçbir zaman tavrını net bildirmedi. Sözü ile özü bir olmadı. Gerçek niyetleri hep saklı kaldı. Başarırlar veya başaramazlar, ama bu defa gerçek niyetlerinin; dinler arası diyalog, hoşgörü adı altında, dinleri birleştirmek, sonra da bütün dünyayı Hiristiyanlıştırmak olduğu ortaya çıktı artık.
İşin başka bir yönü de, bütün bunları Vatikan''ın kendiliğinden yapmadığıdır. Arkasında, Batı devletlerinin olduğudur. Batı, özellikle İngilizler, asırlardır Osmanlı ile uğraştı. Daha o zamanlar Türkleri, elde ettikleri bazı zavallılar vasıtasıyla Hıristiyanlaştırmak istediler, fakat tutmadı. Tutmayınca, Osmanlı''yı yıktılar, bu yetmedi, bu defa da İslamiyeti hedef aldılar.
Batılı ülkeler biliyorlar ki, bugün de, Türkiye Avrupa için çetin cevizdir. Bunun için Avrupa Birliği, bu halimizle bizi aralarında görmek istemiyorlar. Dışarıda bırakmaktan da korkuyorlar çünkü o da ayrı bir tehlike onlar için.
Bunun için Hıristiyanlaştıramadıkları takdirde ne yapılacağına dair alternatif planlar üretiyorlar: Gerçek İslam onlar için her zaman tehlike demektir. İslamiyeti yakından tanıyan Hıristiyan alemi Müslüman olabilir. Avrupa''nın dengesi değişebilir. Bu tehlikeden ancak, şimdiki Hıristiyanlık gibi, gerçeği ile ilgisi olmayan, sadece ismi İslam olan bir din geliştirerek kurtulabileceklerine inanıyorlar. Planlanan bu dinde, İslamın temeli, esası olan fıkıh olmayacak; alimler, mezhepler devre dışı kalacak. Dünya işleri ile ilgisi kesilecek; haramı, helalı olmayacak tamamen ruhanî olacak. Kısacası, namazsız, oruçsuzsuz, zekatsız... bir din olacak. Bunun için de, dinin muhatabı, tatbikçisi Peygamberimiz, devre dışı bırakılacak; hadîs-i şerifler, "uydurma, aslı yok" ithamı ile dinin kaynağı olarak kullanılmayacak. Kur''an-ı kerime de tespit edilen esaslar doğrultusunda mana verilecek. Böylece, İslâmiyet bir hümanizma, bir ahlâk sistemi haline getirilecek. Batı''nın plânı, hesabı bu...

