Son yıllarda maddî manevî her türlü sapıklığın revaç bulduğu bir açık pazar haline geldi ülkemiz. Jigololardan tutun da, Satanizme kadar her türlü ahlaksızlıklar ve inançsızlıklar müşteri bulabiliyor artık ülkemizde. Bütün bunlar, ahlaksızlıkta ve inançsızlıkta dibe vurmakta olduğumuzun emareleridir.
Son zamanlarda bunlara bir de "Şamanizm" propagandaları eklendi. Şamanizmi öven, teşvik eden yayınevleri kurulmaya başlandı. Bu konu ile ilgili yerli yabancı kitaplar, dergiler neşrediliyor. Bu akıma merak edip en çok ilgi duyan kesimin de İslamiyetten haberi olmayan "Entel, Sosyete" tabir edilen, inanç boşluğu içinde olan "tuzu kuru" kimseler olduğu görülüyor.
Aslında bu tür faaliyetler yeni değil. Geçmişe baktığımız zaman değişik versiyonlarda bütün İslam ülkelerinde bu tür oyunların oynandığı görülür. Buradaki esas maksat; Müslüman ülkeleri, İslamiyet öncesi geçmişleri ile irtibatlandırıp, geçmiş kültürlerine, inançlarına döndürebilmek. Başka bir ifade ile İslamiyetten uzaklaştırmak. İşte size bazı Müslüman ülkelerden birkaç örnek:
Mısır''da Firavunculuk hiç gündemden düşürülmez. En meşhur yerlere onların isimleri verilir. (Ramses Bulvarı, Nefertiti -Firavun''un hanımı- Meydanı, Kleopatra İstasyonu... gibi.) Yine Suriye''de Baalbek harabeleri, Baas Partisi, (Baal, İslamiyet öncesi taptıkları put) geçmişi hatırlatan örneklerden... Irak''ta Babilliler, paralarda, pullarda broşürlerde eksik olmaz. İran, kuruluşunun 2500. yılını kutlar. Mecusi isimler yaygındır. Nevruz ve Mihrican günleri büyük merasimlerle kutlanır İran''da. Bunlar hep geçmişe özendirme gayretleri.
İşte son zamanların Şamanizm hayranlığı da bu tür bir çalışmanın ürünüdür. Çok kimse, bu gerçekleri bilmediği için maalesef oyunlara alet oluyor. Şamanizm nedir?
Şamanizm; Asya''da yayılan bozuk dinlerden birinin adır. Şamanîler, ilâhî (semâvî) dinlerden hiçbirine inanmayan, yıldızlara, Ay''a, Güneş''e, heykellere, cinne tapınan kimselerdir. Şaman, bu bozuk inancın en yüksek din adamıdır. Şamanizm inancı Orta ve Doğu Asya''da yaşayan kavimler arasında yayılmıştır. İnsanlığın ikinci babası olarak kabul edilen Nûh aleyhisselâmın üçüncü oğlu Yâfes, yüzlerce torunuyla Asya''nın ortalarına yerleşti. Bunların hepsi, dedeleri Nûh aleyhisselâmın gösterdiği gibi Allahü teâlâya ibâdet ediyordu.
Sonraları, Türklerin yurdu, Âsurîler tarafından işgâl edildi. Âsurîler Güneş''e, yıldızlara tapıyordu. Âsurîler, Türklerin bir kısmını hak dinden uzaklaştırıp kendi dinlerine alıştırdılar.
Mîlâdî 610 yıllarında, Mekke-i mükerremeden yeryüzüne doğan İslâm güneşi, ilmî, ahlâkî ve her türlü fazîlet ışıklarını dünyâya saçınca, bazı diktatörler, sömürdükleri insanların İslâmiyeti işitmelerine, anlamalarına mâni oldular.
Türk hâkanları, asâletleri ve uyanık olmaları sebebiyle İslâmiyetin yayılmasına mâni olmadılar. Mîlâdî 9. asır ortalarında Müslümanlığı kabul eden Türkler, daha önce bâtıl, bozuk inançlarını hemen terk ettiler.
Türkün asâletiyle İslâmiyetin şerefi bir araya gelerek, nice asırlar, İslâm nûrunun dünyaya yayılmasında büyük hizmetler gördüler. İslâmiyetle şereflenemeyen bazı Türk boyları, meselâ bunlardan bugün Sibirya''da yaşayan Yâkutlar, hâlâ puta tapmaktadır. Hattâ, Orta Asya''dan büyük göçlerle batıya giden ve Avrupa''da yerleşen Türk boylarından Bulgarlar, Macarlar vs. Hıristiyanlaşarak Türklüklerini de kaybetmişlerdir. Demek ki, Türklerin bugün dünya siyasetinde önemli bir yeri varsa, önemli bir bölgede hükümranlıklarını sürdürüyorlarsa, bu, Müslümanlıkları sayesinde olmuştur. Böyle olmasaydı, diğer ırkdaşlarının durumuna düşerler; Türklükle alakaları kalmazdı.

