Önce geçenlerde yayınlanan bir yazımdan etkilenip, mail geçen bir vatandaşımızın sözlerine yer verip sonra da, bununla ilgili düşüncelerimi aktarmak istiyorum bugün...
"Merhaba, sizin Türkiye Gazetesi''ndeki "Üç altın yığını, üç ceset" yazınızı okudum ve çok etkilendim. Size önce kendimi tanıtmak istiyorum: Ben 25 yaşındayım, mesleğimi soracak olursanız, söyleyeyim: Mesleğim hırsızlık. Evet ben bir hırsızım. Yazınız tamamıyla doğru. Çalışmadan, alın teri dökmeden elde edilen paranın hayır etmeyeceğini belirtiyordunuz. Aynen öyle... Şimdiye kadar bunu anlayamamıştım. Yazınızı okuyunca iyi anladım. Çünkü tecrübe ile sabit. İnanın 15 yaşımdan beri hep çalıyorum. Ama neyim var, bir bakıyorum da, hiç... Affedersiniz üzerimdeki donu bile bir balkondaki çamaşır ipinden çaldım. Ama bizim hayatımız böyle. Günlük yaşıyoruz. Bugün ''bulup'' bugün yiyoruz. Bazen oldu çaldığım milyarları da buldu. Fakat hiç mi hiç faydası olmadı. Hepsi öyle veya böyle elimden çıktı. Hiç kalmadı. Size bu maili yollamamın sebebi, bana bir akıl hocalığı yapmanız içindir. Diyeceksiniz ki, neden yapıyorsun bu hırsızlığı? Nedenini söyleyeyim; yokluk... Bütün arkadaşlarım zengin her şeyleri var; arabaları var, evleri var, paraları var... Yani anlayacağınız benim hiçbir şeyim olmadı. Olması için de ben hep çaldım. Fakat yine olmadı. Şimdi karar verdim artık çalmayacağım. Ama bu, ne kadar sürer bilemiyorum tabii ki. Sizin yazınız beni bir hayli etkiledi. Şimdi size soruyorum, ben bu hırsızlığı tamamen bırakmak için ne yapmalıyım?"
Evet, ne yapmalı? Psikiyatride davranış bozukluğu, dinimizde kötü huy diye adlandırılan; çalma, yalan söyleme, para, makam hırsı, dedi-kodu gibi hastalıklar dinimizde de her toplumda da tasvip edilmeyen antisosyal davranışlardır.
Bu tür davranışların temeli daha küçük yaşlarda iken atılır: Aile geçimsizlikleri, sevgi ve saygı eksikliği, ilgisizlik, aşırı ve yerli yersiz cezalandırmalar sebebiyle bu bozukluklar gelişir ve çocuk büyüyünce böyle davranış bozuklukları ortaya çıkar. Bundan kurtulmak için bir psikiyatriste danışmakta fayda var.
Ayrıca şehir hayatındaki ekonomik dengesizlikler de bu davranışları körüklemektedir. Çünkü yapılan bir araştırmaya göre, bu tür davranış bozukluğu gösteren çocukların yüzde 93''ü şehirde, yüzde 3''ü köyde yaşıyor.
Şimdi gelelim bundan kurtulmanın çarelerine. Önce tövbe edip, kararlı bir şekilde bu işlerden uzak kalmak ve dinimizin emirlerini öğrenip bunlara uygun bir iş yapmak, helal kazançla yaşamaya çalışmak gerekiyor. Öncelikle de namaz kılmak. Bunları yapan kötülük yapamaz. Kul hakkının ne olduğunu bilir. Çünkü, cenab-ı Hak, "Kul hakkı ile karşıma gelmeyin!" buyuruyor. "Diğerlerini affederim, fakat kul hakkını affetmem" buyuruyor. Dine uygun yaşamak da, ancak iyi bir çevreyle olur. Bunun için de, önce güzel bir çevre edinmeli, mevcut çevreden hemen uzaklaşmalıdır. İnsanın bulunduğu çevreye çabuk uyum sağlama eğilimi vardır. İnsanın iyi veya kötü olmasında arkadaşın, çevrenin rolü büyüktür.
Dinimize göre insanı kötü yola sevkeden üç büyük düşman vardır. Bunlar; şeytan, nefis ve kötü çevre, kötü arkadaş. Bunların içinde en tehlikelisi kötü arkadaştır. Şeytan ve nefis insana kötü arkadaş vasıtası ile günah işletir, yoldan çıkartır. Nitekim Peygamberimiz, "Kişinin dini arkadaşının dini gibidir. Şu hâlde kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin!" buyuruyor.
Kur''an-ı kerimde de, "Benim yolumda gidenlere uy!" buyuruluyor. (Lokman 15) Allahü teâlânın yolunda gidenler de; kul hakkına dikkat eden, kimsenin malına göz dikmeyen, dinimizin bildirdiği şekilde yaşayan kimselerdir.
"Ben kendimi korurum, kötünün bana ne zararı dokunur?" demek çok yanlıştır. Çürük bir meyve, sepetteki bütün meyvelerin çürümesine sebep olur. Kötü arkadaşlarla düşüp kalkan, kılavuzu karga olan nasıl her zaman temiz kalabilir? İyi insanlarla beraber olan kimse, bir müddet onlar gibi olamasa bile, en azından onların yanında kötülüklerden uzak kalır.

