Yapılan bazı yayınları anlayamıyorum. Nedenini, niçinini, anlamak için kendimi çok zorluyorum fakat nafile... Ülkemizde bir kesim var; bunlara yobaz mı desem, bağnaz mı desem şartlanmış mı desem; ne diyeceğimi de bilemiyorum.
Bunlar, Cenab-ı Hakk''a -haşa- meydan okumak(!) için en basit olayları bile istismar ederler. Biliyorsunuz, geçen hafta 21.Yüzyıla damgasını vuracak, insanlık tarihinde bir dönüm noktası kabul edilen "gen haritasının çıkarılması" ile ilgili çok önemli bir buluş gerçekleştirildi. ABD Başkanı Clinton ve İngiltere Başbakanı Tony Blair bu önemli buluşu açıkladılar. Malum kesim, bunu büyük bir fırsat bilip hemen yine meydan okumaya(!) başladı. "Ölümsüzlüğe ilk adım" , "Ölümsüzlük gerçekleşiyor", "İnsanın ömrü binikiyüz yıla çıkıyor" ," Alın yazısı çözüldü", "Arızalı insana son", "Her derde deva", "Bilim Tanrı yerine geçiyor" gibi aslı astarı olmayan safsatalarla bu önemli buluş hemen saptırıldı.
Bu bizde ilk defa yapılan istismar değil. Yıllar önce de, Güney Amerika''da bir biyolog, amipi stoplazma ve çekirdeğini ortadan keserek, iki parçaya ayırmıştı. Aynı kesim hemen yaygaraya başlamıştı: "Amerika''da, amipler parçalanıp öldürüldükten sonra, tekrar yaşatılıyor. Artık hayatın sırrı çözüldü. Ölü hücrelere can veriliyor." yorumuyla vermişti. Kopyalama olayında da aynı heyezanlar yapılmadı mı? Akıl almaz senaryolar üretilmedi mi?
Halbuki bu tür buluşlar, Cenab-ı Hakk''ın büyüklüğünü göstermektedir. Sadece DNA''nın çözülmesi bile Cenab-ı Hakk''ın, varlığına, büyüklüğüne bir delildir. Şu muazzam sisteme bakın!
İnsanın genetik yapısını oluşturan DNA''lar, dört ana kimyasal bloktan oluşuyor. Bu kimyasal bloklar, kromozomlarla birlikte yaklaşık üç milyar kimyasal ''üs''te toplanıyor. Her bir insanın vücudunda, bu 3 milyar ''üs''sün dizilişi kişiye özel bir farklılık gösteriyor. Bu yapının büyüklüğü ve karmaşıklığı akıllara durgunluk veriyor. İnsanın DNA yapısını oluşturan elemanların adlarının tek tek sesli olarak okunması için, 9.5 yıllık bir süre gerekirdi. İnsan vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre bulunduğu göz önüne alındığında, bu DNA''lar birbiri ardına dizilecek olsa, dünyadan Güneş''e olan yaklaşık 150 milyon kilometrelik mesafe, tam 600 kere kat edilirdi.
Bu muazzam sistem, inkarı değil tasdiki gerektirmez mi? Tabii ki bu bir nasip meselesi, Gagarin uzaya gittiğinde ''Burada Allah''ı görmedim'' demişti. ABD''li Armstrong gittiğinde ise ''Ben burada Cenab-ı Hakk''ın kudretini daha çok hissettim'' demişti. Böyle nasipsizleri Cenab-ı Hak, şöyle bildiriyor: "Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler." (Bekara/18) Yeni buluşları, saptırmak bilimsel çalışmanın ne olduğunu bilmemeyi gösterir. Çünkü, bilimsel çalışmaların amacı, olmayanı yoktan yaratmak değil, var olanı anlamak, çözmek bunu insanlığın istifadesine sunmaktır.
Bunu da zaten Cenab-ı Hak, Kur''an-ı kerimin birçok yerinde emrediyor, "Yerleri, gökleri, canlıları, cansızları ve kendinizi inceleyin. Gördüklerinizin içini, özünü araştırınız. Bütün bunlarda yerleştirmiş olduğum kuvvetimi, kudretimi, büyüklüğümü ve hakimiyetimi bulunuz, görünüz, anlayız!" buyuruyor.
Yanıldıkları konu şu: Varlığa ''''ol'''' emrinin kim tarafından ve nasıl verildiği sorusunun cevabını aramak, ölçüsü deney ve gözlem olan bilimsel metodolojinin görevi değildir. Bu sorunun cevabını dinler ve dinlerin muhatabı olan Peygamberler verir. Bunların ölçüsü de deney değil, vahiydir. Bu inceliği anlayamayanlar, inkar bataklığından hiçbir zaman kurtulamazlar.

