Ülkemizi büyük bir üzüntüye gark eden depremin üzerinden on gün geçti. Afet bölgelerinde hayat artık yavaş yavaş normale dönmekte. Devlet millet dayanışması ile yaralar hızla sarılıyor. Vefat edenlere Yüce Allah''tan rahmet, kalanlara sabır dilemekten başka elimizden ne gelir? Deprem günü seyahatte olduğum için, bu elim olaya temas etme imkanım olmadı. Biraz gecikmeli de olsa, bu konu üzerinde durmak istiyorum bugün.
Müslüman, iyi olsun kötü olsun, her hadiseye ibret nazarı ile bakar. Olanlardan ibret alır. Eğer ibret alamıyorsa inanan kimse için büyük bir eksikliktir bu. Acilen bunun tedavisi gerekir.
Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara tarafından merkez üssünün Gölcük Deniz Üssü olarak açıklanan 7.4 şiddetindeki depremden de alınacak çok derslerimiz olması lazım...
Müslüman şuna inanır ki, eğer günahı varsa, karşılaştığı musibetler günahlarına kefarettir. Bu üzüntüler sebebiyle günahları yok olmaktadır. Günahı yoksa, çektiği bu sıkıntılar sebebiyle Ahıretteki dereceleri yükselecektir. Vefat edenler ise, şehid olmaktadır.
Zaten, Müslümanlar musibetlerle hep iç içe olmuştur. Uzun müddet bir sıkıntı gelmeyince kendilerinden korkmuşlar. Çünkü, sıkıntının olmaması, Allahü teâlâyı unutmaya, O''na isyan etmeğe, haram, günah işlemeğe sebep olacağını düşünmüşler. Allahü teâlânın, acıdığı kullarını dert ile, bela ile, gafletten uyandıracağını bilir inanan kimse.
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki, "Muhakkak kul, işlediği iş sebebiyle Allah nezdinde bir dereceye nâil olmadığı vakit, Allah onun vücûduna, malına veya evlâdına bir belâ vermek sûretiyle, onu imtihân eder ve sonra Allah nezdinde ulaşamadığı dereceye varıncaya kadar, bu belaya sabrettirir." İsrailoğullarına zulmüyle meşhur Firavunun, herkesin kendine tapınmasını istemesine sebep; dört yüz sene yaşayıp bir kere başının ağrımamış olmasıydı. Bir kere başı ağrısaydı, sıkıntılara, çaresizliklere düçar kalsaydı, o saygısızlık, cür''et hatırına gelmezdi.
İslam büyükleri buyurur ki: Mümine kırk gün içinde, üzüntü veya hastalık veya korku yahut malına ziyan gelir. Hadis-i şerifte "Her gün bela der ki, ''Nereye gideyim?'' Allahü teâlâ buyurur: Dostlarıma git. Seninle onları imtihan ederim, sabredenlerin günâhlarını siler ve derecelerini yükseltirim" En büyük sıkıntı, başta Peygamberler olmak üzere, derece derece Cenab-ı Hakk''a yakın, Allah dostu kimselerin başına gelmiştir. Nitekim hadis-i şerifte, "Belalar, sıkıntılar en çok Peygamberlere, sonra Evliyaya, sonra bunlara benzeyenlere gelir" buyuruldu.
Deprem, sel, yangın vb. diğer afetler insanlara birer ikazdır. Ahıreti unutanlara; dünyanın geçici olduğunu, insanın yıllarca didinip elde ettiği malının mülkünün bir anda elinden nasıl çıktığını gösteren ilahi bir uyarıdır. Hatta, malının mülkünün gitmesi ile kalmayıp, kendisinin de çok sevdiği hiç ayrılmayacak gibi bağlandığı dünyadan ansızın nasıl ayrıldığını gösteren çok ibretli bir olaydır. Hadiselerde gerçekten çok ibretler var. Hep söylenir yazılır: İnsan, ne kadar zengin olursa olsun, kefenin cebi yoktur. Mezara götüreceği sadece bir kefendir, diye...
Bu deprem bize gösterdi ki, bazan o kefen bile götürülememekte. O bile nasip olmamakta. Şehid olmuş, zaruretten dolayı kefenlenememiş kimseye bu durum bir zarar vermez. Bunda onun bir kaybı olmaz. Ancak, geride kalan bizlere çok ibretler var bunda.
İnsanoğlu, uzun müddet sıkıntı görmezse, azgınlık baş gösteriyor. Çünkü, ihtiyaçsızlık azgınlığa sebeptir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki, "Şüphe edilen altını, ateşle muayene ettikleri gibi, Allahü teâlâ, insanları dert ile, belâ ile imtihân eder. Bazısı, belâ ateşinden hâlis olarak çıkar. Bazısı da, bozuk olarak çıkar." "Üç şey vardır ki, kul, onlarla dünya ve ahiret nimetlerine nail olur: Belaya sabır, kazaya rızâ, bolluk ve rahatlıkta da duâ." Rahatlıkta dua, şükür nerede? Azgınlığın, ihtiyaçsızlığın insanı ne hale getirdiği gözler önünde... Bunu açık şekilde görüyoruz günlük yaşantılarımızda. Birçok büyük kentlerimizde ve özellikle sahil kesimlerimizdeki eğlence merkezleri sabahlara kadar tıklım tıklım dolu. Depremin ertesi günü bile bir azalma olmadı. Buralarda akıl almaz rezaletlikler yapılmakta.Transparan giysilerle mankenlerin sokak defileleri düzenlenmekte, içki, kumar, fuhuş toplumu bulaşıcı hastalık gibi sarmış, zina suç olmaktan çıkarılmış, televizyonlarda, sinemalarda porno filmlerin oynatılması, sıradan yayın haline gelmiş; uyuşturucu, esrar, rüşvet, talan, soygunculuk alabildiğine yayılmış, haram işleyenler değil haram işlemeyenler ayıplanır hale gelmiş...
Netice olarak, afetler birer İlahi ikazdır. Merhameti, rahmeti, affı sonsuz olan Yüce Allah hatalarımızı görmemizi, kendimize gelmemizi istiyor...
Mal, mülk, çoluk çocuk, servet, yazlıklar, kışlıklar... hepsi boş ve fani!..

